
Öyle bir derde düştüm ki dedi. Bir nefeslik duvar. Hareket edemiyorum. Arkamı dönüyorum nefesi, önümü dönüyorum gözleri. Nefesinden hayat akıyor hücrelerime, gözlerinden çocukluk.Dokunuyor tenime. Ona basit gelen bu dokunuşlar beni eritiyor. En son koluma dokundu. Kocaman bir yanık var şimdi. Kimse görmüyor. Çocuk kesiliyorum karşısında. O kadar alıştırdı ki kendisine görmesem ölüyorum. Yemek yok, uyku yok, huzur yok. Günlerdir yoksunum. Uzansam eline tutabileceğim. Ama görünmez bir cam var aramızda. Uzansam parçalanacağım. Hayatında kaç kişi var bilmiyorum. Tüm ağaçlar, tüm dallar onun. Bile bile ateşe yürüyorum. Her gün geliyor, konuşuyor, arıyor, mesaj atıyor ve saire. Çıkardığım anlam ile gerçek arasında neden dünya var? Yüzüne baksam eriyor, teni su misali akıp gidiyor. Gözlerine baksam kaynıyor, canım acıyor. Konuşsam ölüm. Başka yol yok, Susuyorum. Sustukça eksiliyorum.Öyle büyük engeller koymuş ki Tanrı bu sınavda ben, ben yürümeyi beceremiyorum. Tanrım diyorum. Kalbime sahip çık. Kalbimi döv. Gerekirse öldür. Kontrol edemiyorum. Ya yanına affedilmeyecek bir günahla geleceğim ya da bir şey yap. Olmuyor. Sabaha yine aynı hislerle uyanıyorum. Gözlerini izliyorum sonra.Yüzümdeki labirentte kaybolacak gibi oluyor. Sonra vazgeçip atlıyor. Gözleri kayboluyor. Bir cam kırılıyor ve bir parçası kalbime saplanıyor. Yakınlaştıkça hapsoluyorum. Uzaklaşsam nefesim kesiliyor. Çıkmazdayım. Yardım isteyemiyorum. Karanlığından korkuyorum, çocuk gibi titriyorum gölgesinde. Farketse ah bir farketse. O bana dokunurken gayet normalken her şey ben neden ona dokunamıyorum. Bir kez elim değse yanağına. Olmaz ama. Yasak. Ölürse tüm martılar. Katil olmak istemem. Duygularıma esirim evet ama mantık gibi bir elbisem var. İçim yanıyor olabilir, kimse fark etmiyorsa sorun yok. Baktığımda kimsenin göremediği çatlakları görebiliyorsam yerde bir şeyleri aşmışımdır. Belki de delirdim. Umurumda mı sanki. İmkansız aşklar yaşadığımı, bildiğimi sanırdım. O aşkların imkansızları bir'di. Bu aşkta imkansızlar iki. İki kere imkansız bir aşksa mümkün değil çözmek. Görse gözyaşlarımı kıyamayacakken ben onun için ağladım. Görmedi. Şey gibi bu, şey. Bir çocuğun olgun bir büyüğüne aşık olması gibi. Bana büyük geliyor bu aşk, ona küçük. Ne ruhunda hayat var ne bedeninde. Nasıl düştü peki bu ateş benim içime?. Öyle çok soru var ki cevaplayamıyorum. Yapabileceğim bir şey yok. Varsa da gizli kalsın. Hiçbir şey yapmak istemiyorum. Ama lütfen Tanrım, gitmesin. Ruh olarak gidebilir belki göremem ama beden olarak yanımda durmayı bilsin. Kim gibi durduğu önemli değil. Eğreti dursa bile sorun değil. Süs eşyası gibi de olsa dursun. Bİr mermeri izler gibi izlerim. Işığı söndür Tanrım. Gerçekleri görmeyeyim. Kalbindeki kirlere beyaz çarşaf ser Tanrım. Ben kaldırmam söz veririm. Biliyorum ki benim içimden alevler yükselirken onun bedeninden soğuk terler boşalıyor. Yine de sesi bile yetiyor karları eritmeye. Yaban otlarıyla kaplı bir bahçeyi yeşertmeye. Ben onu her gün 24'e bölerken o kendini kaç kadına pay ediyor bilmesem de bir bakış yetiyor tüm geçekleri silmeye. Neyse Tanrım çok konuştum affet. Bu aşkla da yeni bir ben doğurdum. Erken ölmesi dileğiyle. Lakin bu aşkta kız çocukları sevilmiyor. Afedersin ama orospunun peydahı bile çok sevilirken yaşamayı kendi seçmeyen bu kızın (aşkın) ne suçu var? Adalet tuvalette olmalı. Ölsün o halde. Ve ben yine geçiyorum bir aşkın şah damarından. İzin verin geçeyim, geçtikten sonraki tüm izlerim, peydahladıklarım, hiçbir şey umurumda değil. Alın, nereniz uygunsa oranızda kalsın. Dedi.
Aşkla başlayıp öfkeyle bitti. Aşk içinde ne çok şey barındırıyormuş. Çok şey barındırdığını anladım da hepsini daha kavrayamadım...
(Not:" Eflatun - Günahlar İşliyorum" ilhamlı.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder