Okuma sevgili, ağlarsın...
Derlerdi ki "Zamanla hafifler acısı"... Herkes yalancı. Zamanla derinleşti yaram. Sığmıyor göğsümde taşıdıklarım. Sığmıyorum bu şehre. Aynı gökyüzündeyiz ya, aynı şehirde hatta aynı, aynı sokaklardayız ya. Nefesim batıyor bu yüzden içime.
Bugün giydiğim o kazak... Seni o kadar sahiplenmiş ki inatla atmıyor kokunu üzerinden. Giymeyecektim aslında yemin ederim. Unuttum dedim seni. Unutmuş gibi yaptım hep. Kimseye tek kelime etmedim. Sadece yazdım. Deli gibi, çıldırır gibi... Ve giymeyecektim yemin ederim, hatırlamayacaktım seni. Ama oldu bir kere, affet.
Şeffaf olmalıydı aslında ten. İnsanın içi görünmeliydi. Nasıl acı çektiğimi görmeliydin, nasıl acı çek-me-diğini görmeliydim. Oysa ten çok kalın bir örtü. Hiç belli etmiyor acısını. İçimden yüzüme alevlerin sıcağı vururken sürekli, dışımda ağır titremeler, üşümeler var. Böyle bir şey yani aşk. Anlamıyorum dediğin nokta. Anlamak için uğraşmadığın nokta.
İntikam duygun ağır basmış olmalı. Sözlerim ağır gelmiş olmalı yani. Seni kötülemek istemem sevgili ama seni yüceltirsem ben ezilirim. Kimin kızı olduğumu unutmamalıyım çünkü ben. Unutmuyorum. Zaten seni en fazla yapmadıklarınla yüceltebilirim. Yaptıkların ortada. Gövde gösterisi yapıyorum sadece. Güçlüyüm ama bir yere kadar. Bir yerden sonrası bildiğin yalan.
Yalnız bir insan daha ne kadar yalnız bırakılır bunu gösterdin. İnanmıyorsun hiç, biliyorum. Ama sınırsız seviyorum seni. Benim için şunu yap desen, öl desen mesela, mutlu edecekse bu seni, hemen. Sonra da dersin ki aşkından ölecek kadar salak olur mu bir insan?...
Sık sık aklıma geliyorsun. Yaşadıklarımız, yaşayamadıklarımız ve hayallerim. Engel olmuyorum artık. Aklıma geldiysen sonuna kadar kalmanı bekliyorum bende. Gülüşün yansıyor. Yok böyle bir güzellik. Gözlerin falan. Sizin tabirinizle "taş gibi be abi."...
En çok kalbime acıdım. Bu kadar acıya nasıl dayanıyor diye. Bir de ellerime. Artık daha çok üşüyorlar inan. Ve ısıtmak için de çabalamıyorum artık. Yoksa ellerin, ısıtmanın bir anlamı yok çünkü.
Ah sevgili. Onca savaş, onca yenilgi, onca düşman, onca acı, onca düşünce... Her şey yani.
İyi - kötü her şey. Her söz... Yalan mıydı?
"Hayatımın sonuna kadar seninle kalabilirim" film repliklerinden kaçma bir duyguya, bir film sahnesi kadar bile izin vermedin. Kendine mi güvenmedin, bana mı güvenmedin, güvensizliğe mi güvenmedin yoksa güven denen duyguya mı güvenmedin hiç anlamadım. Hep kanadım. Kanayabildim sadece. Kanlar ayaklarına kadar ulaştı. Sende öyle bir gökyüzü sevgisi var ki eğmiyorsun başını bir kez bile yere. Baksan adımlarına, kıyametini kopacak asfalt.
Biliyorsun. Kimse tarafından sevilmedin. Eksiktin. Eksikliğinin acı vermediği noktaydı. Tamamlamak için uğraşmıyordun. Üstünü örtüyordun hep, geçiştiriyordun. Tam o sırada düştü kalbim. Korktun. Korkaklığın sınırı yokmuş bunu gördüm seninle. Kimse seni sevmek istemezken, bir ben sevdim. Ölür gibi, toprağın altında nefes alır gibi. Bedenimi kemiren tüm haşeratlara inat. Herkesin beni sevdiği kadar ve kimsenin seni sevmediği kadar çok sevdim. Dünyadan soyutlanacak kadar, Tanrıyla aramı açacak kadar çok... Görmedin.
Sende kimseyi sevmedin. Biliyorum. Sevgiye kapalı kalbin. Kalbi felç geçirmiş bir insandan ne bekleyebilirdim...
Hiçbir şeyi sevmedin diyemem ama. Var elbet sevdiklerin. İçkin var, sigaran var, kafa yapan her şey var. Bir de hazlar var. Sana haz veren her şeyi çok sevdin. O büyük dünyan, bu kadardı işte.
Çok küçüktüm dünyaya göre. Dünyana göre de. O kadar küçüktüm ki kayboldum. Oysa kalbim vardı dünyayı yutan. Sana denizler doğuran...
Dehlizlere at tüm hücrelerimi. Sakla yaralarımın kabuklarını sonra. Kanım kurusun dudaklarında. Al, boynum da, şah damarım da senin. Unuttur seni.
Ellerin ceplerinde. Sakladığın bir şeyler mi var?
Ellerin belimde sevgili.
Unuttuğun bir şey var.
Çarmığa gerilmişim esasen.
Avuçlarımı çivilemişsin.
Belime işlediğin bu resim, anlamsız mı sahiden?
...
Hiç bilmedin ya hiç de bilmeyeceksin. Mesela bu satırların sana ait olduğunu. Evet, sahiplenmen gerek aslında. Hatta her bir kelime evlat acısı gibi koymalı sana. Gülüşün güneşim olmalıydı ki şimdi sensiz ve soğuk gecelerde hep gözlerimin önünde. Lakin ısıtmıyor, ısıtmıyor işte. Ah sana doya doya sevgilim diyemedim, ağıtlar yaksam yeter mi?
Ey kahramanım, ey yüce kişilik, ey tanrının oğlu. Hiç mi duymadın Adem ile Havva'yı? Ben senin o göğüs boşluğundaki eksik kemiğim. Hiç mi sızlatmıyor yokluğum?
Sende de kanayan yara var mı?...
Hayat çok kısa, inan hayat çok kısa.
Ve bana düşen filmin adı : Nefes Alan, Hergün Göz Önünde Olan, Yaşayan Adamını Unutmak Zorunda Kalan Kadın...
Ne acı...
