"Seni asla üzmek istemedim." dedi. Yaram daha çok kanadı.
28 Mayıs 2010 Cuma
AdliÖlümler

Kapıların kapalı.
Tabağında hangi kadının kalbi var?
Kan kokuyor sokağın
Yakalanması an meselesi denen,
Lakin bir türlü bulunamayan katilsin sen.
Adalet neden bu kadar çaresiz yanında?
Zaten sığamazsın da cezaevi hudutlarına
O kadar geniş(!) bir kişilik* ki sendeki
Sığamıyorsun bile dünyaya
Avukatlar istifa edecekler aynı anda
Kimsenin cesareti yok seni savunmaya
Mahkemene geleceğim
Sen müebbetten korktuğun için beni kovmaya çalışırken
Ben
Affedin onu, nolur,
Benim affedecek yerim kalmadı
Siz affedin
diyeceğim
Yıkılacak içinde bana karşı ördüğün duvar
Her şey için çok geç -olacak-
Keşke diyeceğim sonra
Keşke sen o hücreye atılsaydın
Bende herhangi bir suça karışsaydım
hücrene atılsaydım
(Hücrelerin dahi benden nefret ederken hem de)
Sen kurtulmak için delirirken
En azından karşımda olsaydın.
O kadar iyi biliyorsun ki şansı kendinden yana kullanmayı
(Şansla da mı yatıyorsun ne?!)
Eminim o hücrenin duvarlarını da eritir kaçardın.
(Her kadını bir bakışla eritebiliyorsan,
Duvarlarla da sevişerek eritebilirsin herhalde.)
O kadar bekledim ki seni
O kadar ki
Üzerime yağan ihanetler
Terkedişler
Yalnızlıklar
Suskunluklar
...
Hepsi, hepsi deldi geçti
Ama bak hiç bitmedim.
Sadece
Sen gittin.
Gidişinin suçu yok sevgilim
Senin suçun yok
Aşk beni hiç görmedi
Varlığımı önemsemedi.
| Duvarımdan kan yağıyor
Ölüm misafirliğe geliyor sevgilim
Öyle yüzsüz ki
Giderken beni de götürmek istiyor
-Ölüm senin eserin olup bana ait olan duvarımdan geliyor.-
Korkuyorum sevgilim
Yardım eder misin?|
Daha seni göremeden...
Ölmek için çok erken...
27 Mayıs 2010 Perşembe
Bir Duayı Düşürdüm

Olmayan denizi izledim,
Tenine karışan farklı kokulardan, kokunu çektim,
Usulca yasladım başımı, omzuna,
Hıçkırıklarla direndim.
Küçük bir balık edasıyla daldım gözlerine, yok olma korkusuyla.
Tüm dünyayı susturdum, dinledim sözlerini.
Elini tuttum, parmaklarım parçalandı, döküldü.
Nefesin ruhumun ilacı,
Uzandım yanında sonsuzluğa...
Yoktun.
Akli dengesini yitirmiş gibiydim,
Konuşsan ölecek gibiydim,
Gelsen,
Gelsen...
Tanrıyla aram açılacak gibiydim.
Gelmedin...
25 Mayıs 2010 Salı

Bir kalpte ölmek ne zormuş,
Bir kalpte cinayet...
Yaslanmak kanlı duvarlara,
Suçluluk duygusu...
Ama hala buradasın?
Bak tam da bu sayfadasın.
Dokun...
Elimi tutacaksın.
Tüm gücümle yaşatırken, "ah hayır, öldü" demek...
Ellerimi ve ayaklarımı zıt yöne giden iki ayrı arabaya bağlayıp çekmek,
Sırtıma taşlar dizmek...
Anlıyor musun???
Bir ses ver...
22 Mayıs 2010 Cumartesi
Fail - i Katil (* SuçüstüAşk *)

Öldürdüm sevgilim;
Sen gelmedin ve ben kanıma karışan şehvetli zehrini öl-dür-düm.
Kara vebalı kara kafileler göç etti bedenimden cehennemine.
Vebali kimin üzerine?
Faili meçhul cinayetlerinin ardından
Elsiz ayaksız piçlerin de oldu.
Ve sen; sonunda piçlerini bile aldattın!
Gelemeyecek kadar aciz ve korkakken...
"Kuş gibisin, korkuyorum sen titrerken.
Korkuyorum ısıtamam yeterince, ölürsen.
Korkarım sonra gözlerimden.
Bir kuşu hayata döndürmenin sevincine doyamamışken..."
Nefretim kuşlara tanrım.
Gül dikiyorum omuzlarıma.
Tuzaklar kuruyorum kuşlara.
Gece yarısı saat tam 03.12'de asıyorum hepsini boynumun darağacına.
Kasığımda kara bir leke gibi duruyorken ihanet
Bakamıyorum küçük kadınların suratına
Küsüm dudaklarıma.
-
Annemin buluğ çağından geçtim.
Kan içinde kaldığımda silmek için bir paçavram bile yoktu.
Kanımda boy verdim
Kanımda boğuldum.
Küsüm dudaklarıma.
-
"Omzunda gül bahçeleri ve gözlerinde yağmur.
Gözlerine yağmuru indiren tanrı benim,
Sen rahmet mi sanıyorsun?
Aptal!
Güllerin... O kadar şeffaf ki güllerin gelirsem incinecek dünya.."
Kaç gecedir suskunluk yutuyorsun
Yatağın boş kısmıyla sevişiyorsun.
İçinden lavlar, içinden iniltiler boşalıyor içime.
Gözümden bir damlayı tutsan, ah tutsan
Sönecek tüm evrenimin yangını.
Biliyor musun?
-Ne dışa dönük yaralar
Ne çocukluğumun atlı karıncaları
Hepsi yalan!-
Gururum, kanımın yerde kalması,
Kim bilir kaç defa üstüne basıp geçtim.
Pis bir küfür gibi dudağındayım.
Yalvarırım sus beni, tanrım.
Sevgilim... Sana dokunamadığım günlerin hesabını yine sana mı sormalıyım?
Sadece bir kez kokunu hissedebilmek için evrendeki tüm kokulardan vazgeçebilirim,
Tüm hazlardan,
Ve daha fazlası.
Gitme!
Yalvarırım...
Çok özlüyorum seni...
İkinci Kadın Masalı

