Beyninden vurulmuş bir tanrıydı aşk. Geceleri altına kaçıran çocukları korkutan bir büyücü belki de. Yosun tutmuş duvarları yorgan yapıp serdiler üzerine. Kanayan duvar mıydı yoksa kırgın silahşörlerin yetim ağıtları mı? Seni gördüğümde yağmur yağıyor. Seni gördüğümde iç nehrim taşıyor. Hayır sımsıkı bağlasam da tüm damarlarımı bir anda çözülüveriyor bütün düşler. Küfrettikleri ben miyim? Anne rahminden düşen bir nefret miyim? Sokaklar tıklım tıklım, sokaklar boş. İşkence gibi bu aşk. Bir çölü tane tane yutmak gibi.
Tanrılarda ölür. Onlarınki sessiz ölümdür. Daha önce bir tanrıyı ölürken hiç görmedim. Belki de her tanrı öldüğünde bir afet oluyordur. Annem tanrılar yok dedi. Annem korktu. Annem "bu kızın din ayarlarıyla mı oynadık ki?" dedi. Telefonda adamın teki "ben şeytanım" dedi. Annem "Allah akıl fikir versin" dedi. En erken vahiy çiçeklere indi.
Ailem veya akrabalarımdan biri bunları okuduğunda "delirmiş bu" diyeceklerdir. Delirmek için aşık olmak yeterliymiş. Çok basitmiş yani. Bir de insanın delirmesi için böyle yakınları olması gerekmiş. (Şimdi nasıl yakın olduklarını söylemeyeceğim, insan bu tarz düşünceleri kendine saklamalıymış.) Bir gün biri okur da bu yazılar bana ait derse hiç şaşırmam. Beynimin bana ait olmadığını düşünüyorum. Kalbime göre çok mantıklı hareket ediyor. Kalbimse nasıl yaramaz anlatamam. Bir türlü söz dinlemiyor. Yasak aşkların peşinden koşan bir köpek gibi. Olur da bir gün bir yanlışlık nedeniyle ailemle aram açılır veya intihar falan edersem... Eee? Off sonunu bağlayamadım. Neyse. Kimsenin farkında dahi olmadığı bir muma, kimsenin bilmediği bir dilde şarkılar söyleyeceğim bu gece. Keyfim yerinde. Umurumda mı onun şerefsizliği, onun p.çliği ve saire. Saz çalacağım bu gece, tümağustos böcekleri oynasın diye.
4 Temmuz 2010 Pazar
2 Temmuz 2010 Cuma
Kırk Tilkiden Mektuplar I

Kırk Tilkiden Mektuplar I
Bir insanın aklında kaç tilki dolanabilir ki en fazla? Hayır o kadar çok ki sayamıyorum. Aşık olduğumda sorun olmuyor da sadece hoşlanıyorsam çok şıpsevdi oluyorum. Herkesle flört edebilecek gibiyim. Bu sanırım bazı duyguların bastırılması durumu. Ya aşkı bastırıp taktik uygulayacaksın ya da Bakırköy'ü bir turlayacaksın. Bakırköylük olmaktansa içimde şıpsevdi olmayı yeğlerim. Lakin şıpsevdiğiliğimde dışarı taşmıyor çok şükür. Bir iki göz çarpışmasından kimse zararlı çıkmaz herhalde. Zaten yapacak bir şeyim de olmadığından can sıkıntısı giderme yolları bunlar diye de düşünüyorum. Hem aşktan fayda gören kaç kişi var ki? Peehh. Aşk isteklerini tatmin ettiği sürece güzeldir. Belli bir yerde takılır mutlaka. Peki ya sonra?
- Afedersin sevgilim. Bu aşk ter kokmaya başladı. Yeni bir aşkla değiştirmeliyiz. -
-Oo yee bebeğim, süper fikir. -
Deodorant sıkmayı akıl edemeyecek kadar aciz. Aşk onarılmaz mı hiç?