Öyle işte. Ben sana "AŞK, AŞK" diye seslenirken, dünyayı unuttum.
Sense bana "aşkım" derken hep dönüyordu dünya.
Harbiden dönekmiş.
Hep döndün benden...
Yıldırım gibi bir şeydin. Düşseydin, yakacaktın. Tuttu seni tanrı. Beni cehennemle taçlandırdı. Sen şimdi kudreti yarım kalmış, gösterisini tamamlayamamış bir yıldırımsın. Bense cehennemde çürüyen küçük bulut. Ben geçmedim senden.
Sahi sen geçtin mi benden?...
"Sertab Erener - Unutursun" dinlenmeliymiş. Vurgun yemek için kuşlardan...
7 Kasım 2010 Pazar
A'şık Öldü
Seni sevmek için ruhun bilinçaltından düştüm.
Kanatları kanayan ruhsuz yaratıkların,
Cinsel şantajlı demir yataklarına.
Çok üşüdüm.
Bedenime yayılan tek renk vardı sürekli.
Mor.
Kanlı rahimlerden tükürdüğüm küfürler hep havada kaldı.
Tanrının darağacı hep kanla boyandı.
Öyle küfrettim ki, kadınlar ayıpları nereye saklayacaklarını şaşırdı.
Sövdüğüm ayıptı, okuduğum kitap, taptığım tanrı.
Sevdiğim bir de yar vardı.
Kendini tanrı sandı.
"Yatağıma gel, cennetim ol, uğruma öl!" diye emrederken.
Tanrı güldü.
Bense cehennem yollarında hep ağladım.
Gözyaşım yangınımı dindirsin diye,
Söylemediler bana.
Gözyaşının alevi güçlendirici özelliğini söylemediler işte.
Dudaklarında cesetler vardı, tebessümle süslenmiş.
Cesetlerinin hepsi mi tecavüze saplanmış?
Dudaklarım sonsuz kez çürümüş.
Sansürlenmiş bir zihnin tek pornografisiydi bu aşk.
Lanetlenmiş çocuklara kalın perdeli beşikler yaptım.
Tanrı, yar, kutsal ruh üçlemesinde,
O kutsal ruh esvabına ben sığındım.
Kutsallık bir kalıba bürünürken,
Yar, Allahın oğlu,
Nasıl şehveti bulaştırdın?
Öyle ilkel bir oyun ki bu...
Bir zar, bir gece, bir zevk, bir namus...
Böylesi bir oyunu herhangi bir hayvana yakıştırabilirim ama kendi hayvanlığıma yakıştıramadım.
Oysa kadını koruyan bir zar olmamalı,
Oysa namusu söküp atan bir zar olmamalı.
Yar...
Ne büyük yalanların var.
Bir zevk uğruna harcadığın ne nefesler, ne sözler, ne günahlar var.
Yar!
Bir insanı ağlatmak insanlığın neresine sığar?
Tanrım.
Bu oyunda kazandıklarıma gözlerim kapalı lakin çok şey kaybettim.
Bu üzerime kalan yenilgi taşları,
Sığmıyor ceninlerimin tenine.
Çok ağır...
Bu aşk dedi tanrı,
Bu aşk senin ahlaksız teklifin.
Kabulünle kararacaktı dünyan.
Senin sınavın bendim.
Acından geber!
Sınavı geçtin...
Hep eksik kalan babalığımı aradım kayıp ruhlarda.
Benim babalığım fedakarlık değilmiş,
Benim babalığım kayıtsız şartsız sevgi değilmiş.
Anladım.
Her hatırlayışımda kalbime bir iğne gibi batırılan bu yazgı.
Beni böyle nereye götürür bilmem.
Kanarım durmadan.
Ürkek bir kuş gibi savruluşlarım bitmez.
Sığındığım liman fahişe çıktı.
Erkeklerin de fahişesini tanıdım, heyhat.
Şimdi;
Eksik kalan babalığımı kendim tamamlayacak kadar güçlü,
Tekrar aşık olamayacak kadar aciz,
Güvenimi kaybedecek kadar çaresiz,
Ve sürekli acı çekecek kadar bilinçsizim.
Aşk;
Kısacık ve incecik ve keskin bir çizgide
Aklın alamayacağı tüm akrobatik hareketleri yapmaktı.
A'şıktık.
Oysa alfabenin 28 harfi de şıktı.
A şıkkı bizi terk etti yar.
Artık ikimizde çok şıkız.
Kanatları kanayan ruhsuz yaratıkların,
Cinsel şantajlı demir yataklarına.
Çok üşüdüm.
Bedenime yayılan tek renk vardı sürekli.
Mor.
Kanlı rahimlerden tükürdüğüm küfürler hep havada kaldı.
Tanrının darağacı hep kanla boyandı.
Öyle küfrettim ki, kadınlar ayıpları nereye saklayacaklarını şaşırdı.
Sövdüğüm ayıptı, okuduğum kitap, taptığım tanrı.
Sevdiğim bir de yar vardı.
Kendini tanrı sandı.
"Yatağıma gel, cennetim ol, uğruma öl!" diye emrederken.
Tanrı güldü.
Bense cehennem yollarında hep ağladım.
Gözyaşım yangınımı dindirsin diye,
Söylemediler bana.
Gözyaşının alevi güçlendirici özelliğini söylemediler işte.
Dudaklarında cesetler vardı, tebessümle süslenmiş.
Cesetlerinin hepsi mi tecavüze saplanmış?
Dudaklarım sonsuz kez çürümüş.
Sansürlenmiş bir zihnin tek pornografisiydi bu aşk.
Lanetlenmiş çocuklara kalın perdeli beşikler yaptım.
Tanrı, yar, kutsal ruh üçlemesinde,
O kutsal ruh esvabına ben sığındım.
Kutsallık bir kalıba bürünürken,
Yar, Allahın oğlu,
Nasıl şehveti bulaştırdın?
Öyle ilkel bir oyun ki bu...
Bir zar, bir gece, bir zevk, bir namus...
Böylesi bir oyunu herhangi bir hayvana yakıştırabilirim ama kendi hayvanlığıma yakıştıramadım.
Oysa kadını koruyan bir zar olmamalı,
Oysa namusu söküp atan bir zar olmamalı.
Yar...
Ne büyük yalanların var.
Bir zevk uğruna harcadığın ne nefesler, ne sözler, ne günahlar var.
Yar!
Bir insanı ağlatmak insanlığın neresine sığar?
Tanrım.
Bu oyunda kazandıklarıma gözlerim kapalı lakin çok şey kaybettim.