Lügatı intiharlı bir aşkı içtim.
Alfabesi morg.
Harflerle ölüm kustum.
Hayatında hep ikinci kadın oldum ben!
Ne zaman pes etsem, sıramı savmayı seçsem,
Bir şekilde yakaladın kirpiklerimden.
Kaçamadım hiç senden.
Zartut(tun)uştu.
Zariçimde.
Zartutun-du.
İçimyandıbugidişinle...
Lisanım uçukladı.
Bildiğim tüm harflere ve bilmediğim tüm dillere ihanet ettim.
Sırf senin için yalnız bıraktım beni.
Ama olmadı, hayatında hep ikinci kadın olarak kaldım sevgilim.
Dualarıma tam da tanrıya ulaşmak üzereyken ateş edildi.
Oysa öyle kanımla süslemiştim ki gelinliklerini,
Tamam vazgeçtim.
İğfal et ömrümü.
Seninim.
Gelmeye mecalim yok deseydin,
En cüretkar hayalimle gelirdim.
Bilirsin, sensin benim her şeyim.
Allah kahretsin!
Her gece pusuya yatmış onlarca ihaneti yuttum.
Sırf o bozuk lisanında uyumak için.
Uyandığımda yoktun.
Her yer ihanet kesikleri.
Aşkta cesur olmak varmış.
Tenin önemi yok.
Ben zaten ruhumu ona bırakmışım.
Tenimden geçse bir anlamı yok.
-Yani sevişmek somut bir şey olarak kalıyor tam da burada.-
Çok uzaklaştın!
Biraz içeri gel sevgilim.
Sensiz yarım kalmış bir küfür gibiyim.
Beyninde tutma beni.
Küfretmeyi sevmezsin, bilirim.
Ama bak, ben seninim.
| Sonra bir dağa yaslanıyorum, hatta bir denize.
Unutuyorum yüzme bilmediğimi.
Unutuyorum daha 18’i geçmediğimi.
Ve unutuyorum sevişmenin yasak olduğu bu kentleri.
Ben denizinde boğuluyorum sevgilim.
Yüzme bilmiyorum.
Kurtarman gerekirken, martı sanıyor simit atıyorsun tükenen nefeslerime.
Umudumu çalıyorsun.
Sahi, yüzün kızarmıyor mu hiç senin? |
Nadasa bıraktım beni.
Oysa iflah olmazdım artık.
Sen bana yasaklanan tek kelimeydin.
Köklerim senden başlıyordu benim.
Biz hep senle bendik.
İhanet olmasaydı kedimiz,
Belki biz olmayı başarabilirdik dedim.
Bekleme artık boşuna.
İflah olmaz tenim.
Nadasım ölümdür benim…
|| Keşke bu kadar yalnız bırakmasaydı(n)m beni… ||
Kan.ama

Suretin siliniyor gözlerimden.
Perdemdin,
Kalkıyorsun.
Aniden bir ölüm sızıyor ellerime.
Ellerim sen kokuyor.
Yok artık ellerim sen kanıyor.
Melekler hüzün kanıyor.
Cennetteki Zümrüt kuşu ağlıyor.
Kalkıyorsun perdemden.
Güneş odama yanıyor.
Papatyalarımın gözleri, kapıları yanıyor.
Hepsi
Hepsi senin yüzünden.
Tuhaf bir meleği öpmüşüm de
Sanki içim görünüyor.
Yok mudur bu hayatın tıkla sil gibi bir durumu
İçimden melek ağıtları dökülüyor.
Yıllarca değil, saniyelerde hayatım
Hiçbir şey yok gibi, sadece bir kaç düş kırıklığı.
Yaşadığım.ız her günü kaydeden birileri var
Bu yüzden yok sayılıyorum.
Gelsen varlığım kabullenecek bir şeye benziyorum
Gelsen sadece bir gün silineceğe benziyorum.
Kaydedici kızıyor.
Mumdan bir kız ağlıyor.
Önce musluklardan boşalıyor su
Sonra denizlerden.
Ben, oturmuş kitap okuyorum
Bir tren geçiyor tenimden.
Her çeşit cinayet ve intiharları tenimde hissediyorum.
Uzaklara daldığında korkardım.
Çünkü sen en çok uzaklara daldığında meleklerle yatardın.
Oysa yanımdaydın
Sen hep bu şekilde kaçardın.
Ben hiç senin gibisini görmedim.
Avucun çiviye batması gibi
Ayağın ayakkabıya vurması gibi
Gökyüzünün uçağa düşmesi gibi
Bak işte her şey biraz sen gibi
Ben ise hiç görmedim senin gibisini.
Geçen gün seni gördüm.
Gözlerinden yağmur yağıyordu.
Dudakların jilet gibiydi
Ve parmaklarından kanlar akıyordu.
Bana bakıyordun.
Bir şeyler fısıldıyordun
Sora silikleştin
Ardından silindi silüetin.
Hani hayal falan gördüm desem
Öyleyse dudaklarım niye kanıyordu en derin kesiğinden.
Seninle yürüdüğüm yolda en yalnızdım ben.
Şimdi geri dönüyorum.
Fark ediyorum da yollar yeniliklerle dolu.
Hiç görmemişim giderken.
Yeni bir ben'le geri dönüyorum.
Kanlarını akıtarak tüm acıların.
Öl hadi kahramanım.
Sensiz ve kalabalık geri dönüyorum.
Bir gece odama doldun, taştın.
Yatağıma uzandın, utandım.
Sarıldın sımsıkı, ses çıkartmadım.
O devasa yalnızlık bir damla azaldı.
Sonra kalktın, ne kadar yalnızlık varsa bana bıraktın.
Yine de ara sıra gel istedim.
Gel ki kimse yalnız kalmasın
Gel ki kimse yalnızlığı tatmasın.
Sadece baktın.
Cennetten kovulmuş bir yaratığa bakar gibi, kovar gibi baktın.
Utandım.
Sen yataktan kalktın
Ben kaldım.
Ve sonunda bir meleğin ayarsız iki kanadını
Söküp attım göğsümden.
Kan var,
Çok kan var.
Olsun geçer.
İçimden kalkan bir cenaze gibi
Karalarla, ağıtlarla, ağlayarak çeker gider.
Zaten elde kalan
Her zaman
Biraz toprak.
Kan var.
Çok değil.
Çeker gider...
Buz Kesiği

