7 Kasım 2010 Pazar

Yokluk Misafiri

Okuma sevgili, ağlarsın...




Derlerdi ki "Zamanla hafifler acısı"... Herkes yalancı. Zamanla derinleşti yaram. Sığmıyor göğsümde taşıdıklarım. Sığmıyorum bu şehre. Aynı gökyüzündeyiz ya, aynı şehirde hatta aynı, aynı sokaklardayız ya. Nefesim batıyor bu yüzden içime.

Bugün giydiğim o kazak... Seni o kadar sahiplenmiş ki inatla atmıyor kokunu üzerinden. Giymeyecektim aslında yemin ederim. Unuttum dedim seni. Unutmuş gibi yaptım hep. Kimseye tek kelime etmedim. Sadece yazdım. Deli gibi, çıldırır gibi... Ve giymeyecektim yemin ederim, hatırlamayacaktım seni. Ama oldu bir kere, affet.

Şeffaf olmalıydı aslında ten. İnsanın içi görünmeliydi. Nasıl acı çektiğimi görmeliydin, nasıl acı çek-me-diğini görmeliydim. Oysa ten çok kalın bir örtü. Hiç belli etmiyor acısını. İçimden yüzüme alevlerin sıcağı vururken sürekli, dışımda ağır titremeler, üşümeler var. Böyle bir şey yani aşk. Anlamıyorum dediğin nokta. Anlamak için uğraşmadığın nokta.

İntikam duygun ağır basmış olmalı. Sözlerim ağır gelmiş olmalı yani. Seni kötülemek istemem sevgili ama seni yüceltirsem ben ezilirim. Kimin kızı olduğumu unutmamalıyım çünkü ben. Unutmuyorum. Zaten seni en fazla yapmadıklarınla yüceltebilirim. Yaptıkların ortada. Gövde gösterisi yapıyorum sadece. Güçlüyüm ama bir yere kadar. Bir yerden sonrası bildiğin yalan.

Yalnız bir insan daha ne kadar yalnız bırakılır bunu gösterdin. İnanmıyorsun hiç, biliyorum. Ama sınırsız seviyorum seni. Benim için şunu yap desen, öl desen mesela, mutlu edecekse bu seni, hemen. Sonra da dersin ki aşkından ölecek kadar salak olur mu bir insan?...

Sık sık aklıma geliyorsun. Yaşadıklarımız, yaşayamadıklarımız ve hayallerim. Engel olmuyorum artık. Aklıma geldiysen sonuna kadar kalmanı bekliyorum bende. Gülüşün yansıyor. Yok böyle bir güzellik. Gözlerin falan. Sizin tabirinizle "taş gibi be abi."...

En çok kalbime acıdım. Bu kadar acıya nasıl dayanıyor diye. Bir de ellerime. Artık daha çok üşüyorlar inan. Ve ısıtmak için de çabalamıyorum artık. Yoksa ellerin, ısıtmanın bir anlamı yok çünkü.

Ah sevgili. Onca savaş, onca yenilgi, onca düşman, onca acı, onca düşünce... Her şey yani.
İyi - kötü her şey. Her söz... Yalan mıydı?

"Hayatımın sonuna kadar seninle kalabilirim" film repliklerinden kaçma bir duyguya, bir film sahnesi kadar bile izin vermedin. Kendine mi güvenmedin, bana mı güvenmedin, güvensizliğe mi güvenmedin yoksa güven denen duyguya mı güvenmedin hiç anlamadım. Hep kanadım. Kanayabildim sadece. Kanlar ayaklarına kadar ulaştı. Sende öyle bir gökyüzü sevgisi var ki eğmiyorsun başını bir kez bile yere. Baksan adımlarına, kıyametini kopacak asfalt.

Biliyorsun. Kimse tarafından sevilmedin. Eksiktin. Eksikliğinin acı vermediği noktaydı. Tamamlamak için uğraşmıyordun. Üstünü örtüyordun hep, geçiştiriyordun. Tam o sırada düştü kalbim. Korktun. Korkaklığın sınırı yokmuş bunu gördüm seninle. Kimse seni sevmek istemezken, bir ben sevdim. Ölür gibi, toprağın altında nefes alır gibi. Bedenimi kemiren tüm haşeratlara inat. Herkesin beni sevdiği kadar ve kimsenin seni sevmediği kadar çok sevdim. Dünyadan soyutlanacak kadar, Tanrıyla aramı açacak kadar çok... Görmedin.

Sende kimseyi sevmedin. Biliyorum. Sevgiye kapalı kalbin. Kalbi felç geçirmiş bir insandan ne bekleyebilirdim...

Hiçbir şeyi sevmedin diyemem ama. Var elbet sevdiklerin. İçkin var, sigaran var, kafa yapan her şey var. Bir de hazlar var. Sana haz veren her şeyi çok sevdin. O büyük dünyan, bu kadardı işte.

Çok küçüktüm dünyaya göre. Dünyana göre de. O kadar küçüktüm ki kayboldum. Oysa kalbim vardı dünyayı yutan. Sana denizler doğuran...

Dehlizlere at tüm hücrelerimi. Sakla yaralarımın kabuklarını sonra. Kanım kurusun dudaklarında. Al, boynum da, şah damarım da senin. Unuttur seni.

Ellerin ceplerinde. Sakladığın bir şeyler mi var?
Ellerin belimde sevgili.
Unuttuğun bir şey var.
Çarmığa gerilmişim esasen.
Avuçlarımı çivilemişsin.
Belime işlediğin bu resim, anlamsız mı sahiden?
...

Hiç bilmedin ya hiç de bilmeyeceksin. Mesela bu satırların sana ait olduğunu. Evet, sahiplenmen gerek aslında. Hatta her bir kelime evlat acısı gibi koymalı sana. Gülüşün güneşim olmalıydı ki şimdi sensiz ve soğuk gecelerde hep gözlerimin önünde. Lakin ısıtmıyor, ısıtmıyor işte. Ah sana doya doya sevgilim diyemedim, ağıtlar yaksam yeter mi?

Ey kahramanım, ey yüce kişilik, ey tanrının oğlu. Hiç mi duymadın Adem ile Havva'yı? Ben senin o göğüs boşluğundaki eksik kemiğim. Hiç mi sızlatmıyor yokluğum?

Sende de kanayan yara var mı?...

Hayat çok kısa, inan hayat çok kısa.

Ve bana düşen filmin adı : Nefes Alan, Hergün Göz Önünde Olan, Yaşayan Adamını Unutmak Zorunda Kalan Kadın...

Ne acı...


Öyle işte. Ben sana "AŞK, AŞK" diye seslenirken, dünyayı unuttum.
Sense bana "aşkım" derken hep dönüyordu dünya.
Harbiden dönekmiş.
Hep döndün benden...

Yıldırım gibi bir şeydin. Düşseydin, yakacaktın. Tuttu seni tanrı. Beni cehennemle taçlandırdı. Sen şimdi kudreti yarım kalmış, gösterisini tamamlayamamış bir yıldırımsın. Bense cehennemde çürüyen küçük bulut. Ben geçmedim senden.
Sahi sen geçtin mi benden?...




"Sertab Erener - Unutursun" dinlenmeliymiş. Vurgun yemek için kuşlardan...





A'şık Öldü

Seni sevmek için ruhun bilinçaltından düştüm.

Kanatları kanayan ruhsuz yaratıkların,

Cinsel şantajlı demir yataklarına.

Çok üşüdüm.

Bedenime yayılan tek renk vardı sürekli.

Mor.

Kanlı rahimlerden tükürdüğüm küfürler hep havada kaldı.

Tanrının darağacı hep kanla boyandı.

Öyle küfrettim ki, kadınlar ayıpları nereye saklayacaklarını şaşırdı.

Sövdüğüm ayıptı, okuduğum kitap, taptığım tanrı.

Sevdiğim bir de yar vardı.

Kendini tanrı sandı.

"Yatağıma gel, cennetim ol, uğruma öl!" diye emrederken.

Tanrı güldü.

Bense cehennem yollarında hep ağladım.

Gözyaşım yangınımı dindirsin diye,

Söylemediler bana.

Gözyaşının alevi güçlendirici özelliğini söylemediler işte.

Dudaklarında cesetler vardı, tebessümle süslenmiş.

Cesetlerinin hepsi mi tecavüze saplanmış?

Dudaklarım sonsuz kez çürümüş.

Sansürlenmiş bir zihnin tek pornografisiydi bu aşk.

Lanetlenmiş çocuklara kalın perdeli beşikler yaptım.

Tanrı, yar, kutsal ruh üçlemesinde,

O kutsal ruh esvabına ben sığındım.

Kutsallık bir kalıba bürünürken,

Yar, Allahın oğlu,

Nasıl şehveti bulaştırdın?



Öyle ilkel bir oyun ki bu...

Bir zar, bir gece, bir zevk, bir namus...

Böylesi bir oyunu herhangi bir hayvana yakıştırabilirim ama kendi hayvanlığıma yakıştıramadım.

Oysa kadını koruyan bir zar olmamalı,

Oysa namusu söküp atan bir zar olmamalı.



Yar...

Ne büyük yalanların var.

Bir zevk uğruna harcadığın ne nefesler, ne sözler, ne günahlar var.

Yar!

Bir insanı ağlatmak insanlığın neresine sığar?

Tanrım.

Bu oyunda kazandıklarıma gözlerim kapalı lakin çok şey kaybettim.

Bu üzerime kalan yenilgi taşları,

Sığmıyor ceninlerimin tenine.

Çok ağır...



Bu aşk dedi tanrı,

Bu aşk senin ahlaksız teklifin.

Kabulünle kararacaktı dünyan.

Senin sınavın bendim.

Acından geber!

Sınavı geçtin...



Hep eksik kalan babalığımı aradım kayıp ruhlarda.

Benim babalığım fedakarlık değilmiş,

Benim babalığım kayıtsız şartsız sevgi değilmiş.

Anladım.



Her hatırlayışımda kalbime bir iğne gibi batırılan bu yazgı.

Beni böyle nereye götürür bilmem.

Kanarım durmadan.

Ürkek bir kuş gibi savruluşlarım bitmez.

Sığındığım liman fahişe çıktı.

Erkeklerin de fahişesini tanıdım, heyhat.



Şimdi;

Eksik kalan babalığımı kendim tamamlayacak kadar güçlü,

Tekrar aşık olamayacak kadar aciz,

Güvenimi kaybedecek kadar çaresiz,

Ve sürekli acı çekecek kadar bilinçsizim.



Aşk;

Kısacık ve incecik ve keskin bir çizgide

Aklın alamayacağı tüm akrobatik hareketleri yapmaktı.



A'şıktık.

Oysa alfabenin 28 harfi de şıktı.

A şıkkı bizi terk etti yar.



Artık ikimizde çok şıkız.

Absürdanya

Ağır gelir kan.







Yara derinleşir.







Uçsuz bucaksız bir hal alır.







Uzayda gibi, bıraksalar dibe kanacak, bıraksalar belki son bulacak, belki de daha çok kanayacak gibi.







En çok yağmuru sever benim küçük kadınlarım.







Balerin gibi sekerler, ceylan gibi süzülürler çoğu kez.







Çok yalnızdır insanlar. Çok, çok, çok fazla.







Ürkütücü ihanetler doğururlar çığlık çığlığa.







Nefes alışverişlerinde bile kirli kan kokusu vardır üç harflilerin.







Yani bu kadar basit. Sadece üç harf insanı öldürebilir.







Kadınlar ihaneti gözlerinde taşır hep.







Oysa erkeklerin aşkları sadece yataktadır.







Sonra denir ki "Adalet aşkın tutanağıdır."







Tek amaç bir beden ve zevkse,







Ve zevk zaten içteyse,















Beden yaratmak için tanrı olmak gerekmez ki.















Oysa ben aşkı tek bir hareketiyle tanıyabilirdim.