Bu üzerime kalan yenilgi taşları,
Sığmıyor ceninlerimin tenine.
Çok ağır...
Bu aşk dedi tanrı,
Bu aşk senin ahlaksız teklifin.
Kabulünle kararacaktı dünyan.
Senin sınavın bendim.
Acından geber!
Sınavı geçtin...
Hep eksik kalan babalığımı aradım kayıp ruhlarda.
Benim babalığım fedakarlık değilmiş,
Benim babalığım kayıtsız şartsız sevgi değilmiş.
Anladım.
Her hatırlayışımda kalbime bir iğne gibi batırılan bu yazgı.
Beni böyle nereye götürür bilmem.
Kanarım durmadan.
Ürkek bir kuş gibi savruluşlarım bitmez.
Sığındığım liman fahişe çıktı.
Erkeklerin de fahişesini tanıdım, heyhat.
Şimdi;
Eksik kalan babalığımı kendim tamamlayacak kadar güçlü,
Tekrar aşık olamayacak kadar aciz,
Güvenimi kaybedecek kadar çaresiz,
Ve sürekli acı çekecek kadar bilinçsizim.
Aşk;
Kısacık ve incecik ve keskin bir çizgide
Aklın alamayacağı tüm akrobatik hareketleri yapmaktı.
A'şıktık.
Oysa alfabenin 28 harfi de şıktı.
A şıkkı bizi terk etti yar.
Artık ikimizde çok şıkız.
Absürdanya
Ağır gelir kan.
Yara derinleşir.
Uçsuz bucaksız bir hal alır.
Uzayda gibi, bıraksalar dibe kanacak, bıraksalar belki son bulacak, belki de daha çok kanayacak gibi.
En çok yağmuru sever benim küçük kadınlarım.
Balerin gibi sekerler, ceylan gibi süzülürler çoğu kez.
Çok yalnızdır insanlar. Çok, çok, çok fazla.
Ürkütücü ihanetler doğururlar çığlık çığlığa.
Nefes alışverişlerinde bile kirli kan kokusu vardır üç harflilerin.
Yani bu kadar basit. Sadece üç harf insanı öldürebilir.
Kadınlar ihaneti gözlerinde taşır hep.
Oysa erkeklerin aşkları sadece yataktadır.
Sonra denir ki "Adalet aşkın tutanağıdır."
Tek amaç bir beden ve zevkse,
Ve zevk zaten içteyse,
Beden yaratmak için tanrı olmak gerekmez ki.
Oysa ben aşkı tek bir hareketiyle tanıyabilirdim.
Yok ama, yok! Aşk yok!
Desem seviyorum, sevgi yoksa, çok pis bir şey olmaz mı?
Papatya falı soru değiştirir:
Seviyorum, sevmiyor, seviyorum, sevmiyor...
Ben bilmem hiçbir şeyi.
İnan bilmem aklının alacağı her şeyi.
Bana olmayanı sor ama, bana bilinmezliği sor.
Bana imkansızı falan sor. En zoru sor.
Psikolojik ölümleri de bilirim ben.
Bir de en iyi pollyannayı tanırım.
Yani garip bir yaratığım ben. "İnsan olmak" fiili kalıbına giremiyorum. Mesela sevemiyorum insanlar gibi. Aynı anda hem alevlerde dolaşıp hem kaçabiliyorum yani. Bir anlam aranmaz bende çünkü. Anlamlar kayıp.
Sevmek; bir bedene sığmıyorken, bir bedene de yetmeyebiliyor bazen...
Görmedin hiç.
Düzene uymayan bir şeydi bu.
Tanrı - melek arasında.
Şeytan - tanrı, melek - şeytan arasında bir şey.
Usul usul geldin sen.
Oysa ne kaoslar, ne kargaşalar yaşandı bir yerde.
Tanrının bile şaşırdığı, meleklerin bile imrendiği aşka,
Şeytan çağırdı bir ses.
Şeytan dedi:
" Aşk varsa bende varım.
Adem ile Havva'ya bile karıştım.
Ki onlar, cennetteydiler.
Oysa siz acizler,
Dünyada bana kafa tutuyorsunuz!
Ya eğilin önümde
Ya da günahı size..."
Böyleydi aşk.
Korkma ama sen.
Günahı bende...
Anlama değmez, ipe sapa gelmez,
Ölümcül ama.
Kalp sesin varsa, mutlaka kork!
Çünkü birileri durmadan ateş edecek yaralarına.
Yara derinleşir.
Uçsuz bucaksız bir hal alır.
Uzayda gibi, bıraksalar dibe kanacak, bıraksalar belki son bulacak, belki de daha çok kanayacak gibi.
En çok yağmuru sever benim küçük kadınlarım.
Balerin gibi sekerler, ceylan gibi süzülürler çoğu kez.
Çok yalnızdır insanlar. Çok, çok, çok fazla.
Ürkütücü ihanetler doğururlar çığlık çığlığa.
Nefes alışverişlerinde bile kirli kan kokusu vardır üç harflilerin.
Yani bu kadar basit. Sadece üç harf insanı öldürebilir.
Kadınlar ihaneti gözlerinde taşır hep.
Oysa erkeklerin aşkları sadece yataktadır.
Sonra denir ki "Adalet aşkın tutanağıdır."
Tek amaç bir beden ve zevkse,
Ve zevk zaten içteyse,
Beden yaratmak için tanrı olmak gerekmez ki.
Oysa ben aşkı tek bir hareketiyle tanıyabilirdim.
Yok ama, yok! Aşk yok!
Desem seviyorum, sevgi yoksa, çok pis bir şey olmaz mı?
Papatya falı soru değiştirir:
Seviyorum, sevmiyor, seviyorum, sevmiyor...
Ben bilmem hiçbir şeyi.
İnan bilmem aklının alacağı her şeyi.
Bana olmayanı sor ama, bana bilinmezliği sor.
Bana imkansızı falan sor. En zoru sor.
Psikolojik ölümleri de bilirim ben.
Bir de en iyi pollyannayı tanırım.
Yani garip bir yaratığım ben. "İnsan olmak" fiili kalıbına giremiyorum. Mesela sevemiyorum insanlar gibi. Aynı anda hem alevlerde dolaşıp hem kaçabiliyorum yani. Bir anlam aranmaz bende çünkü. Anlamlar kayıp.
Sevmek; bir bedene sığmıyorken, bir bedene de yetmeyebiliyor bazen...
Görmedin hiç.
Düzene uymayan bir şeydi bu.