Birkaç adım uzağımdaydın sen,
Göremeyeceğim kadar uzakken.
Elimde buz kesti sıcaklığın,
Buz kesiği kanatmıyormuş ayrılıkları, giderken.
Bir rakı şişesinin kırgınlığından mı anlıyordum çocukluğumun acılı yanını?
Oysa babası için ağlarken çocuk dövülmüyor muydu hep?
Kördüm aslında ben. Annesinin omuzlarındaki dağları göremeyen.
Ve benim, aslında bir aşktan beklediğim verilmeyi unutulmuş baba şevkatinin kırıntılarıydı.
Üç adım ileri dönükken yüzüm, bir adım geride anardım eksikliklerimi.
Yürümeye çalıştığım ipimdi bu aşk, ayağım takıldı, celladım oldun, boğuldum.
Hani o yakınından bile geçmeye korktuğun kalbimin içinde etleri çürüyen çocukluğumun cesedi var.
Binbir gece asanlarım var.
İnsan aşık oldukça eksilen varlık,
İçten gelen bir gebelik zehirlenmesi misal.
Hayat mı veriyor sandın hayat kadınlarını, açarlarken bacak aralarını?
Hayat kadınlarının rahminden hayat yağsaydı tanrıya ne gerek vardı?
Uzaklaş sözünü yutan denizlerden...
Bir çerçeveye sığacak kadar anlık ve yakın olamadık ya yazık!
Düşsün bu aşkın tüm piç çocukları.
Ben, ben senden vazgeçiyorum.
Bilmesem de hangi böceğin neremi kemireceğini.
|Çokta önemli değil zaten toprak altına girmek,
Yeteri kadar kemirmediler mi etlerimi hem de yaşarken? |
Tanrım! Bu nüfus sayımında yok say beni.
Ben vazgeçiyorum...
(Daha gerçek olamazdı...)
Ölü Kadından Romeo'ya Mektup Var!

Kan sızıyordu parmak uçlarımdan bedenime,
Ölüm fermanımı imzalıyordu her bir hücrem.
Ölsem mesela, kimse gömmeyecekti.
Çok zaman geçti diyemem.
Bir gün, aniden.
Öldüm.
Kimse görmedi.
Kendi ellerimle gömdüm ceset kokan yerlerimi.
Duvarlardan kan fışkırdı üzerime,
Ben gözlerimi kapadım.
Korksam mesela tanrılardan,
Hemen ertesi gün vurulurdum.
Hayatın acımasızlığına karşı elimde kalan,
İçimde kalan,
Hiç.
Derdimi anlatamıyor cümleler,
Evet, aslında acılar hep karlarla düşer.
Düşsem,
Ölmezdim.
Ölü biri, daha ne kadar ölebilirdi ki zaten.
Şimdi duvarlar yıkılıyor üzerime.
Dudaklarımda bir parça ölüm kalmış,
Terkedilmiş bavullardan yol yaptım kendime.
Çoktan bitmiş bir cümleydi,noktası eksik.
Uzatmanın manası yok hiç.
Ama bir umut vardı hep, yaralarımı besleyen.
Savaş yok.
Artık savaşmak için güç yok.
Askerlerim yaralı,
Şehitlerimi topladım mendilimin içine.
Bundan fazla tükenilmez, eminim.
Her gülüşüm tam da sol yanından yara alırken,
Vakit çok geç her şey için…
Çığlıklarla yağmayı biliyorum toprağıma,
Bir baraj var ve ben sana birikiyorum.
Daha fazla tükenilmez diyorum.
Git-me!
Gelişinle doğacakken tüm çiçekler,
Sen lepiska saçlı kadınlara gitme!
Bir doğumla daha tükenecek mutluluk.
Ya bir daha hiç güvenemezsem?
Beni şimdi gömsen mesela denize sıfır bir ağacın dibine,
Yaşamam gerekse,
Toprak sancılanmaz, yeniden doğurmaz mı sence?
Sol anahtarına tutunup uçmak istemiştim ben,
Ah Romeo, gerçekten uğruna ölünecek kadar değerli misin?
Çok zor teninden geçmek.
Sizin o korktuğunuz yolu, tek başıma yürüdüm ben.
Ölecek kadar acımadığımı mı sanıyorsunuz?
Ah Romeo, bizi nasıl bize düşman ettiler?
Gitmeye niyetin varsa, hiç gelme.
Seni sensiz yaşamayı öğrendim ben ilk.
Okumayı öğrenmeden önce resim çizmeyi istemek gibi,
Ve bir tek seni çizdim ben.
Ah Romeo!.
Sokaklar ölümü andırıyor bu gece.
Nerede olduğunun önemi yok,
Bir mum yaksan yeter.
Hiç göremediğim halde inandıklarıma en iyi örneksin Tanrımdan sonra.
Sevmek birlikte olmak değil, ama ayrı olmakta.
Anlamını bilmediğim ve hatta hiç sorgulamadığım bu duygular,
Hepsi bana mı ait sence?
Gelme.
Vakit çok geç.
Mühürlü dudaklarım,
Yeminliyim, öpemem.
Baştan yenik başlamak akılsızlık.
Gideceğini bile bile sana gel diyemem.
Ama, yine de;
Bir kaşık suda boğulurum istersen
Ya da bir mum ışığında alevlenir arsız kalbim.
Korkmuyorum ki yalnız ölmekten,
Seni sensiz sevmekten,
Bu yolda tükenmekten…
Gideceğin varsa, hiç gelme.
Gel’me…
Doğrusu küçük bir not:
Romeo! Sana gelme diyemeyecek kadar acizim.
Kalbimi alsan,
Seni sensiz yaşamak istemiyorum artık.
Ya dağların alevine ruhum eğilecek,
Ya içim kopacak içimden, dünyayı eritecek.
Sen yine de aldırma sitemlerime.
Gelme diyebilmem için ruh değiştirmem gerekecek…
Sus Konçertosu