Yok ama, yok! Aşk yok!















Desem seviyorum, sevgi yoksa, çok pis bir şey olmaz mı?















Papatya falı soru değiştirir:















Seviyorum, sevmiyor, seviyorum, sevmiyor...















Ben bilmem hiçbir şeyi.















İnan bilmem aklının alacağı her şeyi.















Bana olmayanı sor ama, bana bilinmezliği sor.















Bana imkansızı falan sor. En zoru sor.















Psikolojik ölümleri de bilirim ben.















Bir de en iyi pollyannayı tanırım.















Yani garip bir yaratığım ben. "İnsan olmak" fiili kalıbına giremiyorum. Mesela sevemiyorum insanlar gibi. Aynı anda hem alevlerde dolaşıp hem kaçabiliyorum yani. Bir anlam aranmaz bende çünkü. Anlamlar kayıp.



Sevmek; bir bedene sığmıyorken, bir bedene de yetmeyebiliyor bazen...





Görmedin hiç.















Düzene uymayan bir şeydi bu.















Tanrı - melek arasında.















Şeytan - tanrı, melek - şeytan arasında bir şey.















Usul usul geldin sen.















Oysa ne kaoslar, ne kargaşalar yaşandı bir yerde.















Tanrının bile şaşırdığı, meleklerin bile imrendiği aşka,















Şeytan çağırdı bir ses.















Şeytan dedi:















" Aşk varsa bende varım.















Adem ile Havva'ya bile karıştım.















Ki onlar, cennetteydiler.















Oysa siz acizler,















Dünyada bana kafa tutuyorsunuz!















Ya eğilin önümde















Ya da günahı size..."























Böyleydi aşk.















Korkma ama sen.























Günahı bende...







































Anlama değmez, ipe sapa gelmez,















Ölümcül ama.















Kalp sesin varsa, mutlaka kork!















Çünkü birileri durmadan ateş edecek yaralarına.

La Ebesi

Uykusuzluğumun katili olacaksın demiştim...





Gül yapraklarından destek isteyeceğim biraz.

Benim kanatlarım senin güneşinde toz olur.

Dallarım üşür.

Ne kadar ölüm diyorsa o kadar sağırım hayata.

Sana açtığım bahçem.

Ellerim, gözlerin tutunsun diye var.

Sesim rüzgar.

Tutunmak için var ellerim.

Tenim donuk.

Ellerin, fırından yeni çıkmış ekmek gibi,

"Benim ülkem" dedirtiyor insana.

Fakat tüm renkler solabilir gayet,

Şiirler siyaha boyanabilir.

Her şey tersine dönüp,

Melekler cehennemi indirebilir elbet.

Kanımda dolaşan bir şey var; tanımlayamadığım.

Ele avuca sığmayan,

Nasıl bir sihir? Tarifsiz.

Dünyadaki en yumuşak şeyin durmadan kanat çırpması.

Uğursuz eylülleri ateşe verdim.

"Bu limana fırtına giremez!" levhası var artık her yerde.

Bu hızla büyüyen ten, kimin teni?

Unutulsun pek çok şeyin tadı.

Serçelerin kanadından tutun enfes bir ölüm için.

Sevgililer intiharlı, sevgiler cüzzamlı.

Yok kaderin kadehi, kırılacak.

Üzgün martıların ağıtları.

Saçlarım kan.

Tutmuyor yarayı ten, bazen bir izle saklıyor.

Saçları yetim kokan kız çocukları ağlıyor.

Sevmek... Tanrının tek kıskançlığı.

Aşka şehvet karıştığında şeytanın zaferi.

Kirpiklere tutunan korkak kelimeler uğulduyor.

Affedin aşıkları!...

Kimsenin yalnız kalmayacağı bir dünya çıkarları.

Affedin ama yalnız kadınları.

Alıngan hormonların tek savunuşları.

Kadın yalnızsa yalnızlık daimdir.

-

Sana geliyorum sevgili.

Elimde yitik bir Eylül akşamı.

Oysa Ekim acımasız.

Sevmiyorsun beni.

Saklanacak daha çok şey var bu gibi.

Sadece bir vicdan meselesi, bir göz mesafesi ve saire.

Uyumuyorsun benimle, uyanmıyorsun.

Uzaktayken bile hissetmiyorsun.

Kadınlığı seviyorsun sen.

Cinsiyet ayırımı yapıyorsun.

Demiştim ama sana,

Katil olacaksın.

Öldürdüklerini hiç görmeyeceksin.

Ellerin kan kokmayacak.

Oysa ben hepsini göreceğim.

Oysa ben gömeceğim öldüğüm yerlerimi.

Sen sadece uyuyacaksın.





Zorla olmaz aşk.

Kaldırım Önsözleri

İçime uzanan köklerinin alevinde yanıyor sensizlik.

Tütsü misali havaya saldığım duman.

Maskenin altından bana uzanan isteksizlik.

İnan! Tanrı ihanet etmiyor kullarına hiçbir zaman.

Bana ihanet eden gözlerin esasen.

Aynı anda bana bakarken arkamdaki sarışına baktığında anladığım.

Gözlerini hapsetmek istedim o an.

Hiçbir zaman, hiç kimseyi göremeyeceğin bir yere,

Kendi yeşilini dahi göremeyecektin işte.

Öyle seviyordum yani seni.

Aşırı kıskanç, huysuz, aksi, çocuksu...

En çok senin yanında çocuk oldum ben.

Yaralarımı örttüm şımarıklığımla.

Çünkü beni sen de yaralayacaktın, bildim.

Yaralarımı görsen ilk vuracağın yerdi orası.

Belki de öldürücü darbe olacaktı.

Yavaş yavaş teslim olurken sana,

Gittin!

Bir uçurumdan düştüm de, parçalandım da, yine aynı yerdeydim sanki.

Yok böyle bir fedakarlık!

Varlığınla daha fazla üzmemek için yokluğunla üzdün yani sen.

Bir bebeği annesiz bırakmak gibi, bir balonu iğne dolu bir odaya hapsetmek gibi.

Hem yalnızım, hem her hareketim acı.

Ömrümden yıl çalsan affetmezdim seni.

Ay çaldın, gün çaldın, an çaldın, aşk çaldın,

Affettim!

Ne kadar acı çekersem o kadar severmişim,

Ne kadar üzülürsem o kadar mutlu olur,

Ne kadar seversem o kadar sevilirmişim.

Bir başkasıyla...

Daha mutlu, daha sevgili, daha büyük.

Bir başkasıyla.

Ah adam!

Sevgilim diyecektim ben sana.

Senin aklında başka vücutlar varken.

Sevilmedim.

Çünkü hiçbir zaman gözümdekiyle gönlümdeki farklı olmadı.

Alınma lütfen.

Sana sevgim kadar nefretim de var.

Bu yüzden atamıyorum içimden.

Yağmuru sevdiğimi sakla sonsuza dek.

Çünkü ben en çocuk yanımla bağlıyım ona.

Her damlada bir melek var, buna inanıyorum.

Seni seviyorum.

Çünkü ben en çocuk yanımla bağlıyım sana.

Her aşkta doğan bir melek var, büyüttüğümüz.Buna inanıyorum.

Beraber ıslanacağımız bir yağmur,

Beraber büyüteceğimiz bir melek.

Sonsuzluk safsatasında tanrının yüzü

Kıskanç kadınlar

Aklında şeytan

Benim meleğim öldü senin gitmek eylemine gurur yüklediğin anda.

Mutlu musun sahiden?

Sahiden mutlu musun?

Gidişini kabullenecek kadar uslu bir çocuğum ama

Hala en sevdiğim oyuncağım gibi istiyorum seni.

İ.n.a.t.l.a...

Büyümenin ne olduğunu soruyorum sana.

Senden daha iyi kimse bilmiyor bunu.

Anlat bana.

Masallarım eksik, anlamlarım tanımsız, varlığın uzak, yokluğun iki dudak mesafesi.

Törpülemeye çalıştığın yerlerim kanıyor sürekli

Sen tuz basmaya devam ettikçe ben seni bulacağım.

Kör neşterli ahmak doktor!

Kadınlarla yatarsın, sadece çarşaf kirlenmez.

Çocukları sevdin diye hiçbir hücren eksilmez.

Aklım selim, dengesiz değilim.

Bir gelip bir gitmiyorum.

Bir sevdim bir bitti yok.

Sana ait devinimler bunlar. Ben değilim.

Şimdi bir düşün.Daha kim büyümeli?





Büyürsem unutacağım seni...

Terbiyeli Kalpler

Evet. Haklılar. Çok zor bir dönemden geçiyorum.Terk edilmişim, hava soğuk, gribim, acı çekiyorum, derslerim ağır, hayat zor, sürünüyorum hatta anasını satayım. Öyle boktan bir hayatım var ki bıraksalar bulduğum ilk intihar çeşidini denerim. Nah denerim.



Müzik açıp salya sümük ağlayabilirim, reklam izlerken hıçkırıklara boğulabilirim, sakinleştiricilerle sakin kalabilirim. An gelir bu ben olabilirim. Yıkıp döker, içer sızar hatta küfreder ve hatta abartıp lanet bile ederim. E olum hayatta hep pollyanna olursak zaten yenik başlamaz mıyız? "Terk etti ama olsun. Terk edilmek de güzel." Böyle kendimi avutmuşluğumda olur bazen aslında. Salaklığım tutar yani. Ama MAL! Terk edilmenin neresi güzel lan. Gerizekalı. Giden kaybetti olum. Saf. Kimi terk ediyorsun sen. Önce bir aynaya bak. Sazan.



İnsanları hayvanlaştıkları zaman seviyorum. Mamafih insan olmaya çalıştıklarında içine sıçıyorlar. Bazende tanrısal özellikleri ilke edinip odun şekline bürünüyorlar. Örneğin; Yalnızlık. "Yalnızız dostlar, yalnızlık kader." Hani yalnızlık Allaha mahsustu lan. Sen kimsin? Bi bak. Annen var, baban var, ablan, abin, kız, erkek kardeşin arkadaşın vs. bi ton insan var. Neren yalnız. Poponun yanına popo mu arıyorsun?. Tek koltukta iki popo zor zanaat. Allahtan akıl fikir dilerken iki kere düşünüyorum artık. Bu yaştan sonra pek de beklemiyorum hani.



"İnsanları sevin. İnsanlığı kurtaracak tek şey sevgi." Bok. Sen sev, onun götü kalksın. Sonra gitsin bir orospuyla yatsın. Bir de utanmadan o bezelye beyniyle onu aşk sansın.

Erkeklerin beyinlerindeki fikirleri yansıtacak en iyi deyimler :

Milli olmak

Yatağa atmak

Daldan dala konmak

Kendini tatmin edip salmak

ve benzerleri. Çok örnek vermeye gerek yok, hepsi aynı noktaya varıyor. Hepsi aynı bu cinslerin. O koca kafaları bel altı düşüncelerle dolu. Sadece bazıları bunları saklamayı biraz daha iyi başarıyor. Kendini biraz daha kontrol edebiliyor. Bir de işte istisnalar var ama kaidemiz bozulmaz.



Asıl boktan noktayı söyleyeyim mi? Kalp krizi sebebi yani. Hiçbirimiz, evet hiçbirimiz o beyinsizler olmadan yaşayamıyoruz. Tanrı Havva'yı Adem'in göğüs boşluğundan yaratırken adını aşk koydu. Erkek kadınla ödüllendirildi, şereflendirildi.Kadın erkeğe verildi, erkek kadına değil. Ama sonra aşk şekil değiştirdi. Bir tatminlik objesi halini aldı. Ne kadar hoş.



Aşk bittiğinde geriye bir boşluk kalıyor biz bayanlarda. Yani aşktan öteye gitmiyor hisler. Tabi bunu yaratılışla da kanıtlayabiliriz. Vücut yapısıyla falan. Uzatmaya gerek yok. Gayet anlaşılır. Öyle yani.