Tanrı - melek arasında.
Şeytan - tanrı, melek - şeytan arasında bir şey.
Usul usul geldin sen.
Oysa ne kaoslar, ne kargaşalar yaşandı bir yerde.
Tanrının bile şaşırdığı, meleklerin bile imrendiği aşka,
Şeytan çağırdı bir ses.
Şeytan dedi:
" Aşk varsa bende varım.
Adem ile Havva'ya bile karıştım.
Ki onlar, cennetteydiler.
Oysa siz acizler,
Dünyada bana kafa tutuyorsunuz!
Ya eğilin önümde
Ya da günahı size..."
Böyleydi aşk.
Korkma ama sen.
Günahı bende...
Anlama değmez, ipe sapa gelmez,
Ölümcül ama.
Kalp sesin varsa, mutlaka kork!
Çünkü birileri durmadan ateş edecek yaralarına.
La Ebesi
Uykusuzluğumun katili olacaksın demiştim...
Gül yapraklarından destek isteyeceğim biraz.
Benim kanatlarım senin güneşinde toz olur.
Dallarım üşür.
Ne kadar ölüm diyorsa o kadar sağırım hayata.
Sana açtığım bahçem.
Ellerim, gözlerin tutunsun diye var.
Sesim rüzgar.
Tutunmak için var ellerim.
Tenim donuk.
Ellerin, fırından yeni çıkmış ekmek gibi,
"Benim ülkem" dedirtiyor insana.
Fakat tüm renkler solabilir gayet,
Şiirler siyaha boyanabilir.
Her şey tersine dönüp,
Melekler cehennemi indirebilir elbet.
Kanımda dolaşan bir şey var; tanımlayamadığım.
Ele avuca sığmayan,
Nasıl bir sihir? Tarifsiz.
Dünyadaki en yumuşak şeyin durmadan kanat çırpması.
Uğursuz eylülleri ateşe verdim.
"Bu limana fırtına giremez!" levhası var artık her yerde.
Bu hızla büyüyen ten, kimin teni?
Unutulsun pek çok şeyin tadı.
Serçelerin kanadından tutun enfes bir ölüm için.
Sevgililer intiharlı, sevgiler cüzzamlı.
Yok kaderin kadehi, kırılacak.
Üzgün martıların ağıtları.
Saçlarım kan.
Tutmuyor yarayı ten, bazen bir izle saklıyor.
Saçları yetim kokan kız çocukları ağlıyor.
Sevmek... Tanrının tek kıskançlığı.
Aşka şehvet karıştığında şeytanın zaferi.
Kirpiklere tutunan korkak kelimeler uğulduyor.
Affedin aşıkları!...
Kimsenin yalnız kalmayacağı bir dünya çıkarları.
Affedin ama yalnız kadınları.
Alıngan hormonların tek savunuşları.
Kadın yalnızsa yalnızlık daimdir.
-
Sana geliyorum sevgili.
Elimde yitik bir Eylül akşamı.
Oysa Ekim acımasız.
Sevmiyorsun beni.
Saklanacak daha çok şey var bu gibi.
Sadece bir vicdan meselesi, bir göz mesafesi ve saire.
Uyumuyorsun benimle, uyanmıyorsun.
Uzaktayken bile hissetmiyorsun.
Kadınlığı seviyorsun sen.
Cinsiyet ayırımı yapıyorsun.
Demiştim ama sana,
Katil olacaksın.
Öldürdüklerini hiç görmeyeceksin.
Ellerin kan kokmayacak.
Oysa ben hepsini göreceğim.
Oysa ben gömeceğim öldüğüm yerlerimi.
Sen sadece uyuyacaksın.
Zorla olmaz aşk.
Gül yapraklarından destek isteyeceğim biraz.
Benim kanatlarım senin güneşinde toz olur.
Dallarım üşür.
Ne kadar ölüm diyorsa o kadar sağırım hayata.
Sana açtığım bahçem.
Ellerim, gözlerin tutunsun diye var.
Sesim rüzgar.
Tutunmak için var ellerim.
Tenim donuk.
Ellerin, fırından yeni çıkmış ekmek gibi,
"Benim ülkem" dedirtiyor insana.
Fakat tüm renkler solabilir gayet,
Şiirler siyaha boyanabilir.
Her şey tersine dönüp,
Melekler cehennemi indirebilir elbet.
Kanımda dolaşan bir şey var; tanımlayamadığım.
Ele avuca sığmayan,
Nasıl bir sihir? Tarifsiz.
Dünyadaki en yumuşak şeyin durmadan kanat çırpması.
Uğursuz eylülleri ateşe verdim.
"Bu limana fırtına giremez!" levhası var artık her yerde.
Bu hızla büyüyen ten, kimin teni?
Unutulsun pek çok şeyin tadı.
Serçelerin kanadından tutun enfes bir ölüm için.
Sevgililer intiharlı, sevgiler cüzzamlı.
Yok kaderin kadehi, kırılacak.
Üzgün martıların ağıtları.
Saçlarım kan.
Tutmuyor yarayı ten, bazen bir izle saklıyor.
Saçları yetim kokan kız çocukları ağlıyor.
Sevmek... Tanrının tek kıskançlığı.
Aşka şehvet karıştığında şeytanın zaferi.
Kirpiklere tutunan korkak kelimeler uğulduyor.
Affedin aşıkları!...
Kimsenin yalnız kalmayacağı bir dünya çıkarları.
Affedin ama yalnız kadınları.
Alıngan hormonların tek savunuşları.
Kadın yalnızsa yalnızlık daimdir.
-
Sana geliyorum sevgili.
Elimde yitik bir Eylül akşamı.
Oysa Ekim acımasız.
Sevmiyorsun beni.
Saklanacak daha çok şey var bu gibi.
Sadece bir vicdan meselesi, bir göz mesafesi ve saire.
Uyumuyorsun benimle, uyanmıyorsun.
Uzaktayken bile hissetmiyorsun.
Kadınlığı seviyorsun sen.
Cinsiyet ayırımı yapıyorsun.
Demiştim ama sana,
Katil olacaksın.
Öldürdüklerini hiç görmeyeceksin.
Ellerin kan kokmayacak.
Oysa ben hepsini göreceğim.
Oysa ben gömeceğim öldüğüm yerlerimi.
Sen sadece uyuyacaksın.
Zorla olmaz aşk.
Kaldırım Önsözleri
İçime uzanan köklerinin alevinde yanıyor sensizlik.
Tütsü misali havaya saldığım duman.