Kanlı vakıflardan yardım dilendim.
Gittikçe boşalıyorken içim,
Boğazımda kalmışken bütün kördüğümler,
Daha adını bile fısıldayamamışken kulağına...
Avuç açtım, aşk dilendim.
Farz et ki sen bendin.
Ya da kalsın. Farz etme!
Bu aşkın tüm farzları mekruhtur bize.
Kırk gün kokusu çıkmayan bir ayrılığın tek taraflı sahibiydim ben.
Öyle müstakil bir aşktı ki bu, acısı beter oldu.
Sırf yaz geldi diye üşür şimdi yokluğun,
Sırf sen gelmedin diye doldurmaya çalışırlar yerin/m/i.
Sen;
Daha aşkın denklemini kuramayan adam,
Nasıl A kadınından B kadınına saatte kaç km hızla gidilir'i hesaplamaya çalışıyorsun?
Biraz bekleseydin de yedisi çıksaydı bari aldatılmaktan ölen aşkın...
Astılar bizi,
Yalnızlığın en karanlık darağacına.
Sen bir şekilde kurtulup kaçtın,
Ben nefessiz kaldım.
İpten değil de kaçışından öldüm aslında.
Herkes boğulduğumu sandı.
Birileri geldi, bölücü faaliyetleriyle bizi aynı topraklar üzerinde yaşayan iki ayrı devlet haline getirdi.
Biz ise bu kadar mı acizdik? anlamadım.
Gözümü kapattım, açtığımda yalnızdım.
Tanrı dedi ki:
"Düzenimi bozdun ey kul.
Ben aşktan vazgeçmiştim.
Görünce aşkınızın acizliğini.
Sen düzenimi bozdun.
Havva'nın mı torunuydun?"
Aşırı dozda ihanet aldım
Şakağından vurdum Haziran'ı.
Sen ki çay bardağıyla bile aldatmaya çalışırken beni,
Ben seni bulmak için her kapıdan kovuldum.
Git diyordu aklım.
Söv ve git.
Yapma diyordu kalbim.
Gidersen neylerim?.
İntihar ediyorum ihanetlere.
Şeytan, dokunma bu aşka, ben kendim öldürmeliyim.
Bir meleğin rahminden ölüm düşecek bu gece,
Avuçlarımda kan var.
Ölemem...
Biliyor musun?
Yüreğim göz pınarında.
Tek damlanla düşebilirim gözünden.
Ağlama yalvarırım
Erkekler ağlamaz diye öğrendik büyüklerimizden.
Sonuç olarak sen bir başkasına gittin.
Ne olursa olsun, ne denirse densin
Bu aşkı bitirdin.
Şimdi kapat gözlerini,
Ben ölüm soyunuyorum...
||İçimdeki yangını söndürmek -göstermek- için
Tüm sokakları ateşe verebilirdim.
Herhangi birinden geçebileceğin ihtimali olmasaydı eğer.||
Tb
Hüzünlü Acılar A. Ş.