Zor bir dönemden geçiyorum. Karşı cinslerimden nefret ediyormuş gibi görünüyorum belki de. İnsansı yapılarına saygı duyuyorum ama. Erkekliğin getirdiği bazı hislerine, huylarına falan da. O kadar. Hı aşık olmuyor muyum? O illet beni de buluyor sık sık. Aşksız yaşayamayan bir bünyeye sahibim. Ama hiçbir zaman hiçbir erkeği ölecek kadar çok sevmedim. Bedenime de, ruhuma da acı çektirdiğim oldu ama bunlar da hayatın içinden şeyler. Acıyı da çekmeyi biliriz evelallah :) Ruhen yaşadığımız her his gelip geçici. Hiçbiri kalıcı olmuyor. Gurur yapıyorum bazen mesela, sonra saçma geliyor. Ne ki gurur? Neye fayda sağlıyor? Aşkla olgunlaşıyoruz, bekleyerek büyüyoruz ne bileyim zamanla iyileşiyoruz falan tamam da gurur ne be? Gereksiz yani. Aşıksan söylersin. Ha baştan yenilgiyi kabul etmen gerek. Erkek sonuçta. Kıt biraz. Ama sen o erkekte barınması gereken duyguyu almışsın. Bir karış daha fazla uzamışsın. Sana yarar. Sen kazanırsın. Havalanmak, popo kalkması falan fasa fiso. Öğrenerek yaşamak, yaşamak gibi yaşamak, her şeyiyle, dört dörtlük.. Bütün mesele bu.



Mantıklı düşününce şöööyle enine boyuna. Aşk bile saçma aslında. Ama sadece mantık yok yapımızda. Kalp de var. Yani Aşık olacağız. Kurtuluş yok. Kim olduğu önemli değil. Ne yaptığında. Önemli olan ne öğrendiğin. Kayıplar çok verirsin ama farklı bir şeyler kazandın mı? Bu önemli.



Sanırım öğrendiğim en değerli durum "Kalbimi terbiye edişim". Bunu başardım. Belki de en zoru.

Bir Ölünün Günlüğü

^^Doğumdan Ölüme Hayat; Üç Gün.^^





Kuşları izledim tüm gün



Önce aynı dala kondular



Mutlu sandığım tek yaratıktılar



Biz'dik sandım



Yanyanaydık. Başladık



Kuşun teki dal değiştirdi önce



Bir dal daha



Sonra gökyüzü değiştirdi yavaşça



Kış düştü umutlara



Ben'dim. Yapayalnız kaldığım dalda



Bakındım önce etrafa



Anlamsız geldi yarınlar



Bıraktım kendimi boşluğa



Oydum. Kuştum. Kıştan daha sertti uçuşun



Bir tuvale düşen iki renktik seninle



Siyahtın sen. Karanlıkların asil ruhu



Titrek bir pembe olabildim ben yalnızca



Karışamadık biz hiç seninle



Sen siyaha boyadın düşlerimi



Aklında hep kırmızı şehvetle



Ressam yaktı geceleri



Yaktı tüm resimleri



Aynı fırçadan akan iki renk olsak da



Aynı tuvalde yer bulsak da



Sen kırmızıya koştun



Ben kül oldum



Boş bir sinema salonuydun sen



Işık yoktu, ses yoktu, görüntü yoktu



Ne kadar salaktım tanrım



Boş sinema salonlarına aşık olunmuyormuş



Çok geç anladım



Herkes gibi yapmadım



Bir filmi izleyip yeni bir filmi izlemek için çıkmadım yani



O boşluğa vuruldum



Yetmedi. O boşlukta vuruldum



Ve komik ama hala yetmedi



O boşlukta kan kaybediyor, can çekişiyorum



Çıkış az ötede



Gidemiyorum...



Bana gelip; "Ben zoru severim,



Seversem tam severim,



Gerekirse ölüme giderim." deyişin



Sonra da çekip gidişin



Tek günlük sevgin...



Bir bak kendine



Bu kadar da basitsin!



Duruyorsun karşımda



Nefesim artıyor



Kalbim ayaklarıma baskı yapıyor



Koş diyor bir ses. Koş sarıl



Sahip çık aşkına



Bırak o sarılmasın



Sen kendin için sarıl ona



Olmuyor



Demirden halatlar var belimde



Huzursuz ve güçlü ve kıskanç eller



Beni geri çekiyor











Kaldır perdeleri



Yık engelleri



Ben seninim



Yaşayabilme ihtimalim senin kollarında



Sar benliğimi



Unuttur bana beni



-Duyuramıyorumsesimi-



Hani değerliydim



Hani seninle öğrenecektim



Hani sıkılmaz, hani gitmezdin



Lanet olsun! Hani öldürmezdin!



Ben bir bakışında koca dünyayı gördüm



Ben bir tek seninle öldüm...



Hani beni sen büyütecektin



Şimdi nerdesin? Kimlesin?



Ben hala uygun adım duruşundayım



Yürüyor gibiyim ama karşındayım



Daha ayrılığı tatmadan öldürdün aşkı



Katilsin diyorum, inatla susuyorsun



Vatan haini gibi yaktın içimi



Yaktın ülkemi. Yaktın yerini



Bir piç gibi kaldı ellerim



Paramparça tenim...



Kimi saracaksın şimdi?



Yokluğunla el eleyim.



Aç gözlerini



Evet. Gidişinle büyüttün beni



Yokluğunla öğrettin şerefsizliği



Gözlerin en içine bakarak nasıl yalan söylendiğini



Bir yangın bıraktın bana şimdi, biraz da soğuk kül



Yangınla erirken tenim



Külle sızlıyor içim



Diyor ki tüm yıldızlar, ay, güneş hatta evren



", unut onu!"



Belli



Ölerek unutacağım seni...





(Yıllar sonra yeniden doğma ihtimaliyle.)





_





Sana yazdım bunları.



Affet.



Çok yordun beni.



Okuman yok biliyorum.



Bense konuşamıyorum.



Sana yazdım kırgınlıklarımı, yalnızlıklarımı, huzursuzluklarımı



Sana yazdım kendimi



Sana yazdım seni.





İyi ölmeler şehrim



Bende ölüyorum...

Korkak Kaçış

Gitme diyebilmeliydim.

Bilmeliydim gelişlerin hamile olduğunu.

Her seferinde 'gidiş' doğurduğunu.



"Devam etseydik, bir şekilde tökezleyecektik.

Ben senden dünyanı isteyecektim.

Oysa sen daha çocuktun.

Bana kalbini verecektin.

Benim dünyam bacak aralarında

Seninse kalbinde derin yaralarla...

Yapma küçüğüm. Kapat gözlerini çıplak yalanlara.

Kıyamam bir damla göz yaşına.

Engel olamam ama içimdeki şeytana.

Ölürsün yollarımda..."



Bir hata var.

Bir yalan.

Bin yalan.

Aklımdan geçen de kalbimde ağ ören de birdi benim.

Senin hayatın mı yalan?



-Çok sevmiştim karanlıklarını.-





Nasırlı ellerin mi yakmıştı tenimi?

Ah! Ne acı çekiyorum yokluğunda,

Bir açsan içimi.

Yanıyor sokaklar şimdi.

Deşiyorlar bıraktığın izleri.

Daha derin.

Daha derine.

Belimden akıyor kanlar.

Ayakkabılarını sil.

Kan kokar gözlerin.



"Senin sevgiye aç her yerin.

Benimse sevişerek çoğalır hücrelerim.

Geri git!

Sakın anma adımı.

Geri git! Öldürür sesim..."





Korktum sevgilim.

Küfretsem de gidişine

Gelemedim gecelerine.

Affet.

Titreyen ellerim, kanatlanacak kalbim,

Ve içimde dolaşan Yağmur vardı bir tek.

Sevebilirdim.

En fazla ölebilirdim.

Asabilirdim kendimi avuçlarının darağacına.

Dursaydın biraz daha.

Belki varabilirdim sana.

Yanabilirdim yangınlarında.

Yine ölürdüm sonra.



Bilirim sevgilim. İki ucu ölüm.

Bildim.

Ben sırf senin olmak için ölmeyi bile seçtim.

Söylesene. Peki sen niye gittin?





Daha çakıl taşı görmeden koca bir duvara çarptım.

Yapayalnız.

Manası yok artık.

Yitik bir sonla kaldım.



Artık susuyorum.

Konuşacak ne kaldı ki.

Nefret etsem; gizlidir sevgisi.

Sevsem; neyi, kimi?

Pansumanı yarım kalmış bir yara gibi.

Acımıyor ama kapanmıyor da....

2 Eylül 2010 Perşembe

Binbir Gece Ölümleri


Bir bitişi doğurdun sen bu gece omuzlarıma.

Obez miydi anlamadım?

Sen hangi organını büyütme derdindeydin bilmiyorum ama

Ben çok savaş verdim kalbini bulmak için.

Midendeki yolu da içkiyle tıkamıştın üstelik.

Çok çetrefilli yollar'ın'dan geçtim.



Sen görünürde uzun boylu,

İyi huylu bir ADAMken

Ben sana neremle baktım merak ediyorum.

Hiçbir değeri olmayan herhangi bir duvarı sevsem yeğdi inan.



Adın adımla o kadar uyumlu bir partnerdi ki,

Büyüsüne kapıldım.

Sana baktım.

Gözlerimin ardıyla.

Aradığım adamdın.

Hem gösterişli gövdesine, hem de o ahenkli düşlerine yaslanabileceğimdin.

Umutlandım.



Ah evet.

Fos çıktın.

Gövdeni gösterişe boğan içkinden ötesi değilmiş.

Anladım.



İstediğim...

Güven duygusuna boğulmaktı.

Nefesini duymaktı.

Avuçlarında yaramazlık yapmaktı.

Sana dokunmaktı.

İliklerime kadar teslim olmaktı.

Evet istediğim sen olmaktı kendi tenimde.

Seni yaşamaktı.

Nasıl bir kabussa bu.

Beni sana bağladı.



Öyle ayıp ki şimdi ağlamak SANA

Öyle mahrem ki görmek rüyada.



Öyle sahtesin ki aslında.



Olmuyor.



Yokluğuna yas tutuyor kandiller.



Sen istiyorsun ki uğruna ölsün cariyeler.



Olmamaya aşina tüm kuşlar acıma hürmetteler.



Ölüm...

Ölüm aşksızlığımdır benim.

Her gece faklı bir ölüm.

Ölüm gözlerimden gözlerine ulaşıp da hissedemediğin aşkımdır benim.





Ben;

O şeytan çarpan gözlerinden o kaskafana girmeyi,

Biraz turladıktan sonra kalbini öpmeyi istemiştim.



Aptallığın sınırını aşıp rekora koşan adam

Ben kendimi sende bulmayı istemiştim.



Belki yaralı bir kuş gibi çırpınan kalbimi farkedersin diye bakarken salak salak sana

Seni sevdiğimi gör, anla istemiştim.





Sen en kanlı yolları

En yangın kaçışları

En ahmak uzakları getirdin.

Sen bir bitişi doğurdun bu gece.

Omuzlarımda obez bir piçle

Ah! Ah nasıl uzanırım ellerine?!.



Soyunabilseydin kirlerinden

Aşkın üç harften ibaret olmadığını görebilirdin belki.

Çok özür dilerim affet.

Seninde sorunların var biliyorum.

Hem de yatağında.

İnsan öldürecek gel-gitler.

Eminim ki

Hiçliğin gibi

Yosmaların da afiyetteler.



Bir son düşmeliyse gözlerimden

TAHTına.

Söyleyebileceğim.



Sana aşık birinden alabileceğin tek şey "zevk"se,

Bırak insanlığın sıkıştığı yerde kalsın.