Maskenin altından bana uzanan isteksizlik.
İnan! Tanrı ihanet etmiyor kullarına hiçbir zaman.
Bana ihanet eden gözlerin esasen.
Aynı anda bana bakarken arkamdaki sarışına baktığında anladığım.
Gözlerini hapsetmek istedim o an.
Hiçbir zaman, hiç kimseyi göremeyeceğin bir yere,
Kendi yeşilini dahi göremeyecektin işte.
Öyle seviyordum yani seni.
Aşırı kıskanç, huysuz, aksi, çocuksu...
En çok senin yanında çocuk oldum ben.
Yaralarımı örttüm şımarıklığımla.
Çünkü beni sen de yaralayacaktın, bildim.
Yaralarımı görsen ilk vuracağın yerdi orası.
Belki de öldürücü darbe olacaktı.
Yavaş yavaş teslim olurken sana,
Gittin!
Bir uçurumdan düştüm de, parçalandım da, yine aynı yerdeydim sanki.
Yok böyle bir fedakarlık!
Varlığınla daha fazla üzmemek için yokluğunla üzdün yani sen.
Bir bebeği annesiz bırakmak gibi, bir balonu iğne dolu bir odaya hapsetmek gibi.
Hem yalnızım, hem her hareketim acı.
Ömrümden yıl çalsan affetmezdim seni.
Ay çaldın, gün çaldın, an çaldın, aşk çaldın,
Affettim!
Ne kadar acı çekersem o kadar severmişim,
Ne kadar üzülürsem o kadar mutlu olur,
Ne kadar seversem o kadar sevilirmişim.
Bir başkasıyla...
Daha mutlu, daha sevgili, daha büyük.
Bir başkasıyla.
Ah adam!
Sevgilim diyecektim ben sana.
Senin aklında başka vücutlar varken.
Sevilmedim.
Çünkü hiçbir zaman gözümdekiyle gönlümdeki farklı olmadı.
Alınma lütfen.
Sana sevgim kadar nefretim de var.
Bu yüzden atamıyorum içimden.
Yağmuru sevdiğimi sakla sonsuza dek.
Çünkü ben en çocuk yanımla bağlıyım ona.
Her damlada bir melek var, buna inanıyorum.
Seni seviyorum.
Çünkü ben en çocuk yanımla bağlıyım sana.
Her aşkta doğan bir melek var, büyüttüğümüz.Buna inanıyorum.
Beraber ıslanacağımız bir yağmur,
Beraber büyüteceğimiz bir melek.
Sonsuzluk safsatasında tanrının yüzü
Kıskanç kadınlar
Aklında şeytan
Benim meleğim öldü senin gitmek eylemine gurur yüklediğin anda.
Mutlu musun sahiden?
Sahiden mutlu musun?
Gidişini kabullenecek kadar uslu bir çocuğum ama
Hala en sevdiğim oyuncağım gibi istiyorum seni.
İ.n.a.t.l.a...
Büyümenin ne olduğunu soruyorum sana.
Senden daha iyi kimse bilmiyor bunu.
Anlat bana.
Masallarım eksik, anlamlarım tanımsız, varlığın uzak, yokluğun iki dudak mesafesi.
Törpülemeye çalıştığın yerlerim kanıyor sürekli
Sen tuz basmaya devam ettikçe ben seni bulacağım.
Kör neşterli ahmak doktor!
Kadınlarla yatarsın, sadece çarşaf kirlenmez.
Çocukları sevdin diye hiçbir hücren eksilmez.
Aklım selim, dengesiz değilim.
Bir gelip bir gitmiyorum.
Bir sevdim bir bitti yok.
Sana ait devinimler bunlar. Ben değilim.
Şimdi bir düşün.Daha kim büyümeli?
Büyürsem unutacağım seni...
Tütsü misali havaya saldığım duman.
Maskenin altından bana uzanan isteksizlik.
İnan! Tanrı ihanet etmiyor kullarına hiçbir zaman.
Bana ihanet eden gözlerin esasen.
Aynı anda bana bakarken arkamdaki sarışına baktığında anladığım.
Gözlerini hapsetmek istedim o an.
Hiçbir zaman, hiç kimseyi göremeyeceğin bir yere,
Kendi yeşilini dahi göremeyecektin işte.
Öyle seviyordum yani seni.
Aşırı kıskanç, huysuz, aksi, çocuksu...
En çok senin yanında çocuk oldum ben.
Yaralarımı örttüm şımarıklığımla.
Çünkü beni sen de yaralayacaktın, bildim.
Yaralarımı görsen ilk vuracağın yerdi orası.
Belki de öldürücü darbe olacaktı.
Yavaş yavaş teslim olurken sana,
Gittin!
Bir uçurumdan düştüm de, parçalandım da, yine aynı yerdeydim sanki.
Yok böyle bir fedakarlık!
Varlığınla daha fazla üzmemek için yokluğunla üzdün yani sen.
Bir bebeği annesiz bırakmak gibi, bir balonu iğne dolu bir odaya hapsetmek gibi.
Hem yalnızım, hem her hareketim acı.
Ömrümden yıl çalsan affetmezdim seni.
Ay çaldın, gün çaldın, an çaldın, aşk çaldın,
Affettim!
Ne kadar acı çekersem o kadar severmişim,
Ne kadar üzülürsem o kadar mutlu olur,
Ne kadar seversem o kadar sevilirmişim.
Bir başkasıyla...
Daha mutlu, daha sevgili, daha büyük.
Bir başkasıyla.
Ah adam!
Sevgilim diyecektim ben sana.
Senin aklında başka vücutlar varken.
Sevilmedim.
Çünkü hiçbir zaman gözümdekiyle gönlümdeki farklı olmadı.
Alınma lütfen.
Sana sevgim kadar nefretim de var.
Bu yüzden atamıyorum içimden.
Yağmuru sevdiğimi sakla sonsuza dek.
Çünkü ben en çocuk yanımla bağlıyım ona.
Her damlada bir melek var, buna inanıyorum.
Seni seviyorum.
Çünkü ben en çocuk yanımla bağlıyım sana.
Her aşkta doğan bir melek var, büyüttüğümüz.Buna inanıyorum.
Beraber ıslanacağımız bir yağmur,
Beraber büyüteceğimiz bir melek.
Sonsuzluk safsatasında tanrının yüzü
Kıskanç kadınlar
Aklında şeytan
Benim meleğim öldü senin gitmek eylemine gurur yüklediğin anda.
Mutlu musun sahiden?
Sahiden mutlu musun?