Kurduğumuz en ayyaş cumhuriyetin en dipteki başkentiydi bu aşk.
Bir gelinlik gibi sarmıştı pırıltılar dünyamızı ama içi boştu, içi karanlık.
Dokunsan yıkılacak bir karanlık vardı, yaklaşsan yutacak.
Damarlarımı kessen sen akacaktın, alkole ve başkasına aşık sen.
Boğulacağım sanki, karanlığa gömülecekmişim gibi.
Hayatındaki önemli şeyleri say dedim, ne olursa.
.Çıplak kadınlar, ağır makyajlar, bol alkol, uçuk kahkahalar...
Hüznü sevmem, bana kadın olsun yeter güzel çirkin farketmez..
Kendime Hüzünlü Acılar A. Ş.'den bir şeyler aldım.
Acı kokan parfüm, yalnızlıkla sarmalanmış külden uçurtma, boş sokaklar, derin uçurumlar falan işte.
Bilirsiniz depresif insanların aşinalarıdır bunlar
Bir de depresanlar...
Sermayem kendimden programlı aşk
Kahramanı kaçak.
Kendimden kaçmak için sığındım uğultulu bir sokağa
Küf kokan kapı önleri vardı, birine oturdum
Sığamadım. Sonra umursamadım.
Bir de baktım ki asfaltta kendi çatlaklarım.
İnsan kendisiyle yüzleşmeyi bilmeliymiş...
Koca koca adamlar ağladı, dağlar ağladı, annem ağladı
Sen sadece uyudun.
Hepsi bu kadar
Tek yaptığın bu.
Herkesi ağlattın ve uyudun, bu.
Ellerin nerde dedim, ellerini sevmeliyim.
Elleri ceplerindeydi, çıkardı, uzattı.
Ah ne göreyim?!,
İncecik beller, upuzun bacaklar, kanser kokan saçlar...
İşte başka kadınlar.
Sakla ellerini dedim sakla! Tükenmemeliyim.
Bir yıl sonra...
Ellerin nerde dedim ellerini öpmeliyim.
Elleri yoktu, bilekleri bomboş.
Nadasa bıraktım dedi.
O hiç değişmemişti.
Ve öyle gitti.
Zor değil. Elbette bir bedenin altına sığınabilir morluklar, kesikler, yanıklar.
İçten vurur kör gözlü adamlar.
Kan içe akabilir elbet.
Zor olan seni beklerken uyuyabilmek...
Pazarlıklar başladı. Ben çoktan kaybetmişim.
Yok zamanı geri alma gibi umudum.
Ellerimde şarap lekeleri
Bir kumar masasında sadece kırık bir kalple kalmışım.
Ellerimi, ayaklarımı
Gözlerimi kulaklarımı
Saçlarımı almışlar.
Bedenim yok. Ruhum kanar.
"Nasıl aşıksın sen kırmızı rujlara, tütün yanıklarına, orospu kokularına, alkollü yataklara...
İsimler yalan, acılar yalan, aşklar yalan.
Gerçeklerin küfür, alkol, fuhuş üçlüsü.
Hayat alıp satmak önemli.
Elin gezindiğinde bir kadının göğsünde, sormuyorsun hiç yara bu göğsün neresinde?
Kanlar akar yataklara, tüm hayatlar palavra.
Artık biliyorum.
İçinde ölüm uykusuna yatırdığın bir çocuk var.
Biliyorum, o çocuğu uyandıracak olan benim, acımla.
Tamam korkma. Artık hissetmiyorum söndürdüğün sigaraları ruhumda...
Bir cumhuriyet yıkıldı, toprakları dağıtıldı, başkenti ağlatıldı ve
VE yok.
Aşk gelir
Aşk sevilir
Aşk sevinir
Aşk sevişir
Aşk itilir
Aşk dövülür
Aşk sövülür
Aşk öldürülür.
Aşk acının annesi görevinde
Acı aşkın rahminde..
Hakkı yaşanmışlıktır
Ve gayette açıktır...
Hayat palavradır...
Saçma Sapan Bir Aşkın En Yok Yeri

Tanrım !
İnancımı kaybettim.
Affet !
Daha çok erken biliyorum.
Ama sende biliyorsun ki ben güçsüzün tekiyim.
Zaten acizim, halsizim.
Bir beden geriden geldim.
İki yol vardı önümde;
Kendim ettim.
Sana geldim.
Biliyorsun.
Bereket tanrılarını öptüm alınlarından,
Ve yine biliyorsun,
Nereye gitsem,
Oraya kıtlık da gelecekti.
Nereye gitsem, orası tükenecekti...
Şimdi yalnızım,
Hiç bu kadar yalnız olmamıştım.
Öyle ki adım atacak yer yok.
İşte, kış şimdi başlıyor.
Olmayacak dualara içten aminlerle…
Çok özleyeceğim,
O hiç bilmediğim küfürleri öğrenecek dilim.
Kalbim sıkışacak,
Karnıma taşlar doluşacak,
Organlarımın hayatı son bulacak.
Saçmalıktan ibaret olacak.
Tüm bunların sebebi lanet bir ayrılık olacak…
Neden bilmiyorum,
Hala savaşıyorum,
Çünkü seviyorum.
Bitti…
Zaten bir düştü.
Düşlere dokunulmaz ki !
Tanrııımm!
Neler oluyor, anlamıyorum.
İçimde gariplikler diyarı.
Olmayacak acılarla besleniyorum.
Çok acıyor.
Çok ağlıyor.
Çok ne?
Felaketim olacak bu aşk.
Ölümüm olacak.
Yok, yok artık yok.
Tanrım !
Bir bebeğin sevinci,
Bir cesedin hüznü,
Bir acının aşkı,
Bir aşkın acısı…
Aklımı sıkı tut!
Şizofrenik bir ruhun en ücra hücresine hapisim.
İki kişilik bir bedeni tek yaşıyorum.
Biri yorgun, üzgün, huysuz, melankolik.
Biri Pollyanna.
Çok yorgunum.
Ne kadar zormuş terminalleri ateşe vermek.
Şeytanları meleklere en düşman yerinden idam etmek.
Ondan geçmek…
-Çok halsizim.
Sadece bakacağım arkandan.
Ateş alacak tenim.
Kül olmayacak,
Duman olmayacak,
Hiç olmayacak.
Zaten yoktu.
Hiç, hiç yoktu,
Ve
Yok…-
Tanrım!
En hayvani yerimdi bu aşk.
Neler oldu, geçti, gitti.
Şimdi diyorsun ki;
Bitti !
Ama artık çok geç.
Evcilleştiremem aşka aç yerlerimi…
Affetmelisin ! ...
Fotokopik Yozlaşma