Aşık olmayı seviyorum. Aşık olmanın güzel olan kısmını seviyorum. Acı vermeye başlayınca çok çekilmez bir moruk oluyor. İyi de aşk acısız olmuyor. Ne yapacağız? Evet. Şimdi size bir çorba tarifi vereceğim o halde. Ya da vazgeçtim. Siz gidin çikolata alın. Ben biraz ağlasam iyi olur.
Aşk. Bir gözümü kapattığımda ne kadar da basitsin. Ben kalbimi uyuttum. Gözlerimin ağrısı var, kulağındaki ninniyi ödünç verir misin?
Affetmiyorum dudaklarınızda deliren denizi. Yok olmaya mahkum. Islattığınız kayalıklar. Suçlu mu? Sanmıyorum. Ama affetmiyorum hiçbirinizi.
A.Ş.K

Öyle bir derde düştüm ki dedi. Bir nefeslik duvar. Hareket edemiyorum. Arkamı dönüyorum nefesi, önümü dönüyorum gözleri. Nefesinden hayat akıyor hücrelerime, gözlerinden çocukluk.Dokunuyor tenime. Ona basit gelen bu dokunuşlar beni eritiyor. En son koluma dokundu. Kocaman bir yanık var şimdi. Kimse görmüyor. Çocuk kesiliyorum karşısında. O kadar alıştırdı ki kendisine görmesem ölüyorum. Yemek yok, uyku yok, huzur yok. Günlerdir yoksunum. Uzansam eline tutabileceğim. Ama görünmez bir cam var aramızda. Uzansam parçalanacağım. Hayatında kaç kişi var bilmiyorum. Tüm ağaçlar, tüm dallar onun. Bile bile ateşe yürüyorum. Her gün geliyor, konuşuyor, arıyor, mesaj atıyor ve saire. Çıkardığım anlam ile gerçek arasında neden dünya var? Yüzüne baksam eriyor, teni su misali akıp gidiyor. Gözlerine baksam kaynıyor, canım acıyor. Konuşsam ölüm. Başka yol yok, Susuyorum. Sustukça eksiliyorum.Öyle büyük engeller koymuş ki Tanrı bu sınavda ben, ben yürümeyi beceremiyorum. Tanrım diyorum. Kalbime sahip çık. Kalbimi döv. Gerekirse öldür. Kontrol edemiyorum. Ya yanına affedilmeyecek bir günahla geleceğim ya da bir şey yap. Olmuyor. Sabaha yine aynı hislerle uyanıyorum. Gözlerini izliyorum sonra.Yüzümdeki labirentte kaybolacak gibi oluyor. Sonra vazgeçip atlıyor. Gözleri kayboluyor. Bir cam kırılıyor ve bir parçası kalbime saplanıyor. Yakınlaştıkça hapsoluyorum. Uzaklaşsam nefesim kesiliyor. Çıkmazdayım. Yardım isteyemiyorum. Karanlığından korkuyorum, çocuk gibi titriyorum gölgesinde. Farketse ah bir farketse. O bana dokunurken gayet normalken her şey ben neden ona dokunamıyorum. Bir kez elim değse yanağına. Olmaz ama. Yasak. Ölürse tüm martılar. Katil olmak istemem. Duygularıma esirim evet ama mantık gibi bir elbisem var. İçim yanıyor olabilir, kimse fark etmiyorsa sorun yok. Baktığımda kimsenin göremediği çatlakları görebiliyorsam yerde bir şeyleri aşmışımdır. Belki de delirdim. Umurumda mı sanki. İmkansız aşklar yaşadığımı, bildiğimi sanırdım. O aşkların imkansızları bir'di. Bu aşkta imkansızlar iki. İki kere imkansız bir aşksa mümkün değil çözmek. Görse gözyaşlarımı kıyamayacakken ben onun için ağladım. Görmedi. Şey gibi bu, şey. Bir çocuğun olgun bir büyüğüne aşık olması gibi. Bana büyük geliyor bu aşk, ona küçük. Ne ruhunda hayat var ne bedeninde. Nasıl düştü peki bu ateş