Aşksızlığın gibi



'Nokta'

4 Temmuz 2010 Pazar

Kırk Tilkiden Mektuplar II

Beyninden vurulmuş bir tanrıydı aşk. Geceleri altına kaçıran çocukları korkutan bir büyücü belki de. Yosun tutmuş duvarları yorgan yapıp serdiler üzerine. Kanayan duvar mıydı yoksa kırgın silahşörlerin yetim ağıtları mı? Seni gördüğümde yağmur yağıyor. Seni gördüğümde iç nehrim taşıyor. Hayır sımsıkı bağlasam da tüm damarlarımı bir anda çözülüveriyor bütün düşler. Küfrettikleri ben miyim? Anne rahminden düşen bir nefret miyim? Sokaklar tıklım tıklım, sokaklar boş. İşkence gibi bu aşk. Bir çölü tane tane yutmak gibi.

Tanrılarda ölür. Onlarınki sessiz ölümdür. Daha önce bir tanrıyı ölürken hiç görmedim. Belki de her tanrı öldüğünde bir afet oluyordur. Annem tanrılar yok dedi. Annem korktu. Annem "bu kızın din ayarlarıyla mı oynadık ki?" dedi. Telefonda adamın teki "ben şeytanım" dedi. Annem "Allah akıl fikir versin" dedi. En erken vahiy çiçeklere indi.

Ailem veya akrabalarımdan biri bunları okuduğunda "delirmiş bu" diyeceklerdir. Delirmek için aşık olmak yeterliymiş. Çok basitmiş yani. Bir de insanın delirmesi için böyle yakınları olması gerekmiş. (Şimdi nasıl yakın olduklarını söylemeyeceğim, insan bu tarz düşünceleri kendine saklamalıymış.) Bir gün biri okur da bu yazılar bana ait derse hiç şaşırmam. Beynimin bana ait olmadığını düşünüyorum. Kalbime göre çok mantıklı hareket ediyor. Kalbimse nasıl yaramaz anlatamam. Bir türlü söz dinlemiyor. Yasak aşkların peşinden koşan bir köpek gibi. Olur da bir gün bir yanlışlık nedeniyle ailemle aram açılır veya intihar falan edersem... Eee? Off sonunu bağlayamadım. Neyse. Kimsenin farkında dahi olmadığı bir muma, kimsenin bilmediği bir dilde şarkılar söyleyeceğim bu gece. Keyfim yerinde. Umurumda mı onun şerefsizliği, onun p.çliği ve saire. Saz çalacağım bu gece, tümağustos böcekleri oynasın diye.

2 Temmuz 2010 Cuma

Kırk Tilkiden Mektuplar I


Kırk Tilkiden Mektuplar I



Bir insanın aklında kaç tilki dolanabilir ki en fazla? Hayır o kadar çok ki sayamıyorum. Aşık olduğumda sorun olmuyor da sadece hoşlanıyorsam çok şıpsevdi oluyorum. Herkesle flört edebilecek gibiyim. Bu sanırım bazı duyguların bastırılması durumu. Ya aşkı bastırıp taktik uygulayacaksın ya da Bakırköy'ü bir turlayacaksın. Bakırköylük olmaktansa içimde şıpsevdi olmayı yeğlerim. Lakin şıpsevdiğiliğimde dışarı taşmıyor çok şükür. Bir iki göz çarpışmasından kimse zararlı çıkmaz herhalde. Zaten yapacak bir şeyim de olmadığından can sıkıntısı giderme yolları bunlar diye de düşünüyorum. Hem aşktan fayda gören kaç kişi var ki? Peehh. Aşk isteklerini tatmin ettiği sürece güzeldir. Belli bir yerde takılır mutlaka. Peki ya sonra?

- Afedersin sevgilim. Bu aşk ter kokmaya başladı. Yeni bir aşkla değiştirmeliyiz. -
-Oo yee bebeğim, süper fikir. -

Deodorant sıkmayı akıl edemeyecek kadar aciz. Aşk onarılmaz mı hiç?

Aşık olmayı seviyorum. Aşık olmanın güzel olan kısmını seviyorum. Acı vermeye başlayınca çok çekilmez bir moruk oluyor. İyi de aşk acısız olmuyor. Ne yapacağız? Evet. Şimdi size bir çorba tarifi vereceğim o halde. Ya da vazgeçtim. Siz gidin çikolata alın. Ben biraz ağlasam iyi olur.

Aşk. Bir gözümü kapattığımda ne kadar da basitsin. Ben kalbimi uyuttum. Gözlerimin ağrısı var, kulağındaki ninniyi ödünç verir misin?

Affetmiyorum dudaklarınızda deliren denizi. Yok olmaya mahkum. Islattığınız kayalıklar. Suçlu mu? Sanmıyorum. Ama affetmiyorum hiçbirinizi.

A.Ş.K


Öyle bir derde düştüm ki dedi. Bir nefeslik duvar. Hareket edemiyorum. Arkamı dönüyorum nefesi, önümü dönüyorum gözleri. Nefesinden hayat akıyor hücrelerime, gözlerinden çocukluk.Dokunuyor tenime. Ona basit gelen bu dokunuşlar beni eritiyor. En son koluma dokundu. Kocaman bir yanık var şimdi. Kimse görmüyor. Çocuk kesiliyorum karşısında. O kadar alıştırdı ki kendisine görmesem ölüyorum. Yemek yok, uyku yok, huzur yok. Günlerdir yoksunum. Uzansam eline tutabileceğim. Ama görünmez bir cam var aramızda. Uzansam parçalanacağım. Hayatında kaç kişi var bilmiyorum. Tüm ağaçlar, tüm dallar onun. Bile bile ateşe yürüyorum. Her gün geliyor, konuşuyor, arıyor, mesaj atıyor ve saire. Çıkardığım anlam ile gerçek arasında neden dünya var? Yüzüne baksam eriyor, teni su misali akıp gidiyor. Gözlerine baksam kaynıyor, canım acıyor. Konuşsam ölüm. Başka yol yok, Susuyorum. Sustukça eksiliyorum.Öyle büyük engeller koymuş ki Tanrı bu sınavda ben, ben yürümeyi beceremiyorum. Tanrım diyorum. Kalbime sahip çık. Kalbimi döv. Gerekirse öldür. Kontrol edemiyorum. Ya yanına affedilmeyecek bir günahla geleceğim ya da bir şey yap. Olmuyor. Sabaha yine aynı hislerle uyanıyorum. Gözlerini izliyorum sonra.Yüzümdeki labirentte kaybolacak gibi oluyor. Sonra vazgeçip atlıyor. Gözleri kayboluyor. Bir cam kırılıyor ve bir parçası kalbime saplanıyor. Yakınlaştıkça hapsoluyorum. Uzaklaşsam nefesim kesiliyor. Çıkmazdayım. Yardım isteyemiyorum. Karanlığından korkuyorum, çocuk gibi titriyorum gölgesinde. Farketse ah bir farketse. O bana dokunurken gayet normalken her şey ben neden ona dokunamıyorum. Bir kez elim değse yanağına. Olmaz ama. Yasak. Ölürse tüm martılar. Katil olmak istemem. Duygularıma esirim evet ama mantık gibi bir elbisem var. İçim yanıyor olabilir, kimse fark etmiyorsa sorun yok. Baktığımda kimsenin göremediği çatlakları görebiliyorsam yerde bir şeyleri aşmışımdır. Belki de delirdim. Umurumda mı sanki. İmkansız aşklar yaşadığımı, bildiğimi sanırdım. O aşkların imkansızları bir'di. Bu aşkta imkansızlar iki. İki kere imkansız bir aşksa mümkün değil çözmek. Görse gözyaşlarımı kıyamayacakken ben onun için ağladım. Görmedi. Şey gibi bu, şey. Bir çocuğun olgun bir büyüğüne aşık olması gibi. Bana büyük geliyor bu aşk, ona küçük. Ne ruhunda hayat var ne bedeninde. Nasıl düştü peki bu ateş benim içime?. Öyle çok soru var ki cevaplayamıyorum. Yapabileceğim bir şey yok. Varsa da gizli kalsın. Hiçbir şey yapmak istemiyorum. Ama lütfen Tanrım, gitmesin. Ruh olarak gidebilir belki göremem ama beden olarak yanımda durmayı bilsin. Kim gibi durduğu önemli değil. Eğreti dursa bile sorun değil. Süs eşyası gibi de olsa dursun. Bİr mermeri izler gibi izlerim. Işığı söndür Tanrım. Gerçekleri görmeyeyim. Kalbindeki kirlere beyaz çarşaf ser Tanrım. Ben kaldırmam söz veririm. Biliyorum ki benim içimden alevler yükselirken onun bedeninden soğuk terler boşalıyor. Yine de sesi bile yetiyor karları eritmeye. Yaban otlarıyla kaplı bir bahçeyi yeşertmeye. Ben onu her gün 24'e bölerken o kendini kaç kadına pay ediyor bilmesem de bir bakış yetiyor tüm geçekleri silmeye. Neyse Tanrım çok konuştum affet. Bu aşkla da yeni bir ben doğurdum. Erken ölmesi dileğiyle. Lakin bu aşkta kız çocukları sevilmiyor. Afedersin ama orospunun peydahı bile çok sevilirken yaşamayı kendi seçmeyen bu kızın (aşkın) ne suçu var? Adalet tuvalette olmalı. Ölsün o halde. Ve ben yine geçiyorum bir aşkın şah damarından. İzin verin geçeyim, geçtikten sonraki tüm izlerim, peydahladıklarım, hiçbir şey umurumda değil. Alın, nereniz uygunsa oranızda kalsın. Dedi.

Aşkla başlayıp öfkeyle bitti. Aşk içinde ne çok şey barındırıyormuş. Çok şey barındırdığını anladım da hepsini daha kavrayamadım...




(Not:" Eflatun - Günahlar İşliyorum" ilhamlı.)

.

Elveda diyemediğim her aşk için bir intihar içeceğim
Ağlayacağım bazen ve her gözyaşımla bir yelken büyüteceğim
Sokaklardan kan akacak
Dağların bileklerini kestiğini göreceğim
Ah sevgilim senin için her gün bir yıldızla sevişeceğim
Hangisinde izin var, hangisi senin bulmak için
Sokağın kanında boy verip sana gelmeyi deneyeceğim
Kan sudan daha hızlı akıyormuş sevgilim
Ben yüzmeyi hiç öğrenemeyeceğim.
Dokununca Ölüm Kusan Eşyalar


Annemin yatağından
Babamın mezarından
Benim ise yaralarımın kabuklarından gelir.
Çocukların ulaşamayacakları yerlerde ve hüzün sıcaklığında saklanır.
Zararlıdır ama atılmaz
Kurtulmayı aklının ucundan dahi geçirsen vücuduna kezzap atılır.
Dokunamazsın ama hep oradadır.


Sus Dili Ve Edebiyatı


Yeni doğmuştum
İlk dayağımı ve ciğerlerime inen ilk acıyı doktorumdan yediğimde.
Büyürken hep düştüm
Büyürken hep düş görürdüm
Anneannemle dedemden daha fazla dünya vardı
Ve ben biliyordum o dünyaya varacaktım
Sus derdi hep anneannem
Sus konuşma, sus ağlama, sus ki vurmasın dünya.
O gün geldi. Ben daha büyük bir dünyaya taşındım.
Baba dedim bir adama.
Baba dedikçe vurdu.
Senin kanından, senin canındanım dedim.
Seni çocuk esirgeme kurumuna veririm dedi.
Bu yeni dünya da sus'tan ibaretti.
Babam öldü, yeni bir dünya buldum sandım.
Sorumluluk yüklenmiştim, farkında olamadan.
Yetim kaldın dediler
Ben değil dedim
Vücuduma inen darbeler ve suslarım yetim kaldılar.
Sus olmayan bir dünya buldum sandım bu sefer
Aşk geldi.
Ama ben çağırmadım.
sustum.
Kalbim acı yuvası.
En iyi susmayı öğrendim
En çok suslara vardım.