Aşkların da teknoloji ile yozlaştığını düşünüyorum artık. Herkes fotokopi makinesinden kaçmış gibi. Birbirinin aynısı. Önce “aşık” olunuyor ve hemen terk ediliyor. Terk edilmek acıtmıyor hiç. “zaten basit bir alışkanlıktı, unutmak kolay. Sevmiyordum. Hemen yenisini bulurum” rolüne giriliyor.
Aşkın yasını tutan kaç kalp var ki?
Mesela yas tutmaya kalksan kimse umursamıyor. Hatta “niye yas tutuyorsun ki?” gibi sorularla yüz yüze gelebiliyorsun. Robotuz aslında, tam anlamıyla robot. Neye programlanmışsak onu yaşıyoruz. Aşkı silmişler kimliğimizden. Yasak his. Aşık olsan, acı falan çeksen hor bile görülebiliyorsun. Kimse “biraz daha sabret, çabala, o geri gelecek.” demiyor. Herkes “giden gitti, boş ver, yeni aşklar senin, unut gitsin.” gibi cümlecikler kuruyor.
Ne kadar da basit!
Aşk hep tek taraflı bir histi. Hiçbir zaman iki aşık arasında eşit pay edilmedi. Hep bir taraf daha fazla sevdi. Eşit olsaydı zaten vuslatın önemi ne kadar anlaşılırdı ki? Eşit olsaydı aşk uğruna neden ölünür, şiirler neden yazılırdı ki?
Aşk acısı kavramı nasıl oluşurdu ki?
Aşkı basit yaşamak hayatı basitleştirmekle aynı. Basit insanlar basit aşklar yaşar. Aşk akıl, irade, merhamet, güç, yetenek, duygu ister. Yani her sevgili bulan aşkı da bulmuş olmaz. Her neyse. Zaten insanların çoğu aşkı bilmez. Bir makine var. Ayarlanıyor ve çoğaltılıyor. Makine bazen bozuluyor ve istisnaden bu ayarlanmış programlardan bağımsız fotokopiler çıkıyor.
---
Şimdi; içime bakıyorum da hala seni bekliyor. Temelden sorunlu bir nefes üzerindeyim. Dokunsan yıkılacak, eminim. Ama korkmuyorum. Beni öldürecek güç sen isen hadi durma. Ve biliyorum da aslında. Bir gün geleceksin. Tüm gösterişlerinden arınarak ama bir o kadar da şaşalı. Başım dönecek. Hatta nefesim kesilecek. Kucağımda bir avuç kül birikecek. Muhtemelen ayaklarım çıplak olacak ve toprak buz. Hatta lapa lapa kar yağacak acizliğime. Sırf sen geleceksin diye çürüyecek bir ceset bile bırakmayacağım yollarında. DNA’sı bile tutmayacak ayrılığımızın. Ellerimiz bile tutmayacak.
---
İçimde duaya çıkmış bir köy ve Tanrım sensin. Siyah, rahibe elbiseli bir kadın. Her cümlesinde adın. Derin bir sızı kokuyor kalbi. 18’inden kalma. Elini kalbine koydu. Bir balık tutmuştu ve avucunda çırpınıyordu. Çıkarıp attı. Köy yıkıldı, dualar yıkıldı. İçim yıkıldı.
---
__Gelmeyecektin oysa hiç…__
Bir iki istisnadan birisindir sandım. Fotokopi makinesinden kaçıp bana sığınırsın diye bekledim. Yıllar geçmesine rağmen hala şimdiki zamandayım. Yıllar önce de aynıydı.
Şimdi senin diğerlerinden farkın ne?
-Hiç!-
Evet, eminim ki aşklar da yozlaştı. Bu batı özentiliği ne hiçbir zaman anlamadım ve anlayamayacağım da sanırım.
…
Maria

Küçücüktüm yağmur yağdı,
Annem öldü sandım.
Hala mı çocuğum, anlamadım.
Bu bir düştü,
Henüz uyanamadım.
Uzaktan bir viyolonsel sesi geliyordu,
Kandım.
Koştum.
Aptalmışım.
Rüyamdaki sesi gerçek sanmışım.
Sağır bir bedenden dökülmüştü şarap.
Dudakları salkım sandım.
Kırıldı kemikleri kuklaların, tuz - buz.
Kirpikleri kesti sözlerimi tam bileklerinden.
Ah bu hayat!
Dudaklarından miras.
Bir avuç kül…
Ben senin uçsuz bucaksız parkında ucuz bir salıncaktım.
Bir varmış - bir yok
Korktu çocuklar.
Altını ıslattı rüyalar.
Ve karabasanlar.
Ben hiçbir zaman kullanılmamış eski salıncaktım.
Uzattı yüzünü,
Kırılacak sandım.
Gözlerini eğdi,
Kalbime dokunacak sandım.
Ah bu hayat!
Dudakların miras kaldı.
Sabah eve dönerken,
Ve terminaller ölmüşken,
Yaralı bir müziğe dokundum.
Parmaklarım koptu,
Müzik ağladı.
Buz - yok.
Ne yaparsan yap,
Şu lanet dünyada,
Ne yaparsan yap.
Alacağın bir avuç toprak.
Zorlamanın anlamı yok.
Hiç mi sevmedin beni çocuk?
Salıncağındım oysa.
Bak düşüyorum.
Çığlık atıyor biri.
Rahminde gökkuşağı.
Ağlanacak kadar değerli değil bu hayat.
Ah bu hayat!
Dudakların kül ve miras.
Bir gelinin çeyizinden döküldü bakireliği.
Sende dökülme mor düşlü bardağımdan.
Gitme Maria!
Bak ceplerimden dökülüyor adın.
Dudaklarım sen kokuyor hala.
Sende gitme!
Gidersen de git eyvallah.
Ne zaman durdurulmuş ki giden.
Aşksa,
Ve içinde gitmek varsa,
Durmam yolunda.
Ama,
Sende gitme,
Maria!
Bir varmış bir yok.
Hepsi bu…
AcıEbesi