Gidişini kabullenecek kadar uslu bir çocuğum ama
Hala en sevdiğim oyuncağım gibi istiyorum seni.
İ.n.a.t.l.a...
Büyümenin ne olduğunu soruyorum sana.
Senden daha iyi kimse bilmiyor bunu.
Anlat bana.
Masallarım eksik, anlamlarım tanımsız, varlığın uzak, yokluğun iki dudak mesafesi.
Törpülemeye çalıştığın yerlerim kanıyor sürekli
Sen tuz basmaya devam ettikçe ben seni bulacağım.
Kör neşterli ahmak doktor!
Kadınlarla yatarsın, sadece çarşaf kirlenmez.
Çocukları sevdin diye hiçbir hücren eksilmez.
Aklım selim, dengesiz değilim.
Bir gelip bir gitmiyorum.
Bir sevdim bir bitti yok.
Sana ait devinimler bunlar. Ben değilim.
Şimdi bir düşün.Daha kim büyümeli?
Büyürsem unutacağım seni...
Terbiyeli Kalpler
Evet. Haklılar. Çok zor bir dönemden geçiyorum.Terk edilmişim, hava soğuk, gribim, acı çekiyorum, derslerim ağır, hayat zor, sürünüyorum hatta anasını satayım. Öyle boktan bir hayatım var ki bıraksalar bulduğum ilk intihar çeşidini denerim. Nah denerim.
Müzik açıp salya sümük ağlayabilirim, reklam izlerken hıçkırıklara boğulabilirim, sakinleştiricilerle sakin kalabilirim. An gelir bu ben olabilirim. Yıkıp döker, içer sızar hatta küfreder ve hatta abartıp lanet bile ederim. E olum hayatta hep pollyanna olursak zaten yenik başlamaz mıyız? "Terk etti ama olsun. Terk edilmek de güzel." Böyle kendimi avutmuşluğumda olur bazen aslında. Salaklığım tutar yani. Ama MAL! Terk edilmenin neresi güzel lan. Gerizekalı. Giden kaybetti olum. Saf. Kimi terk ediyorsun sen. Önce bir aynaya bak. Sazan.
İnsanları hayvanlaştıkları zaman seviyorum. Mamafih insan olmaya çalıştıklarında içine sıçıyorlar. Bazende tanrısal özellikleri ilke edinip odun şekline bürünüyorlar. Örneğin; Yalnızlık. "Yalnızız dostlar, yalnızlık kader." Hani yalnızlık Allaha mahsustu lan. Sen kimsin? Bi bak. Annen var, baban var, ablan, abin, kız, erkek kardeşin arkadaşın vs. bi ton insan var. Neren yalnız. Poponun yanına popo mu arıyorsun?. Tek koltukta iki popo zor zanaat. Allahtan akıl fikir dilerken iki kere düşünüyorum artık. Bu yaştan sonra pek de beklemiyorum hani.
"İnsanları sevin. İnsanlığı kurtaracak tek şey sevgi." Bok. Sen sev, onun götü kalksın. Sonra gitsin bir orospuyla yatsın. Bir de utanmadan o bezelye beyniyle onu aşk sansın.
Erkeklerin beyinlerindeki fikirleri yansıtacak en iyi deyimler :
Milli olmak
Yatağa atmak
Daldan dala konmak
Kendini tatmin edip salmak
ve benzerleri. Çok örnek vermeye gerek yok, hepsi aynı noktaya varıyor. Hepsi aynı bu cinslerin. O koca kafaları bel altı düşüncelerle dolu. Sadece bazıları bunları saklamayı biraz daha iyi başarıyor. Kendini biraz daha kontrol edebiliyor. Bir de işte istisnalar var ama kaidemiz bozulmaz.
Asıl boktan noktayı söyleyeyim mi? Kalp krizi sebebi yani. Hiçbirimiz, evet hiçbirimiz o beyinsizler olmadan yaşayamıyoruz. Tanrı Havva'yı Adem'in göğüs boşluğundan yaratırken adını aşk koydu. Erkek kadınla ödüllendirildi, şereflendirildi.Kadın erkeğe verildi, erkek kadına değil. Ama sonra aşk şekil değiştirdi. Bir tatminlik objesi halini aldı. Ne kadar hoş.
Aşk bittiğinde geriye bir boşluk kalıyor biz bayanlarda. Yani aşktan öteye gitmiyor hisler. Tabi bunu yaratılışla da kanıtlayabiliriz. Vücut yapısıyla falan. Uzatmaya gerek yok. Gayet anlaşılır. Öyle yani.
Zor bir dönemden geçiyorum. Karşı cinslerimden nefret ediyormuş gibi görünüyorum belki de. İnsansı yapılarına saygı duyuyorum ama. Erkekliğin getirdiği bazı hislerine, huylarına falan da. O kadar. Hı aşık olmuyor muyum? O illet beni de buluyor sık sık. Aşksız yaşayamayan bir bünyeye sahibim. Ama hiçbir zaman hiçbir erkeği ölecek kadar çok sevmedim. Bedenime de, ruhuma da acı çektirdiğim oldu ama bunlar da hayatın içinden şeyler. Acıyı da çekmeyi biliriz evelallah :) Ruhen yaşadığımız her his gelip geçici. Hiçbiri kalıcı olmuyor. Gurur yapıyorum bazen mesela, sonra saçma geliyor. Ne ki gurur? Neye fayda sağlıyor? Aşkla olgunlaşıyoruz, bekleyerek büyüyoruz ne bileyim zamanla iyileşiyoruz falan tamam da gurur ne be? Gereksiz yani. Aşıksan söylersin. Ha baştan yenilgiyi kabul etmen gerek. Erkek sonuçta. Kıt biraz. Ama sen o erkekte barınması gereken duyguyu almışsın. Bir karış daha fazla uzamışsın. Sana yarar. Sen kazanırsın. Havalanmak, popo kalkması falan fasa fiso. Öğrenerek yaşamak, yaşamak gibi yaşamak, her şeyiyle, dört dörtlük.. Bütün mesele bu.
Mantıklı düşününce şöööyle enine boyuna. Aşk bile saçma aslında. Ama sadece mantık yok yapımızda. Kalp de var. Yani Aşık olacağız. Kurtuluş yok. Kim olduğu önemli değil. Ne yaptığında. Önemli olan ne öğrendiğin. Kayıplar çok verirsin ama farklı bir şeyler kazandın mı? Bu önemli.
Sanırım öğrendiğim en değerli durum "Kalbimi terbiye edişim". Bunu başardım. Belki de en zoru.