Kaça gidiyorsun dediler mesela.
Dört dedim.
Hangi bölüm dediler. - Sus Dili Ve Edebiyatı.
Dedim.



Gözlerinde Mezar Taşıyan Adam


Ne zaman baksam gözlerine
Ya da ne zaman gelse gözlerin gecelerime
Ölmeyi düşlerdim hep.
Gözlerin bu denli ölümü andırırken,
Sen yokken...

Gözlerini kaçırıyorsun bazen
Tamam diyorum
Ölmek avuçlarımdan sürekli kaynayan bir çeşme
Ölmek kan
Kan bu kadar mı afili?
Özür dilerim sevgili
Beni kan tutuyor bu gece
Sımsıkı.
Sen, sen arkanı dönüp gidiyorsun ya
Kehanet saçıyor cariyeler
Dirseklerimi törpülüyorlar
Kalbimin senin olan tarafına tükürüyorlar
Küfür ediyorlar
Sevişine gidişine,
Gelmişine, geçmişine...




Denizden Gelen Sancı



Koca bir deniz kadar biriktirdim içimde acıyı
Turuncu balıklar sardı her yanımı
Bir deniz yıldızı kadar dışkıladım hüznü.
Bazende bir bardaklık ağladım.
Çıkmadım hiç denizimden,
Yeni denizlere varmadım
Öyle çürüdüm ki
Uykularım kaçtı.
Ama sadece zamana bıraktım...


____


Annem hep "Her emek bir bebektir" derdi.
Her emek bir doğum.
"Çok düşük yaptım anne, çok cesedim var.
Çığlık yok, et parçaları yok.
Ama çok acı, çok ölü var.
Bir emek dahi büyüseydi,
Adım atsaydı,
Bir gülüş, bir kelam etseydi bu kadar incinmezdim." diyemedim.
Deseydim ölürdü.
Onun ölmesindense ben ölmeyi yeğledim...


___


Kadınlar vardılar
Adamlara vuruldular
Sabahlara kadar ağladılar
Sonra acı doğurdular
Adamlar tatmin olmadılar
Lakin çok tahrik oldular
Kadınlarla yattılar
Kadınlar hamile kaldılar
Bebek doğurdular
Adamlar yeni kadınlar buldular
Bebekler yetim kaldılar
Duvarlarda kemikli eller vardılar
Bir sabah tüm kadınları yuttular
Kadınlar içlerinden daha karanlık kuyuda uyandılar
Yapayalnızdılar
Hep kanadılar
Adamlar bir gün kan kuyusunu buldular
Çok mutlu oldular.
Yakıt derdinden kurtuldular.





Son Söz



Senin yaptığın neydi biliyor musun?

Sineğin dışkıdaki krallığı.
Evet. Zaten bu tarz şeyler kendini nerede iyi hissettiğinle alakalı.
Uğruna harcayabileceğim tek dilek ise;

Krallığında boğulmaman dileğiyle...

28 Mayıs 2010 Cuma


"Seni asla üzmek istemedim." dedi. Yaram daha çok kanadı.

Zaten hep giden olurlar, sonra üzülen olurlar. Yetmez. Pişman olup geri dönen olurlar.

AdliÖlümler


Kapıların kapalı.
Tabağında hangi kadının kalbi var?
Kan kokuyor sokağın
Yakalanması an meselesi denen,
Lakin bir türlü bulunamayan katilsin sen.
Adalet neden bu kadar çaresiz yanında?
Zaten sığamazsın da cezaevi hudutlarına
O kadar geniş(!) bir kişilik* ki sendeki
Sığamıyorsun bile dünyaya

Avukatlar istifa edecekler aynı anda
Kimsenin cesareti yok seni savunmaya

Mahkemene geleceğim
Sen müebbetten korktuğun için beni kovmaya çalışırken
Ben
Affedin onu, nolur,
Benim affedecek yerim kalmadı
Siz affedin
diyeceğim

Yıkılacak içinde bana karşı ördüğün duvar
Her şey için çok geç -olacak-

Keşke diyeceğim sonra
Keşke sen o hücreye atılsaydın
Bende herhangi bir suça karışsaydım
hücrene atılsaydım
(Hücrelerin dahi benden nefret ederken hem de)
Sen kurtulmak için delirirken
En azından karşımda olsaydın.

O kadar iyi biliyorsun ki şansı kendinden yana kullanmayı
(Şansla da mı yatıyorsun ne?!)
Eminim o hücrenin duvarlarını da eritir kaçardın.
(Her kadını bir bakışla eritebiliyorsan,
Duvarlarla da sevişerek eritebilirsin herhalde.)


O kadar bekledim ki seni
O kadar ki
Üzerime yağan ihanetler
Terkedişler
Yalnızlıklar
Suskunluklar
...
Hepsi, hepsi deldi geçti
Ama bak hiç bitmedim.
Sadece
Sen gittin.


Gidişinin suçu yok sevgilim
Senin suçun yok
Aşk beni hiç görmedi
Varlığımı önemsemedi.


| Duvarımdan kan yağıyor
Ölüm misafirliğe geliyor sevgilim
Öyle yüzsüz ki
Giderken beni de götürmek istiyor
-Ölüm senin eserin olup bana ait olan duvarımdan geliyor.-
Korkuyorum sevgilim
Yardım eder misin?|



Daha seni göremeden...
Ölmek için çok erken...

27 Mayıs 2010 Perşembe

Bir Duayı Düşürdüm






Olmayan denizi izledim,
Tenine karışan farklı kokulardan, kokunu çektim,
Usulca yasladım başımı, omzuna,
Hıçkırıklarla direndim.
Küçük bir balık edasıyla daldım gözlerine, yok olma korkusuyla.
Tüm dünyayı susturdum, dinledim sözlerini.
Elini tuttum, parmaklarım parçalandı, döküldü.
Nefesin ruhumun ilacı,
Uzandım yanında sonsuzluğa...


Yoktun.



Akli dengesini yitirmiş gibiydim,
Konuşsan ölecek gibiydim,
Gelsen,
Gelsen...

Tanrıyla aram açılacak gibiydim.


Gelmedin...

25 Mayıs 2010 Salı


Bir kalpte ölmek ne zormuş,
Bir kalpte cinayet...
Yaslanmak kanlı duvarlara,
Suçluluk duygusu...
Ama hala buradasın?
Bak tam da bu sayfadasın.
Dokun...
Elimi tutacaksın.
Tüm gücümle yaşatırken, "ah hayır, öldü" demek...
Ellerimi ve ayaklarımı zıt yöne giden iki ayrı arabaya bağlayıp çekmek,
Sırtıma taşlar dizmek...

Anlıyor musun???


Bir ses ver...

22 Mayıs 2010 Cumartesi

Fail - i Katil (* SuçüstüAşk *)


Öldürdüm sevgilim;
Sen gelmedin ve ben kanıma karışan şehvetli zehrini öl-dür-düm.
Kara vebalı kara kafileler göç etti bedenimden cehennemine.
Vebali kimin üzerine?
Faili meçhul cinayetlerinin ardından
Elsiz ayaksız piçlerin de oldu.
Ve sen; sonunda piçlerini bile aldattın!
Gelemeyecek kadar aciz ve korkakken...

"Kuş gibisin, korkuyorum sen titrerken.
Korkuyorum ısıtamam yeterince, ölürsen.
Korkarım sonra gözlerimden.
Bir kuşu hayata döndürmenin sevincine doyamamışken..."

Nefretim kuşlara tanrım.
Gül dikiyorum omuzlarıma.
Tuzaklar kuruyorum kuşlara.
Gece yarısı saat tam 03.12'de asıyorum hepsini boynumun darağacına.
Kasığımda kara bir leke gibi duruyorken ihanet
Bakamıyorum küçük kadınların suratına
Küsüm dudaklarıma.

-

Annemin buluğ çağından geçtim.
Kan içinde kaldığımda silmek için bir paçavram bile yoktu.
Kanımda boy verdim
Kanımda boğuldum.
Küsüm dudaklarıma.

-

"Omzunda gül bahçeleri ve gözlerinde yağmur.
Gözlerine yağmuru indiren tanrı benim,
Sen rahmet mi sanıyorsun?
Aptal!
Güllerin... O kadar şeffaf ki güllerin gelirsem incinecek dünya.."

Kaç gecedir suskunluk yutuyorsun
Yatağın boş kısmıyla sevişiyorsun.
İçinden lavlar, içinden iniltiler boşalıyor içime.
Gözümden bir damlayı tutsan, ah tutsan
Sönecek tüm evrenimin yangını.
Biliyor musun?

-Ne dışa dönük yaralar
Ne çocukluğumun atlı karıncaları
Hepsi yalan!-

Gururum, kanımın yerde kalması,
Kim bilir kaç defa üstüne basıp geçtim.
Pis bir küfür gibi dudağındayım.
Yalvarırım sus beni, tanrım.

Sevgilim... Sana dokunamadığım günlerin hesabını yine sana mı sormalıyım?
Sadece bir kez kokunu hissedebilmek için evrendeki tüm kokulardan vazgeçebilirim,
Tüm hazlardan,
Ve daha fazlası.

Gitme!
Yalvarırım...


Çok özlüyorum seni...

İkinci Kadın Masalı


Lügatı intiharlı bir aşkı içtim.
Alfabesi morg.
Harflerle ölüm kustum.

Hayatında hep ikinci kadın oldum ben!
Ne zaman pes etsem, sıramı savmayı seçsem,
Bir şekilde yakaladın kirpiklerimden.
Kaçamadım hiç senden.


Zartut(tun)uştu.
Zariçimde.
Zartutun-du.
İçimyandıbugidişinle...

Lisanım uçukladı.
Bildiğim tüm harflere ve bilmediğim tüm dillere ihanet ettim.
Sırf senin için yalnız bıraktım beni.
Ama olmadı, hayatında hep ikinci kadın olarak kaldım sevgilim.

Dualarıma tam da tanrıya ulaşmak üzereyken ateş edildi.
Oysa öyle kanımla süslemiştim ki gelinliklerini,
Tamam vazgeçtim.
İğfal et ömrümü.
Seninim.

Gelmeye mecalim yok deseydin,
En cüretkar hayalimle gelirdim.
Bilirsin, sensin benim her şeyim.
Allah kahretsin!

Her gece pusuya yatmış onlarca ihaneti yuttum.
Sırf o bozuk lisanında uyumak için.
Uyandığımda yoktun.
Her yer ihanet kesikleri.

Aşkta cesur olmak varmış.
Tenin önemi yok.
Ben zaten ruhumu ona bırakmışım.
Tenimden geçse bir anlamı yok.

-Yani sevişmek somut bir şey olarak kalıyor tam da burada.-


Çok uzaklaştın!
Biraz içeri gel sevgilim.
Sensiz yarım kalmış bir küfür gibiyim.
Beyninde tutma beni.
Küfretmeyi sevmezsin, bilirim.
Ama bak, ben seninim.

| Sonra bir dağa yaslanıyorum, hatta bir denize.
Unutuyorum yüzme bilmediğimi.
Unutuyorum daha 18’i geçmediğimi.
Ve unutuyorum sevişmenin yasak olduğu bu kentleri.
Ben denizinde boğuluyorum sevgilim.
Yüzme bilmiyorum.
Kurtarman gerekirken, martı sanıyor simit atıyorsun tükenen nefeslerime.
Umudumu çalıyorsun.
Sahi, yüzün kızarmıyor mu hiç senin? |

Nadasa bıraktım beni.
Oysa iflah olmazdım artık.
Sen bana yasaklanan tek kelimeydin.
Köklerim senden başlıyordu benim.
Biz hep senle bendik.
İhanet olmasaydı kedimiz,
Belki biz olmayı başarabilirdik dedim.
Bekleme artık boşuna.
İflah olmaz tenim.
Nadasım ölümdür benim…

|| Keşke bu kadar yalnız bırakmasaydı(n)m beni… ||

Kan.ama


Suretin siliniyor gözlerimden.
Perdemdin,
Kalkıyorsun.