Rüzgar her yere uzatmışken ellerini
"Hiçbir çocuk karanlıktan korkmayacak." dedi.
Başka birinin hayatını giymiş gibiyim.
İki büklüm kalmış sırtım.
Kanamalı bir Nisan ayındayken ellerim
"Hiçbir çocuk artık savaşta kalmayacak" dedi.
İlkbaharın fısıltılarını dinliyorum şimdi, gittiğinden beri.
Papatyalar yağıyor olmayışına.
İçim hala kış, bazen de kurak bir çöl ortası.
Toprağa ağlamalıydın dedi, yeşermeyi bilmeli insan.
Gözyaşından doğmalısın yeniden.
Kalmasın acıya dair hiçbir şey.
Bir şeyler hep geç kaldı,
Ya da geç kaldık biz.
Yoruldum yetişememekten,
Geç kaldığımı görüp daha da üzülmekten.
Ve ben yoruldum erken gelmekten.
Orta yolu yok mu şu kader denen şeyin?
Botokslu bir kalple yaşamaktayım -ki büyük ihtimalle çok da çirkin.
Gerginim.
Ellerim titriyor sık sık.
Nefesim kesiliyor.
Ben, bu kalple gerginim.
Ellerim titremesi fay hattından.
Nefesimse ekmek gibi, sürekli birilerinin açlığı bitiyor.
~
And içmişsin, her kabuk bağlayan yarayı kanatmak caizdir demişsin.
Unutma ki her acı mekruhtur çektirene.
Ve her acı bir sınavdır çekene.
Not güce bakar.
Güçlü olan acıya düşer mi?
Dilime batıyor suskunluk.
Ayaklarım sökülüyor yollarında.
Susma diyorsun ya, ağır kanamalı dilim.
Hani konuşsam döküleceğim.
Bakma gözlerimin ta içine ne olur.
Göremediğin yanardağlarım var, bir kirpik hareketinle patlar.
Gel-me, gör-me, konuş-ma.
Ve sakın dokunma, eririm.
Buz kütlesi gibiyim.
S e n .
Acılarımın ebesisin.
Doğuran sensin, doğurtan sensin.
Tüm küfürler sana.
Affet sevgilim.
Bu mesleği sana ben verdim.
Tutunmak için bu ağırlığından başka bir özelliği olmayan hayata.
Sürekli itilirken uçurumlara, dizlerimde nefes yok.
Affet sevgilim.
Ben uyuşuk insanın tekiyim.
~
Rüzgar perdelerle şevişiyor.
Aynı rüzgar saçlarımla sevişiyor .
Rüzgar gibisin sevgilim.
yokgibisintokgibisinhepkendingibisin.
İlkbaharı dinliyorum ben şimdi, sen gittiğinden beri.
Gözlerim gökte,
Ağlıyorlar yerime.
Islanıyorsun ya,
Her damlada hisset beni.
Her nefeste hissettiğim gibi seni...
Kutsal Acı

Nereye baksam kırılıyor
Neye dokunsam yok oluyor.
Kaynayan sokaklarda
Her yer ateş kokuyor.
Çocuklar içime güneş çiziyor
İçim buz
İçim gece.
Alevler üşüyor.
Dönmüyorum hayata.
Morgları boş bırakın.
Işıklarını açık bırakın.
"Gelmeyeceksen"
Ölüyorum.
Seni her anımsayışımda - ki bu durum azaldı artık günde bir kaç kez -
Bir yandan yüreğim sıkıştıkça
Tam da istediğim gibi
Seni unutmak...
(Beni unutmana izin vermeyeceğim dedi.)
Oysa bir kadın doğurabilirdi hani kendini isterse.
Sadece bir kere gülümse dedim.
Dalından bir gülü öldürdün verdin.
Güller intihar eder hep senin yanında.
Güller kanar hep.
Yapma.
En çok aralık ateş ediyor.
Oysa her yer haziran kokuyor.
Oysa aralık bile haziran kokuyor.
Gözlerimi vereyim
Bir kendine bak.
Yıllar geçtikçe daha çok ölüm kanıyor.
Hala olduğum yerdeyim
Soğuk bir gecenin kırmızı acısında.
Güller kanıyor.
Sakın basma.
Haziran iç sen.
Belki donukluğun geçer
İyileşirsin belki.
Sen soğukların tanrısı.
Yüzüne bir haç çiz.
Ateşten.
Kutsal sulardan iç.
Ağlama duvaları açık sana.
Git yeni bir ölüm çiz.
Papatya kok hep.
Benimse tek avuntum tütsüler.
Papatya kanayan cinsinden.
Git demiyorsun
Kal demiyorsun.
Dilinde ölü kuşlar
Dilinde akbabalar
Konuşamıyor musun?
Biraz daha uzaklaşsam güz olacağım sanki.
Bir çengelli iğneyle tutturulmuş gibiyim yokluğuna.
Kanıyor yaram, hadi tuz bas.
Mevsimsiz geldi bu sefer ayrılıklar
Çıkar at üzerindeki tüm gömlekleri
Soyundukça sen akacak yaz.
Çıplak bir karla karşılaşacağım.
Nereye gideceğini bilmeyen bir ahmak gibi,
Elim ayağım kördüğüm bir kukla gibi
Biraz da ben gibi
Öylece sana bakacağım.
Dudaklarım mavi olacak.
Dünya kan.
Tanrı baharı yerleştiriyor tüm kadınların kasıklarına.
Kadınlar çıplak.
Ve aslında bütün erkekler bir parça güz.
Eğer kadın aşkı tatmışsa.
En çok kırmızı rujlu konuşmaları severdik b-i-z.
Jiletten bir gecede.
Canımızı acıtmayı severdik, kanamayı.
Her harfin acıydı
Dağılırdı etlerim.
Sus derdin.
Sus da kanamasın ellerim.
-Kana bu kadar aşinalık niye?
Özür dilerim. -
(Mühürledin gecelerimi. Artık yasak bana dinlemek geceleri. Ağlamak yasak. Kırmızıyı sevmiyorum gittiğinden beri. Şimdi kimle yatıyor diye düşünmüyorum artık eskisi gibi. Odamda kırmızı ruj izleri. Kim öpüyor yine seni? )
Bak bunlar yarım kalmış bir aşkın serseri ayak izleri.
Balıklarınesirdüştüğübirkentte
Yitirilmiş bir masumluğun son izleri.
Ceset kokuyor evin.
Ve
Senin.
Hep paramparça ellerin...
Şizofrenik Devinimler