Müzik açıp salya sümük ağlayabilirim, reklam izlerken hıçkırıklara boğulabilirim, sakinleştiricilerle sakin kalabilirim. An gelir bu ben olabilirim. Yıkıp döker, içer sızar hatta küfreder ve hatta abartıp lanet bile ederim. E olum hayatta hep pollyanna olursak zaten yenik başlamaz mıyız? "Terk etti ama olsun. Terk edilmek de güzel." Böyle kendimi avutmuşluğumda olur bazen aslında. Salaklığım tutar yani. Ama MAL! Terk edilmenin neresi güzel lan. Gerizekalı. Giden kaybetti olum. Saf. Kimi terk ediyorsun sen. Önce bir aynaya bak. Sazan.
İnsanları hayvanlaştıkları zaman seviyorum. Mamafih insan olmaya çalıştıklarında içine sıçıyorlar. Bazende tanrısal özellikleri ilke edinip odun şekline bürünüyorlar. Örneğin; Yalnızlık. "Yalnızız dostlar, yalnızlık kader." Hani yalnızlık Allaha mahsustu lan. Sen kimsin? Bi bak. Annen var, baban var, ablan, abin, kız, erkek kardeşin arkadaşın vs. bi ton insan var. Neren yalnız. Poponun yanına popo mu arıyorsun?. Tek koltukta iki popo zor zanaat. Allahtan akıl fikir dilerken iki kere düşünüyorum artık. Bu yaştan sonra pek de beklemiyorum hani.
"İnsanları sevin. İnsanlığı kurtaracak tek şey sevgi." Bok. Sen sev, onun götü kalksın. Sonra gitsin bir orospuyla yatsın. Bir de utanmadan o bezelye beyniyle onu aşk sansın.
Erkeklerin beyinlerindeki fikirleri yansıtacak en iyi deyimler :
Milli olmak
Yatağa atmak
Daldan dala konmak
Kendini tatmin edip salmak
ve benzerleri. Çok örnek vermeye gerek yok, hepsi aynı noktaya varıyor. Hepsi aynı bu cinslerin. O koca kafaları bel altı düşüncelerle dolu. Sadece bazıları bunları saklamayı biraz daha iyi başarıyor. Kendini biraz daha kontrol edebiliyor. Bir de işte istisnalar var ama kaidemiz bozulmaz.
Asıl boktan noktayı söyleyeyim mi? Kalp krizi sebebi yani. Hiçbirimiz, evet hiçbirimiz o beyinsizler olmadan yaşayamıyoruz. Tanrı Havva'yı Adem'in göğüs boşluğundan yaratırken adını aşk koydu. Erkek kadınla ödüllendirildi, şereflendirildi.Kadın erkeğe verildi, erkek kadına değil. Ama sonra aşk şekil değiştirdi. Bir tatminlik objesi halini aldı. Ne kadar hoş.
Aşk bittiğinde geriye bir boşluk kalıyor biz bayanlarda. Yani aşktan öteye gitmiyor hisler. Tabi bunu yaratılışla da kanıtlayabiliriz. Vücut yapısıyla falan. Uzatmaya gerek yok. Gayet anlaşılır. Öyle yani.
Zor bir dönemden geçiyorum. Karşı cinslerimden nefret ediyormuş gibi görünüyorum belki de. İnsansı yapılarına saygı duyuyorum ama. Erkekliğin getirdiği bazı hislerine, huylarına falan da. O kadar. Hı aşık olmuyor muyum? O illet beni de buluyor sık sık. Aşksız yaşayamayan bir bünyeye sahibim. Ama hiçbir zaman hiçbir erkeği ölecek kadar çok sevmedim. Bedenime de, ruhuma da acı çektirdiğim oldu ama bunlar da hayatın içinden şeyler. Acıyı da çekmeyi biliriz evelallah :) Ruhen yaşadığımız her his gelip geçici. Hiçbiri kalıcı olmuyor. Gurur yapıyorum bazen mesela, sonra saçma geliyor. Ne ki gurur? Neye fayda sağlıyor? Aşkla olgunlaşıyoruz, bekleyerek büyüyoruz ne bileyim zamanla iyileşiyoruz falan tamam da gurur ne be? Gereksiz yani. Aşıksan söylersin. Ha baştan yenilgiyi kabul etmen gerek. Erkek sonuçta. Kıt biraz. Ama sen o erkekte barınması gereken duyguyu almışsın. Bir karış daha fazla uzamışsın. Sana yarar. Sen kazanırsın. Havalanmak, popo kalkması falan fasa fiso. Öğrenerek yaşamak, yaşamak gibi yaşamak, her şeyiyle, dört dörtlük.. Bütün mesele bu.
Mantıklı düşününce şöööyle enine boyuna. Aşk bile saçma aslında. Ama sadece mantık yok yapımızda. Kalp de var. Yani Aşık olacağız. Kurtuluş yok. Kim olduğu önemli değil. Ne yaptığında. Önemli olan ne öğrendiğin. Kayıplar çok verirsin ama farklı bir şeyler kazandın mı? Bu önemli.
Sanırım öğrendiğim en değerli durum "Kalbimi terbiye edişim". Bunu başardım. Belki de en zoru.
Bir Ölünün Günlüğü
^^Doğumdan Ölüme Hayat; Üç Gün.^^
Kuşları izledim tüm gün
Önce aynı dala kondular
Mutlu sandığım tek yaratıktılar
Biz'dik sandım
Yanyanaydık. Başladık
Kuşun teki dal değiştirdi önce
Bir dal daha
Sonra gökyüzü değiştirdi yavaşça
Kış düştü umutlara
Ben'dim. Yapayalnız kaldığım dalda
Bakındım önce etrafa
Anlamsız geldi yarınlar
Bıraktım kendimi boşluğa
Oydum. Kuştum. Kıştan daha sertti uçuşun
Bir tuvale düşen iki renktik seninle
Siyahtın sen. Karanlıkların asil ruhu
Titrek bir pembe olabildim ben yalnızca
Karışamadık biz hiç seninle
Sen siyaha boyadın düşlerimi
Aklında hep kırmızı şehvetle
Ressam yaktı geceleri
Yaktı tüm resimleri
Aynı fırçadan akan iki renk olsak da
Aynı tuvalde yer bulsak da
Sen kırmızıya koştun
Ben kül oldum
Boş bir sinema salonuydun sen
Işık yoktu, ses yoktu, görüntü yoktu
Ne kadar salaktım tanrım
Boş sinema salonlarına aşık olunmuyormuş
Çok geç anladım
Herkes gibi yapmadım
Bir filmi izleyip yeni bir filmi izlemek için çıkmadım yani
O boşluğa vuruldum
Yetmedi. O boşlukta vuruldum
Ve komik ama hala yetmedi
O boşlukta kan kaybediyor, can çekişiyorum
Çıkış az ötede
Gidemiyorum...