Aniden bir ölüm sızıyor ellerime.
Ellerim sen kokuyor.
Yok artık ellerim sen kanıyor.
Melekler hüzün kanıyor.
Cennetteki Zümrüt kuşu ağlıyor.
Kalkıyorsun perdemden.
Güneş odama yanıyor.
Papatyalarımın gözleri, kapıları yanıyor.

Hepsi
Hepsi senin yüzünden.

Tuhaf bir meleği öpmüşüm de
Sanki içim görünüyor.
Yok mudur bu hayatın tıkla sil gibi bir durumu
İçimden melek ağıtları dökülüyor.

Yıllarca değil, saniyelerde hayatım
Hiçbir şey yok gibi, sadece bir kaç düş kırıklığı.

Yaşadığım.ız her günü kaydeden birileri var
Bu yüzden yok sayılıyorum.
Gelsen varlığım kabullenecek bir şeye benziyorum
Gelsen sadece bir gün silineceğe benziyorum.

Kaydedici kızıyor.
Mumdan bir kız ağlıyor.
Önce musluklardan boşalıyor su
Sonra denizlerden.

Ben, oturmuş kitap okuyorum
Bir tren geçiyor tenimden.
Her çeşit cinayet ve intiharları tenimde hissediyorum.

Uzaklara daldığında korkardım.
Çünkü sen en çok uzaklara daldığında meleklerle yatardın.
Oysa yanımdaydın
Sen hep bu şekilde kaçardın.

Ben hiç senin gibisini görmedim.
Avucun çiviye batması gibi
Ayağın ayakkabıya vurması gibi
Gökyüzünün uçağa düşmesi gibi
Bak işte her şey biraz sen gibi
Ben ise hiç görmedim senin gibisini.

Geçen gün seni gördüm.
Gözlerinden yağmur yağıyordu.
Dudakların jilet gibiydi
Ve parmaklarından kanlar akıyordu.
Bana bakıyordun.
Bir şeyler fısıldıyordun
Sora silikleştin
Ardından silindi silüetin.
Hani hayal falan gördüm desem
Öyleyse dudaklarım niye kanıyordu en derin kesiğinden.

Seninle yürüdüğüm yolda en yalnızdım ben.
Şimdi geri dönüyorum.
Fark ediyorum da yollar yeniliklerle dolu.
Hiç görmemişim giderken.
Yeni bir ben'le geri dönüyorum.
Kanlarını akıtarak tüm acıların.

Öl hadi kahramanım.
Sensiz ve kalabalık geri dönüyorum.

Bir gece odama doldun, taştın.
Yatağıma uzandın, utandım.
Sarıldın sımsıkı, ses çıkartmadım.
O devasa yalnızlık bir damla azaldı.
Sonra kalktın, ne kadar yalnızlık varsa bana bıraktın.
Yine de ara sıra gel istedim.
Gel ki kimse yalnız kalmasın
Gel ki kimse yalnızlığı tatmasın.
Sadece baktın.
Cennetten kovulmuş bir yaratığa bakar gibi, kovar gibi baktın.
Utandım.
Sen yataktan kalktın
Ben kaldım.

Ve sonunda bir meleğin ayarsız iki kanadını
Söküp attım göğsümden.
Kan var,
Çok kan var.


Olsun geçer.

İçimden kalkan bir cenaze gibi
Karalarla, ağıtlarla, ağlayarak çeker gider.

Zaten elde kalan
Her zaman
Biraz toprak.

Kan var.
Çok değil.
Çeker gider...

Buz Kesiği


Birkaç adım uzağımdaydın sen,
Göremeyeceğim kadar uzakken.
Elimde buz kesti sıcaklığın,
Buz kesiği kanatmıyormuş ayrılıkları, giderken.

Bir rakı şişesinin kırgınlığından mı anlıyordum çocukluğumun acılı yanını?
Oysa babası için ağlarken çocuk dövülmüyor muydu hep?
Kördüm aslında ben. Annesinin omuzlarındaki dağları göremeyen.
Ve benim, aslında bir aşktan beklediğim verilmeyi unutulmuş baba şevkatinin kırıntılarıydı.

Üç adım ileri dönükken yüzüm, bir adım geride anardım eksikliklerimi.
Yürümeye çalıştığım ipimdi bu aşk, ayağım takıldı, celladım oldun, boğuldum.

Hani o yakınından bile geçmeye korktuğun kalbimin içinde etleri çürüyen çocukluğumun cesedi var.
Binbir gece asanlarım var.
İnsan aşık oldukça eksilen varlık,
İçten gelen bir gebelik zehirlenmesi misal.

Hayat mı veriyor sandın hayat kadınlarını, açarlarken bacak aralarını?
Hayat kadınlarının rahminden hayat yağsaydı tanrıya ne gerek vardı?
Uzaklaş sözünü yutan denizlerden...

Bir çerçeveye sığacak kadar anlık ve yakın olamadık ya yazık!
Düşsün bu aşkın tüm piç çocukları.
Ben, ben senden vazgeçiyorum.
Bilmesem de hangi böceğin neremi kemireceğini.
|Çokta önemli değil zaten toprak altına girmek,
Yeteri kadar kemirmediler mi etlerimi hem de yaşarken? |

Tanrım! Bu nüfus sayımında yok say beni.
Ben vazgeçiyorum...


(Daha gerçek olamazdı...)

Ölü Kadından Romeo'ya Mektup Var!


Kan sızıyordu parmak uçlarımdan bedenime,
Ölüm fermanımı imzalıyordu her bir hücrem.
Ölsem mesela, kimse gömmeyecekti.
Çok zaman geçti diyemem.
Bir gün, aniden.
Öldüm.
Kimse görmedi.
Kendi ellerimle gömdüm ceset kokan yerlerimi.
Duvarlardan kan fışkırdı üzerime,
Ben gözlerimi kapadım.
Korksam mesela tanrılardan,
Hemen ertesi gün vurulurdum.
Hayatın acımasızlığına karşı elimde kalan,
İçimde kalan,
Hiç.
Derdimi anlatamıyor cümleler,
Evet, aslında acılar hep karlarla düşer.
Düşsem,
Ölmezdim.
Ölü biri, daha ne kadar ölebilirdi ki zaten.
Şimdi duvarlar yıkılıyor üzerime.
Dudaklarımda bir parça ölüm kalmış,
Terkedilmiş bavullardan yol yaptım kendime.
Çoktan bitmiş bir cümleydi,noktası eksik.
Uzatmanın manası yok hiç.
Ama bir umut vardı hep, yaralarımı besleyen.
Savaş yok.
Artık savaşmak için güç yok.
Askerlerim yaralı,
Şehitlerimi topladım mendilimin içine.
Bundan fazla tükenilmez, eminim.
Her gülüşüm tam da sol yanından yara alırken,
Vakit çok geç her şey için…
Çığlıklarla yağmayı biliyorum toprağıma,
Bir baraj var ve ben sana birikiyorum.
Daha fazla tükenilmez diyorum.
Git-me!
Gelişinle doğacakken tüm çiçekler,
Sen lepiska saçlı kadınlara gitme!
Bir doğumla daha tükenecek mutluluk.
Ya bir daha hiç güvenemezsem?
Beni şimdi gömsen mesela denize sıfır bir ağacın dibine,
Yaşamam gerekse,
Toprak sancılanmaz, yeniden doğurmaz mı sence?
Sol anahtarına tutunup uçmak istemiştim ben,
Ah Romeo, gerçekten uğruna ölünecek kadar değerli misin?
Çok zor teninden geçmek.
Sizin o korktuğunuz yolu, tek başıma yürüdüm ben.
Ölecek kadar acımadığımı mı sanıyorsunuz?
Ah Romeo, bizi nasıl bize düşman ettiler?


Gitmeye niyetin varsa, hiç gelme.
Seni sensiz yaşamayı öğrendim ben ilk.
Okumayı öğrenmeden önce resim çizmeyi istemek gibi,
Ve bir tek seni çizdim ben.
Ah Romeo!.
Sokaklar ölümü andırıyor bu gece.
Nerede olduğunun önemi yok,
Bir mum yaksan yeter.
Hiç göremediğim halde inandıklarıma en iyi örneksin Tanrımdan sonra.
Sevmek birlikte olmak değil, ama ayrı olmakta.
Anlamını bilmediğim ve hatta hiç sorgulamadığım bu duygular,
Hepsi bana mı ait sence?
Gelme.
Vakit çok geç.
Mühürlü dudaklarım,
Yeminliyim, öpemem.
Baştan yenik başlamak akılsızlık.
Gideceğini bile bile sana gel diyemem.
Ama, yine de;
Bir kaşık suda boğulurum istersen
Ya da bir mum ışığında alevlenir arsız kalbim.
Korkmuyorum ki yalnız ölmekten,
Seni sensiz sevmekten,
Bu yolda tükenmekten…
Gideceğin varsa, hiç gelme.
Gel’me…


Doğrusu küçük bir not:

Romeo! Sana gelme diyemeyecek kadar acizim.
Kalbimi alsan,
Seni sensiz yaşamak istemiyorum artık.
Ya dağların alevine ruhum eğilecek,
Ya içim kopacak içimden, dünyayı eritecek.
Sen yine de aldırma sitemlerime.
Gelme diyebilmem için ruh değiştirmem gerekecek…

Sus Konçertosu


Kanlı vakıflardan yardım dilendim.
Gittikçe boşalıyorken içim,
Boğazımda kalmışken bütün kördüğümler,
Daha adını bile fısıldayamamışken kulağına...
Avuç açtım, aşk dilendim.
Farz et ki sen bendin.
Ya da kalsın. Farz etme!
Bu aşkın tüm farzları mekruhtur bize.
Kırk gün kokusu çıkmayan bir ayrılığın tek taraflı sahibiydim ben.
Öyle müstakil bir aşktı ki bu, acısı beter oldu.

Sırf yaz geldi diye üşür şimdi yokluğun,
Sırf sen gelmedin diye doldurmaya çalışırlar yerin/m/i.
Sen;
Daha aşkın denklemini kuramayan adam,
Nasıl A kadınından B kadınına saatte kaç km hızla gidilir'i hesaplamaya çalışıyorsun?
Biraz bekleseydin de yedisi çıksaydı bari aldatılmaktan ölen aşkın...

Astılar bizi,
Yalnızlığın en karanlık darağacına.
Sen bir şekilde kurtulup kaçtın,
Ben nefessiz kaldım.
İpten değil de kaçışından öldüm aslında.
Herkes boğulduğumu sandı.

Birileri geldi, bölücü faaliyetleriyle bizi aynı topraklar üzerinde yaşayan iki ayrı devlet haline getirdi.
Biz ise bu kadar mı acizdik? anlamadım.
Gözümü kapattım, açtığımda yalnızdım.

Tanrı dedi ki:
"Düzenimi bozdun ey kul.
Ben aşktan vazgeçmiştim.
Görünce aşkınızın acizliğini.
Sen düzenimi bozdun.
Havva'nın mı torunuydun?"

Aşırı dozda ihanet aldım
Şakağından vurdum Haziran'ı.
Sen ki çay bardağıyla bile aldatmaya çalışırken beni,
Ben seni bulmak için her kapıdan kovuldum.

Git diyordu aklım.
Söv ve git.
Yapma diyordu kalbim.
Gidersen neylerim?.

İntihar ediyorum ihanetlere.
Şeytan, dokunma bu aşka, ben kendim öldürmeliyim.
Bir meleğin rahminden ölüm düşecek bu gece,
Avuçlarımda kan var.
Ölemem...

Biliyor musun?
Yüreğim göz pınarında.
Tek damlanla düşebilirim gözünden.
Ağlama yalvarırım
Erkekler ağlamaz diye öğrendik büyüklerimizden.