Antik çağdan bozma bir kütüphanenin en kitap kokan yerinden baktım sana.
O Babil kadar güzel bir bahçede "asma"ların ne işi vardı?
En güzel kelimeler ipekten bir halatla asıldı.
Var gücünle çanlarımı çalıyorsun.
Çarmıha geriyor, dudaklarımı kanatıyor, bir de kanımı içiyorsun.
Bedenimi tekmeliyor, çukurlarıma kandan göller koyuyorsun.
Ayetlerimi yakıyor, beni dinden kovuyorsun.
Günaha giriyorsun.
Anne rahmindeki tüm ceninleri tam kalbinden vuruyorsun.
Tanrı'nın işine ortak oluyorsun.
Günah konusunda şeytanı geçiyor, ardından tüm dinlerde tövbe ediyorsun.
Firavunlara hayat vermeye kalkıyor, Tanrı'yı kızdırıyorsun.
Ve korkuyor, beni önce günaha sokup sonra mumyalaştırıyorsun.
Tüm kadınları tam da en kadın oldukları yerlerinden sünnet ediyorsun.
Bazen ağlıyorsun.
Ama hep gidiyorsun.
Ben hala orada, sana bakıyorum.
İki kişi var diyorsun,
Biri yanımda biri uzağımda.
Hangisi daha yakındır insana?
Başımı duvarına saplıyorum.
Kanatıyorum senle dolu yerlerimi.
Boşaltıyorum seni, bir irini boşaltır gibi.
İnsanlar kemiriyor aç yerlerimi.
Aşka aç, sevgiye aç, şevkate aç, iyi olan her şeye aç.
Hiç fark edemedim beklemenin ölüm anlamına geldiğini.
Öldüm.
Korktum.
Korktum çünkü bir ailem vardı,
Bir iki sevdiğim dostum vardı,
Aşkım vardı.
Her şeyini yitirmek kadar acı bir şey var mı?
Bana odalar verdin, anahtarlar.
Hiçbirine gir-e-medim.
Ben senden bunları istemedim.
Kendinden bir damla yeterdi.
Sonra giderdim...
Ölecek yerim kalmadı.
Demirler düşman bana.
İnciten bir karanlık hakim.
Gök acılar yağdırıyor.
Paslı iğnelerle dikilmiş bu beden üzerime.
Dilim yok.
Kasıklarım kanıyor.
Pansumanım yine acıdan oluyor.
Sapkın insanlar var, ne yaptıklarını kendileri de bilmiyor.
Dudaklarına mühür basıyorum kaldırımların.
Kaldır'ımlar insanı sapkınlaştırıyor.
Birbirlerine dokunuyor insansılar,
Çok sevişgen oluyorlar.
Sonra hamile kalıyorlar,
Cins ayırımı yapmadan, hepsi.
Bebekleri oluyor,
Elektrik direklerine asıyorlar.
Bir gün başka bir pencereden bak şu şehre,
Neden bu kadar elektrik direği var sence?
Hepsinde onlarca bebek asılı.
Neden?
Hepsinin nedeni aynı.
Bebeklere ölüm kadar yakışan başka bir şey var mı?
Tutuklanacak kimse yok.
Bebek ölümleri suç sayılmıyor artık.
Babildeyim.
Elektrik direklerinde yer kalmamış.
Yeni direkleri bekleyemeyeceğim.
Aşk benden düğünümü çaldı,
Bana kanlı bir gelinlik kaldı.
En güzel asma, en çirkin gelin, 400 yıl sonra devrilen koca bir aşk.
Şehrimde, evimde ölseydim,
Her yer kan kokardı.
Yeterince ceset ve kan kokusu var.
İçimde biriken tüm nefreti kustum.
Ölüm damarlarımdan girdi kanıma.
Ölsem kanardım.
Kanasam ölüm dolardı şehir.
Kaçtım.
Sonu yoktu bu hoyratlığın.
Şimdi tutun tüm denizleri,
Ovalayın annemin bileklerini.
Ve söyleyin ona;
Asma hiç kimseyi böyle güzel asmadı.
Ağlayacak bir şey yok.
Ölüm hiçbir gelinliğe bu kadar çok yakışmadı.
-Üzgünüm. Bebeklerin öldüğü, aşkın bacak aralarında olduğu, her yerin kan koktuğu bu yerde benim yaşamaya hiç mecalim yok. Zaten hayat acı temalı bir senaryo. Zorla figüran olmanın bir anlamı da yok.. -
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