benim içime?. Öyle çok soru var ki cevaplayamıyorum. Yapabileceğim bir şey yok. Varsa da gizli kalsın. Hiçbir şey yapmak istemiyorum. Ama lütfen Tanrım, gitmesin. Ruh olarak gidebilir belki göremem ama beden olarak yanımda durmayı bilsin. Kim gibi durduğu önemli değil. Eğreti dursa bile sorun değil. Süs eşyası gibi de olsa dursun. Bİr mermeri izler gibi izlerim. Işığı söndür Tanrım. Gerçekleri görmeyeyim. Kalbindeki kirlere beyaz çarşaf ser Tanrım. Ben kaldırmam söz veririm. Biliyorum ki benim içimden alevler yükselirken onun bedeninden soğuk terler boşalıyor. Yine de sesi bile yetiyor karları eritmeye. Yaban otlarıyla kaplı bir bahçeyi yeşertmeye. Ben onu her gün 24'e bölerken o kendini kaç kadına pay ediyor bilmesem de bir bakış yetiyor tüm geçekleri silmeye. Neyse Tanrım çok konuştum affet. Bu aşkla da yeni bir ben doğurdum. Erken ölmesi dileğiyle. Lakin bu aşkta kız çocukları sevilmiyor. Afedersin ama orospunun peydahı bile çok sevilirken yaşamayı kendi seçmeyen bu kızın (aşkın) ne suçu var? Adalet tuvalette olmalı. Ölsün o halde. Ve ben yine geçiyorum bir aşkın şah damarından. İzin verin geçeyim, geçtikten sonraki tüm izlerim, peydahladıklarım, hiçbir şey umurumda değil. Alın, nereniz uygunsa oranızda kalsın. Dedi.
Aşkla başlayıp öfkeyle bitti. Aşk içinde ne çok şey barındırıyormuş. Çok şey barındırdığını anladım da hepsini daha kavrayamadım...
(Not:" Eflatun - Günahlar İşliyorum" ilhamlı.)
.
Elveda diyemediğim her aşk için bir intihar içeceğim
Ağlayacağım bazen ve her gözyaşımla bir yelken büyüteceğim
Sokaklardan kan akacak
Dağların bileklerini kestiğini göreceğim
Ah sevgilim senin için her gün bir yıldızla sevişeceğim
Hangisinde izin var, hangisi senin bulmak için
Sokağın kanında boy verip sana gelmeyi deneyeceğim
Kan sudan daha hızlı akıyormuş sevgilim
Ben yüzmeyi hiç öğrenemeyeceğim.
Ağlayacağım bazen ve her gözyaşımla bir yelken büyüteceğim
Sokaklardan kan akacak
Dağların bileklerini kestiğini göreceğim
Ah sevgilim senin için her gün bir yıldızla sevişeceğim
Hangisinde izin var, hangisi senin bulmak için
Sokağın kanında boy verip sana gelmeyi deneyeceğim
Kan sudan daha hızlı akıyormuş sevgilim
Ben yüzmeyi hiç öğrenemeyeceğim.
Dokununca Ölüm Kusan Eşyalar
Annemin yatağından
Babamın mezarından
Benim ise yaralarımın kabuklarından gelir.
Çocukların ulaşamayacakları yerlerde ve hüzün sıcaklığında saklanır.
Zararlıdır ama atılmaz
Kurtulmayı aklının ucundan dahi geçirsen vücuduna kezzap atılır.
Dokunamazsın ama hep oradadır.
Sus Dili Ve Edebiyatı
Yeni doğmuştum
İlk dayağımı ve ciğerlerime inen ilk acıyı doktorumdan yediğimde.
Büyürken hep düştüm
Büyürken hep düş görürdüm
Anneannemle dedemden daha fazla dünya vardı
Ve ben biliyordum o dünyaya varacaktım
Sus derdi hep anneannem
Sus konuşma, sus ağlama, sus ki vurmasın dünya.
O gün geldi. Ben daha büyük bir dünyaya taşındım.
Baba dedim bir adama.
Baba dedikçe vurdu.