Sonuç olarak sen bir başkasına gittin.
Ne olursa olsun, ne denirse densin
Bu aşkı bitirdin.
Şimdi kapat gözlerini,
Ben ölüm soyunuyorum...


||İçimdeki yangını söndürmek -göstermek- için
Tüm sokakları ateşe verebilirdim.
Herhangi birinden geçebileceğin ihtimali olmasaydı eğer.||


Tb

Hüzünlü Acılar A. Ş.


Kurduğumuz en ayyaş cumhuriyetin en dipteki başkentiydi bu aşk.
Bir gelinlik gibi sarmıştı pırıltılar dünyamızı ama içi boştu, içi karanlık.
Dokunsan yıkılacak bir karanlık vardı, yaklaşsan yutacak.
Damarlarımı kessen sen akacaktın, alkole ve başkasına aşık sen.
Boğulacağım sanki, karanlığa gömülecekmişim gibi.

Hayatındaki önemli şeyleri say dedim, ne olursa.
.Çıplak kadınlar, ağır makyajlar, bol alkol, uçuk kahkahalar...
Hüznü sevmem, bana kadın olsun yeter güzel çirkin farketmez..

Kendime Hüzünlü Acılar A. Ş.'den bir şeyler aldım.
Acı kokan parfüm, yalnızlıkla sarmalanmış külden uçurtma, boş sokaklar, derin uçurumlar falan işte.
Bilirsiniz depresif insanların aşinalarıdır bunlar
Bir de depresanlar...
Sermayem kendimden programlı aşk
Kahramanı kaçak.
Kendimden kaçmak için sığındım uğultulu bir sokağa
Küf kokan kapı önleri vardı, birine oturdum
Sığamadım. Sonra umursamadım.
Bir de baktım ki asfaltta kendi çatlaklarım.

İnsan kendisiyle yüzleşmeyi bilmeliymiş...

Koca koca adamlar ağladı, dağlar ağladı, annem ağladı
Sen sadece uyudun.
Hepsi bu kadar
Tek yaptığın bu.
Herkesi ağlattın ve uyudun, bu.

Ellerin nerde dedim, ellerini sevmeliyim.
Elleri ceplerindeydi, çıkardı, uzattı.
Ah ne göreyim?!,
İncecik beller, upuzun bacaklar, kanser kokan saçlar...
İşte başka kadınlar.
Sakla ellerini dedim sakla! Tükenmemeliyim.

Bir yıl sonra...

Ellerin nerde dedim ellerini öpmeliyim.
Elleri yoktu, bilekleri bomboş.
Nadasa bıraktım dedi.
O hiç değişmemişti.
Ve öyle gitti.

Zor değil. Elbette bir bedenin altına sığınabilir morluklar, kesikler, yanıklar.
İçten vurur kör gözlü adamlar.
Kan içe akabilir elbet.
Zor olan seni beklerken uyuyabilmek...

Pazarlıklar başladı. Ben çoktan kaybetmişim.
Yok zamanı geri alma gibi umudum.
Ellerimde şarap lekeleri
Bir kumar masasında sadece kırık bir kalple kalmışım.
Ellerimi, ayaklarımı
Gözlerimi kulaklarımı
Saçlarımı almışlar.
Bedenim yok. Ruhum kanar.

"Nasıl aşıksın sen kırmızı rujlara, tütün yanıklarına, orospu kokularına, alkollü yataklara...
İsimler yalan, acılar yalan, aşklar yalan.
Gerçeklerin küfür, alkol, fuhuş üçlüsü.
Hayat alıp satmak önemli.
Elin gezindiğinde bir kadının göğsünde, sormuyorsun hiç yara bu göğsün neresinde?
Kanlar akar yataklara, tüm hayatlar palavra.

Artık biliyorum.
İçinde ölüm uykusuna yatırdığın bir çocuk var.
Biliyorum, o çocuğu uyandıracak olan benim, acımla.
Tamam korkma. Artık hissetmiyorum söndürdüğün sigaraları ruhumda...

Bir cumhuriyet yıkıldı, toprakları dağıtıldı, başkenti ağlatıldı ve
VE yok.
Aşk gelir
Aşk sevilir
Aşk sevinir
Aşk sevişir
Aşk itilir
Aşk dövülür
Aşk sövülür
Aşk öldürülür.
Aşk acının annesi görevinde
Acı aşkın rahminde..

Hakkı yaşanmışlıktır
Ve gayette açıktır...

Hayat palavradır...

Saçma Sapan Bir Aşkın En Yok Yeri


Tanrım !
İnancımı kaybettim.
Affet !

Daha çok erken biliyorum.
Ama sende biliyorsun ki ben güçsüzün tekiyim.
Zaten acizim, halsizim.
Bir beden geriden geldim.
İki yol vardı önümde;
Kendim ettim.
Sana geldim.
Biliyorsun.
Bereket tanrılarını öptüm alınlarından,
Ve yine biliyorsun,
Nereye gitsem,
Oraya kıtlık da gelecekti.
Nereye gitsem, orası tükenecekti...

Şimdi yalnızım,
Hiç bu kadar yalnız olmamıştım.
Öyle ki adım atacak yer yok.
İşte, kış şimdi başlıyor.
Olmayacak dualara içten aminlerle…

Çok özleyeceğim,
O hiç bilmediğim küfürleri öğrenecek dilim.
Kalbim sıkışacak,
Karnıma taşlar doluşacak,
Organlarımın hayatı son bulacak.
Saçmalıktan ibaret olacak.

Tüm bunların sebebi lanet bir ayrılık olacak…

Neden bilmiyorum,
Hala savaşıyorum,
Çünkü seviyorum.

Bitti…

Zaten bir düştü.
Düşlere dokunulmaz ki !

Tanrııımm!
Neler oluyor, anlamıyorum.
İçimde gariplikler diyarı.
Olmayacak acılarla besleniyorum.
Çok acıyor.

Çok ağlıyor.

Çok ne?

Felaketim olacak bu aşk.
Ölümüm olacak.
Yok, yok artık yok.

Tanrım !
Bir bebeğin sevinci,
Bir cesedin hüznü,
Bir acının aşkı,
Bir aşkın acısı…

Aklımı sıkı tut!

Şizofrenik bir ruhun en ücra hücresine hapisim.
İki kişilik bir bedeni tek yaşıyorum.
Biri yorgun, üzgün, huysuz, melankolik.
Biri Pollyanna.

Çok yorgunum.
Ne kadar zormuş terminalleri ateşe vermek.
Şeytanları meleklere en düşman yerinden idam etmek.
Ondan geçmek…

-Çok halsizim.
Sadece bakacağım arkandan.
Ateş alacak tenim.
Kül olmayacak,
Duman olmayacak,
Hiç olmayacak.
Zaten yoktu.
Hiç, hiç yoktu,
Ve
Yok…-

Tanrım!
En hayvani yerimdi bu aşk.
Neler oldu, geçti, gitti.
Şimdi diyorsun ki;
Bitti !
Ama artık çok geç.
Evcilleştiremem aşka aç yerlerimi…

Affetmelisin ! ...

Fotokopik Yozlaşma


Aşkların da teknoloji ile yozlaştığını düşünüyorum artık. Herkes fotokopi makinesinden kaçmış gibi. Birbirinin aynısı. Önce “aşık” olunuyor ve hemen terk ediliyor. Terk edilmek acıtmıyor hiç. “zaten basit bir alışkanlıktı, unutmak kolay. Sevmiyordum. Hemen yenisini bulurum” rolüne giriliyor.
Aşkın yasını tutan kaç kalp var ki?
Mesela yas tutmaya kalksan kimse umursamıyor. Hatta “niye yas tutuyorsun ki?” gibi sorularla yüz yüze gelebiliyorsun. Robotuz aslında, tam anlamıyla robot. Neye programlanmışsak onu yaşıyoruz. Aşkı silmişler kimliğimizden. Yasak his. Aşık olsan, acı falan çeksen hor bile görülebiliyorsun. Kimse “biraz daha sabret, çabala, o geri gelecek.” demiyor. Herkes “giden gitti, boş ver, yeni aşklar senin, unut gitsin.” gibi cümlecikler kuruyor.
Ne kadar da basit!
Aşk hep tek taraflı bir histi. Hiçbir zaman iki aşık arasında eşit pay edilmedi. Hep bir taraf daha fazla sevdi. Eşit olsaydı zaten vuslatın önemi ne kadar anlaşılırdı ki? Eşit olsaydı aşk uğruna neden ölünür, şiirler neden yazılırdı ki?
Aşk acısı kavramı nasıl oluşurdu ki?
Aşkı basit yaşamak hayatı basitleştirmekle aynı. Basit insanlar basit aşklar yaşar. Aşk akıl, irade, merhamet, güç, yetenek, duygu ister. Yani her sevgili bulan aşkı da bulmuş olmaz. Her neyse. Zaten insanların çoğu aşkı bilmez. Bir makine var. Ayarlanıyor ve çoğaltılıyor. Makine bazen bozuluyor ve istisnaden bu ayarlanmış programlardan bağımsız fotokopiler çıkıyor.

---

Şimdi; içime bakıyorum da hala seni bekliyor. Temelden sorunlu bir nefes üzerindeyim. Dokunsan yıkılacak, eminim. Ama korkmuyorum. Beni öldürecek güç sen isen hadi durma. Ve biliyorum da aslında. Bir gün geleceksin. Tüm gösterişlerinden arınarak ama bir o kadar da şaşalı. Başım dönecek. Hatta nefesim kesilecek. Kucağımda bir avuç kül birikecek. Muhtemelen ayaklarım çıplak olacak ve toprak buz. Hatta lapa lapa kar yağacak acizliğime. Sırf sen geleceksin diye çürüyecek bir ceset bile bırakmayacağım yollarında. DNA’sı bile tutmayacak ayrılığımızın. Ellerimiz bile tutmayacak.

---

İçimde duaya çıkmış bir köy ve Tanrım sensin. Siyah, rahibe elbiseli bir kadın. Her cümlesinde adın. Derin bir sızı kokuyor kalbi. 18’inden kalma. Elini kalbine koydu. Bir balık tutmuştu ve avucunda çırpınıyordu. Çıkarıp attı. Köy yıkıldı, dualar yıkıldı. İçim yıkıldı.

---

__Gelmeyecektin oysa hiç…__


Bir iki istisnadan birisindir sandım. Fotokopi makinesinden kaçıp bana sığınırsın diye bekledim. Yıllar geçmesine rağmen hala şimdiki zamandayım. Yıllar önce de aynıydı.
Şimdi senin diğerlerinden farkın ne?
-Hiç!-
Evet, eminim ki aşklar da yozlaştı. Bu batı özentiliği ne hiçbir zaman anlamadım ve anlayamayacağım da sanırım.

Maria


Küçücüktüm yağmur yağdı,
Annem öldü sandım.
Hala mı çocuğum, anlamadım.
Bu bir düştü,
Henüz uyanamadım.


Uzaktan bir viyolonsel sesi geliyordu,
Kandım.
Koştum.
Aptalmışım.
Rüyamdaki sesi gerçek sanmışım.


Sağır bir bedenden dökülmüştü şarap.
Dudakları salkım sandım.
Kırıldı kemikleri kuklaların, tuz - buz.
Kirpikleri kesti sözlerimi tam bileklerinden.
Ah bu hayat!
Dudaklarından miras.
Bir avuç kül…


Ben senin uçsuz bucaksız parkında ucuz bir salıncaktım.
Bir varmış - bir yok
Korktu çocuklar.
Altını ıslattı rüyalar.
Ve karabasanlar.
Ben hiçbir zaman kullanılmamış eski salıncaktım.


Uzattı yüzünü,
Kırılacak sandım.
Gözlerini eğdi,
Kalbime dokunacak sandım.
Ah bu hayat!
Dudakların miras kaldı.