Senin kanından, senin canındanım dedim.
Seni çocuk esirgeme kurumuna veririm dedi.
Bu yeni dünya da sus'tan ibaretti.
Babam öldü, yeni bir dünya buldum sandım.
Sorumluluk yüklenmiştim, farkında olamadan.
Yetim kaldın dediler
Ben değil dedim
Vücuduma inen darbeler ve suslarım yetim kaldılar.
Sus olmayan bir dünya buldum sandım bu sefer
Aşk geldi.
Ama ben çağırmadım.
sustum.
Kalbim acı yuvası.
En iyi susmayı öğrendim
En çok suslara vardım.
Kaça gidiyorsun dediler mesela.
Dört dedim.
Hangi bölüm dediler. - Sus Dili Ve Edebiyatı.
Dedim.
Gözlerinde Mezar Taşıyan Adam
Ne zaman baksam gözlerine
Ya da ne zaman gelse gözlerin gecelerime
Ölmeyi düşlerdim hep.
Gözlerin bu denli ölümü andırırken,
Sen yokken...
Gözlerini kaçırıyorsun bazen
Tamam diyorum
Ölmek avuçlarımdan sürekli kaynayan bir çeşme
Ölmek kan
Kan bu kadar mı afili?
Özür dilerim sevgili
Beni kan tutuyor bu gece
Sımsıkı.
Sen, sen arkanı dönüp gidiyorsun ya
Kehanet saçıyor cariyeler
Dirseklerimi törpülüyorlar
Kalbimin senin olan tarafına tükürüyorlar
Küfür ediyorlar
Sevişine gidişine,
Gelmişine, geçmişine...
Denizden Gelen Sancı
Koca bir deniz kadar biriktirdim içimde acıyı
Turuncu balıklar sardı her yanımı
Bir deniz yıldızı kadar dışkıladım hüznü.
Bazende bir bardaklık ağladım.
Çıkmadım hiç denizimden,
Yeni denizlere varmadım
Öyle çürüdüm ki
Uykularım kaçtı.
Ama sadece zamana bıraktım...
____
Annem hep "Her emek bir bebektir" derdi.
Her emek bir doğum.
"Çok düşük yaptım anne, çok cesedim var.
Çığlık yok, et parçaları yok.
Ama çok acı, çok ölü var.
Bir emek dahi büyüseydi,
Adım atsaydı,
Bir gülüş, bir kelam etseydi bu kadar incinmezdim." diyemedim.
Deseydim ölürdü.
Onun ölmesindense ben ölmeyi yeğledim...
___
Kadınlar vardılar
Adamlara vuruldular
Sabahlara kadar ağladılar
Sonra acı doğurdular
Adamlar tatmin olmadılar
Lakin çok tahrik oldular
Kadınlarla yattılar
Kadınlar hamile kaldılar
Bebek doğurdular
Adamlar yeni kadınlar buldular
Bebekler yetim kaldılar
Duvarlarda kemikli eller vardılar
Bir sabah tüm kadınları yuttular
Kadınlar içlerinden daha karanlık kuyuda uyandılar
Yapayalnızdılar
Hep kanadılar
Adamlar bir gün kan kuyusunu buldular
Çok mutlu oldular.
Yakıt derdinden kurtuldular.
Son Söz
Senin yaptığın neydi biliyor musun?
Sineğin dışkıdaki krallığı.
Evet. Zaten bu tarz şeyler kendini nerede iyi hissettiğinle alakalı.
Uğruna harcayabileceğim tek dilek ise;
Krallığında boğulmaman dileğiyle...
Annemin yatağından
Babamın mezarından
Benim ise yaralarımın kabuklarından gelir.
Çocukların ulaşamayacakları yerlerde ve hüzün sıcaklığında saklanır.
Zararlıdır ama atılmaz
Kurtulmayı aklının ucundan dahi geçirsen vücuduna kezzap atılır.
Dokunamazsın ama hep oradadır.
Sus Dili Ve Edebiyatı
Yeni doğmuştum
İlk dayağımı ve ciğerlerime inen ilk acıyı doktorumdan yediğimde.
Büyürken hep düştüm
Büyürken hep düş görürdüm
Anneannemle dedemden daha fazla dünya vardı
Ve ben biliyordum o dünyaya varacaktım
Sus derdi hep anneannem
Sus konuşma, sus ağlama, sus ki vurmasın dünya.
O gün geldi. Ben daha büyük bir dünyaya taşındım.
Baba dedim bir adama.
Baba dedikçe vurdu.
Senin kanından, senin canındanım dedim.
Seni çocuk esirgeme kurumuna veririm dedi.
Bu yeni dünya da sus'tan ibaretti.
Babam öldü, yeni bir dünya buldum sandım.
Sorumluluk yüklenmiştim, farkında olamadan.
Yetim kaldın dediler
Ben değil dedim
Vücuduma inen darbeler ve suslarım yetim kaldılar.
Sus olmayan bir dünya buldum sandım bu sefer
Aşk geldi.
Ama ben çağırmadım.
sustum.
Kalbim acı yuvası.
En iyi susmayı öğrendim
En çok suslara vardım.
Kaça gidiyorsun dediler mesela.
Dört dedim.
Hangi bölüm dediler. - Sus Dili Ve Edebiyatı.
Dedim.
Gözlerinde Mezar Taşıyan Adam
Ne zaman baksam gözlerine
Ya da ne zaman gelse gözlerin gecelerime
Ölmeyi düşlerdim hep.
Gözlerin bu denli ölümü andırırken,
Sen yokken...
Gözlerini kaçırıyorsun bazen
Tamam diyorum
Ölmek avuçlarımdan sürekli kaynayan bir çeşme
Ölmek kan
Kan bu kadar mı afili?
Özür dilerim sevgili
Beni kan tutuyor bu gece
Sımsıkı.
Sen, sen arkanı dönüp gidiyorsun ya
Kehanet saçıyor cariyeler
Dirseklerimi törpülüyorlar
Kalbimin senin olan tarafına tükürüyorlar
Küfür ediyorlar
Sevişine gidişine,
Gelmişine, geçmişine...
Denizden Gelen Sancı
Koca bir deniz kadar biriktirdim içimde acıyı
Turuncu balıklar sardı her yanımı
Bir deniz yıldızı kadar dışkıladım hüznü.
Bazende bir bardaklık ağladım.
Çıkmadım hiç denizimden,
Yeni denizlere varmadım
Öyle çürüdüm ki
Uykularım kaçtı.
Ama sadece zamana bıraktım...
____
Annem hep "Her emek bir bebektir" derdi.
Her emek bir doğum.
"Çok düşük yaptım anne, çok cesedim var.
Çığlık yok, et parçaları yok.
Ama çok acı, çok ölü var.
Bir emek dahi büyüseydi,
Adım atsaydı,
Bir gülüş, bir kelam etseydi bu kadar incinmezdim." diyemedim.
Deseydim ölürdü.
Onun ölmesindense ben ölmeyi yeğledim...
___
Kadınlar vardılar
Adamlara vuruldular
Sabahlara kadar ağladılar
Sonra acı doğurdular
Adamlar tatmin olmadılar
Lakin çok tahrik oldular
Kadınlarla yattılar
Kadınlar hamile kaldılar
Bebek doğurdular
Adamlar yeni kadınlar buldular
Bebekler yetim kaldılar
Duvarlarda kemikli eller vardılar
Bir sabah tüm kadınları yuttular
Kadınlar içlerinden daha karanlık kuyuda uyandılar
Yapayalnızdılar
Hep kanadılar
Adamlar bir gün kan kuyusunu buldular
Çok mutlu oldular.
Yakıt derdinden kurtuldular.
Son Söz
Senin yaptığın neydi biliyor musun?
Sineğin dışkıdaki krallığı.
Evet. Zaten bu tarz şeyler kendini nerede iyi hissettiğinle alakalı.
Uğruna harcayabileceğim tek dilek ise;
Krallığında boğulmaman dileğiyle...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)