Sabah eve dönerken,
Ve terminaller ölmüşken,
Yaralı bir müziğe dokundum.
Parmaklarım koptu,
Müzik ağladı.
Buz - yok.


Ne yaparsan yap,
Şu lanet dünyada,
Ne yaparsan yap.
Alacağın bir avuç toprak.
Zorlamanın anlamı yok.


Hiç mi sevmedin beni çocuk?
Salıncağındım oysa.
Bak düşüyorum.
Çığlık atıyor biri.
Rahminde gökkuşağı.
Ağlanacak kadar değerli değil bu hayat.
Ah bu hayat!
Dudakların kül ve miras.



Bir gelinin çeyizinden döküldü bakireliği.
Sende dökülme mor düşlü bardağımdan.
Gitme Maria!
Bak ceplerimden dökülüyor adın.
Dudaklarım sen kokuyor hala.
Sende gitme!
Gidersen de git eyvallah.
Ne zaman durdurulmuş ki giden.
Aşksa,
Ve içinde gitmek varsa,
Durmam yolunda.
Ama,
Sende gitme,
Maria!






Bir varmış bir yok.
Hepsi bu…

AcıEbesi


Rüzgar her yere uzatmışken ellerini
"Hiçbir çocuk karanlıktan korkmayacak." dedi.
Başka birinin hayatını giymiş gibiyim.
İki büklüm kalmış sırtım.
Kanamalı bir Nisan ayındayken ellerim
"Hiçbir çocuk artık savaşta kalmayacak" dedi.

İlkbaharın fısıltılarını dinliyorum şimdi, gittiğinden beri.
Papatyalar yağıyor olmayışına.
İçim hala kış, bazen de kurak bir çöl ortası.

Toprağa ağlamalıydın dedi, yeşermeyi bilmeli insan.
Gözyaşından doğmalısın yeniden.

Kalmasın acıya dair hiçbir şey.
Bir şeyler hep geç kaldı,
Ya da geç kaldık biz.
Yoruldum yetişememekten,
Geç kaldığımı görüp daha da üzülmekten.
Ve ben yoruldum erken gelmekten.

Orta yolu yok mu şu kader denen şeyin?

Botokslu bir kalple yaşamaktayım -ki büyük ihtimalle çok da çirkin.
Gerginim.
Ellerim titriyor sık sık.
Nefesim kesiliyor.
Ben, bu kalple gerginim.
Ellerim titremesi fay hattından.
Nefesimse ekmek gibi, sürekli birilerinin açlığı bitiyor.
~
And içmişsin, her kabuk bağlayan yarayı kanatmak caizdir demişsin.
Unutma ki her acı mekruhtur çektirene.
Ve her acı bir sınavdır çekene.
Not güce bakar.
Güçlü olan acıya düşer mi?

Dilime batıyor suskunluk.
Ayaklarım sökülüyor yollarında.
Susma diyorsun ya, ağır kanamalı dilim.
Hani konuşsam döküleceğim.
Bakma gözlerimin ta içine ne olur.
Göremediğin yanardağlarım var, bir kirpik hareketinle patlar.
Gel-me, gör-me, konuş-ma.
Ve sakın dokunma, eririm.
Buz kütlesi gibiyim.

S e n .
Acılarımın ebesisin.
Doğuran sensin, doğurtan sensin.
Tüm küfürler sana.
Affet sevgilim.
Bu mesleği sana ben verdim.
Tutunmak için bu ağırlığından başka bir özelliği olmayan hayata.
Sürekli itilirken uçurumlara, dizlerimde nefes yok.
Affet sevgilim.
Ben uyuşuk insanın tekiyim.
~
Rüzgar perdelerle şevişiyor.
Aynı rüzgar saçlarımla sevişiyor .
Rüzgar gibisin sevgilim.
yokgibisintokgibisinhepkendingibisin.

İlkbaharı dinliyorum ben şimdi, sen gittiğinden beri.
Gözlerim gökte,
Ağlıyorlar yerime.
Islanıyorsun ya,
Her damlada hisset beni.

Her nefeste hissettiğim gibi seni...

Kutsal Acı


Nereye baksam kırılıyor
Neye dokunsam yok oluyor.
Kaynayan sokaklarda
Her yer ateş kokuyor.

Çocuklar içime güneş çiziyor
İçim buz
İçim gece.
Alevler üşüyor.

Dönmüyorum hayata.
Morgları boş bırakın.
Işıklarını açık bırakın.
"Gelmeyeceksen"
Ölüyorum.

Seni her anımsayışımda - ki bu durum azaldı artık günde bir kaç kez -
Bir yandan yüreğim sıkıştıkça
Tam da istediğim gibi
Seni unutmak...

(Beni unutmana izin vermeyeceğim dedi.)

Oysa bir kadın doğurabilirdi hani kendini isterse.

Sadece bir kere gülümse dedim.
Dalından bir gülü öldürdün verdin.

Güller intihar eder hep senin yanında.
Güller kanar hep.
Yapma.

En çok aralık ateş ediyor.
Oysa her yer haziran kokuyor.
Oysa aralık bile haziran kokuyor.
Gözlerimi vereyim
Bir kendine bak.
Yıllar geçtikçe daha çok ölüm kanıyor.

Hala olduğum yerdeyim
Soğuk bir gecenin kırmızı acısında.
Güller kanıyor.
Sakın basma.
Haziran iç sen.
Belki donukluğun geçer
İyileşirsin belki.
Sen soğukların tanrısı.
Yüzüne bir haç çiz.
Ateşten.
Kutsal sulardan iç.
Ağlama duvaları açık sana.
Git yeni bir ölüm çiz.

Papatya kok hep.
Benimse tek avuntum tütsüler.
Papatya kanayan cinsinden.


Git demiyorsun
Kal demiyorsun.
Dilinde ölü kuşlar
Dilinde akbabalar
Konuşamıyor musun?

Biraz daha uzaklaşsam güz olacağım sanki.
Bir çengelli iğneyle tutturulmuş gibiyim yokluğuna.
Kanıyor yaram, hadi tuz bas.
Mevsimsiz geldi bu sefer ayrılıklar
Çıkar at üzerindeki tüm gömlekleri
Soyundukça sen akacak yaz.
Çıplak bir karla karşılaşacağım.
Nereye gideceğini bilmeyen bir ahmak gibi,
Elim ayağım kördüğüm bir kukla gibi
Biraz da ben gibi
Öylece sana bakacağım.
Dudaklarım mavi olacak.
Dünya kan.

Tanrı baharı yerleştiriyor tüm kadınların kasıklarına.
Kadınlar çıplak.
Ve aslında bütün erkekler bir parça güz.
Eğer kadın aşkı tatmışsa.

En çok kırmızı rujlu konuşmaları severdik b-i-z.
Jiletten bir gecede.
Canımızı acıtmayı severdik, kanamayı.
Her harfin acıydı
Dağılırdı etlerim.
Sus derdin.
Sus da kanamasın ellerim.

-Kana bu kadar aşinalık niye?
Özür dilerim. -

(Mühürledin gecelerimi. Artık yasak bana dinlemek geceleri. Ağlamak yasak. Kırmızıyı sevmiyorum gittiğinden beri. Şimdi kimle yatıyor diye düşünmüyorum artık eskisi gibi. Odamda kırmızı ruj izleri. Kim öpüyor yine seni? )

Bak bunlar yarım kalmış bir aşkın serseri ayak izleri.
Balıklarınesirdüştüğübirkentte
Yitirilmiş bir masumluğun son izleri.

Ceset kokuyor evin.


Ve
Senin.

Hep paramparça ellerin...

Şizofrenik Devinimler


Antik çağdan bozma bir kütüphanenin en kitap kokan yerinden baktım sana.
O Babil kadar güzel bir bahçede "asma"ların ne işi vardı?
En güzel kelimeler ipekten bir halatla asıldı.

Var gücünle çanlarımı çalıyorsun.
Çarmıha geriyor, dudaklarımı kanatıyor, bir de kanımı içiyorsun.
Bedenimi tekmeliyor, çukurlarıma kandan göller koyuyorsun.
Ayetlerimi yakıyor, beni dinden kovuyorsun.
Günaha giriyorsun.
Anne rahmindeki tüm ceninleri tam kalbinden vuruyorsun.
Tanrı'nın işine ortak oluyorsun.
Günah konusunda şeytanı geçiyor, ardından tüm dinlerde tövbe ediyorsun.
Firavunlara hayat vermeye kalkıyor, Tanrı'yı kızdırıyorsun.
Ve korkuyor, beni önce günaha sokup sonra mumyalaştırıyorsun.
Tüm kadınları tam da en kadın oldukları yerlerinden sünnet ediyorsun.
Bazen ağlıyorsun.
Ama hep gidiyorsun.
Ben hala orada, sana bakıyorum.
İki kişi var diyorsun,
Biri yanımda biri uzağımda.

Hangisi daha yakındır insana?

Başımı duvarına saplıyorum.
Kanatıyorum senle dolu yerlerimi.
Boşaltıyorum seni, bir irini boşaltır gibi.
İnsanlar kemiriyor aç yerlerimi.
Aşka aç, sevgiye aç, şevkate aç, iyi olan her şeye aç.
Hiç fark edemedim beklemenin ölüm anlamına geldiğini.
Öldüm.
Korktum.
Korktum çünkü bir ailem vardı,
Bir iki sevdiğim dostum vardı,
Aşkım vardı.

Her şeyini yitirmek kadar acı bir şey var mı?

Bana odalar verdin, anahtarlar.
Hiçbirine gir-e-medim.
Ben senden bunları istemedim.
Kendinden bir damla yeterdi.
Sonra giderdim...

Ölecek yerim kalmadı.
Demirler düşman bana.
İnciten bir karanlık hakim.
Gök acılar yağdırıyor.
Paslı iğnelerle dikilmiş bu beden üzerime.
Dilim yok.
Kasıklarım kanıyor.
Pansumanım yine acıdan oluyor.

Sapkın insanlar var, ne yaptıklarını kendileri de bilmiyor.
Dudaklarına mühür basıyorum kaldırımların.
Kaldır'ımlar insanı sapkınlaştırıyor.
Birbirlerine dokunuyor insansılar,
Çok sevişgen oluyorlar.
Sonra hamile kalıyorlar,
Cins ayırımı yapmadan, hepsi.
Bebekleri oluyor,
Elektrik direklerine asıyorlar.

Bir gün başka bir pencereden bak şu şehre,
Neden bu kadar elektrik direği var sence?
Hepsinde onlarca bebek asılı.
Neden?
Hepsinin nedeni aynı.
Bebeklere ölüm kadar yakışan başka bir şey var mı?

Tutuklanacak kimse yok.
Bebek ölümleri suç sayılmıyor artık.

Babildeyim.
Elektrik direklerinde yer kalmamış.
Yeni direkleri bekleyemeyeceğim.
Aşk benden düğünümü çaldı,
Bana kanlı bir gelinlik kaldı.
En güzel asma, en çirkin gelin, 400 yıl sonra devrilen koca bir aşk.
Şehrimde, evimde ölseydim,
Her yer kan kokardı.
Yeterince ceset ve kan kokusu var.
İçimde biriken tüm nefreti kustum.
Ölüm damarlarımdan girdi kanıma.
Ölsem kanardım.
Kanasam ölüm dolardı şehir.
Kaçtım.
Sonu yoktu bu hoyratlığın.

Şimdi tutun tüm denizleri,
Ovalayın annemin bileklerini.
Ve söyleyin ona;

Asma hiç kimseyi böyle güzel asmadı.
Ağlayacak bir şey yok.
Ölüm hiçbir gelinliğe bu kadar çok yakışmadı.




-Üzgünüm. Bebeklerin öldüğü, aşkın bacak aralarında olduğu, her yerin kan koktuğu bu yerde benim yaşamaya hiç mecalim yok. Zaten hayat acı temalı bir senaryo. Zorla figüran olmanın bir anlamı da yok.. -