Bana gelip; "Ben zoru severim,
Seversem tam severim,
Gerekirse ölüme giderim." deyişin
Sonra da çekip gidişin
Tek günlük sevgin...
Bir bak kendine
Bu kadar da basitsin!
Duruyorsun karşımda
Nefesim artıyor
Kalbim ayaklarıma baskı yapıyor
Koş diyor bir ses. Koş sarıl
Sahip çık aşkına
Bırak o sarılmasın
Sen kendin için sarıl ona
Olmuyor
Demirden halatlar var belimde
Huzursuz ve güçlü ve kıskanç eller
Beni geri çekiyor
Kaldır perdeleri
Yık engelleri
Ben seninim
Yaşayabilme ihtimalim senin kollarında
Sar benliğimi
Unuttur bana beni
-Duyuramıyorumsesimi-
Hani değerliydim
Hani seninle öğrenecektim
Hani sıkılmaz, hani gitmezdin
Lanet olsun! Hani öldürmezdin!
Ben bir bakışında koca dünyayı gördüm
Ben bir tek seninle öldüm...
Hani beni sen büyütecektin
Şimdi nerdesin? Kimlesin?
Ben hala uygun adım duruşundayım
Yürüyor gibiyim ama karşındayım
Daha ayrılığı tatmadan öldürdün aşkı
Katilsin diyorum, inatla susuyorsun
Vatan haini gibi yaktın içimi
Yaktın ülkemi. Yaktın yerini
Bir piç gibi kaldı ellerim
Paramparça tenim...
Kimi saracaksın şimdi?
Yokluğunla el eleyim.
Aç gözlerini
Evet. Gidişinle büyüttün beni
Yokluğunla öğrettin şerefsizliği
Gözlerin en içine bakarak nasıl yalan söylendiğini
Bir yangın bıraktın bana şimdi, biraz da soğuk kül
Yangınla erirken tenim
Külle sızlıyor içim
Diyor ki tüm yıldızlar, ay, güneş hatta evren
", unut onu!"
Belli
Ölerek unutacağım seni...
(Yıllar sonra yeniden doğma ihtimaliyle.)
_
Sana yazdım bunları.
Affet.
Çok yordun beni.
Okuman yok biliyorum.
Bense konuşamıyorum.
Sana yazdım kırgınlıklarımı, yalnızlıklarımı, huzursuzluklarımı
Sana yazdım kendimi
Sana yazdım seni.
İyi ölmeler şehrim
Bende ölüyorum...
Kuşları izledim tüm gün
Önce aynı dala kondular
Mutlu sandığım tek yaratıktılar
Biz'dik sandım
Yanyanaydık. Başladık
Kuşun teki dal değiştirdi önce
Bir dal daha
Sonra gökyüzü değiştirdi yavaşça
Kış düştü umutlara
Ben'dim. Yapayalnız kaldığım dalda
Bakındım önce etrafa
Anlamsız geldi yarınlar
Bıraktım kendimi boşluğa
Oydum. Kuştum. Kıştan daha sertti uçuşun
Bir tuvale düşen iki renktik seninle
Siyahtın sen. Karanlıkların asil ruhu
Titrek bir pembe olabildim ben yalnızca
Karışamadık biz hiç seninle
Sen siyaha boyadın düşlerimi
Aklında hep kırmızı şehvetle
Ressam yaktı geceleri
Yaktı tüm resimleri
Aynı fırçadan akan iki renk olsak da
Aynı tuvalde yer bulsak da
Sen kırmızıya koştun
Ben kül oldum
Boş bir sinema salonuydun sen
Işık yoktu, ses yoktu, görüntü yoktu
Ne kadar salaktım tanrım
Boş sinema salonlarına aşık olunmuyormuş
Çok geç anladım
Herkes gibi yapmadım
Bir filmi izleyip yeni bir filmi izlemek için çıkmadım yani
O boşluğa vuruldum
Yetmedi. O boşlukta vuruldum
Ve komik ama hala yetmedi
O boşlukta kan kaybediyor, can çekişiyorum
Çıkış az ötede
Gidemiyorum...
Bana gelip; "Ben zoru severim,
Seversem tam severim,
Gerekirse ölüme giderim." deyişin
Sonra da çekip gidişin
Tek günlük sevgin...
Bir bak kendine
Bu kadar da basitsin!
Duruyorsun karşımda
Nefesim artıyor
Kalbim ayaklarıma baskı yapıyor
Koş diyor bir ses. Koş sarıl
Sahip çık aşkına
Bırak o sarılmasın
Sen kendin için sarıl ona
Olmuyor
Demirden halatlar var belimde
Huzursuz ve güçlü ve kıskanç eller
Beni geri çekiyor
Kaldır perdeleri
Yık engelleri
Ben seninim
Yaşayabilme ihtimalim senin kollarında
Sar benliğimi
Unuttur bana beni
-Duyuramıyorumsesimi-
Hani değerliydim
Hani seninle öğrenecektim
Hani sıkılmaz, hani gitmezdin
Lanet olsun! Hani öldürmezdin!
Ben bir bakışında koca dünyayı gördüm
Ben bir tek seninle öldüm...
Hani beni sen büyütecektin
Şimdi nerdesin? Kimlesin?
Ben hala uygun adım duruşundayım
Yürüyor gibiyim ama karşındayım
Daha ayrılığı tatmadan öldürdün aşkı
Katilsin diyorum, inatla susuyorsun
Vatan haini gibi yaktın içimi
Yaktın ülkemi. Yaktın yerini
Bir piç gibi kaldı ellerim
Paramparça tenim...
Kimi saracaksın şimdi?
Yokluğunla el eleyim.
Aç gözlerini
Evet. Gidişinle büyüttün beni
Yokluğunla öğrettin şerefsizliği
Gözlerin en içine bakarak nasıl yalan söylendiğini
Bir yangın bıraktın bana şimdi, biraz da soğuk kül
Yangınla erirken tenim
Külle sızlıyor içim
Diyor ki tüm yıldızlar, ay, güneş hatta evren
"
Belli
Ölerek unutacağım seni...
(Yıllar sonra yeniden doğma ihtimaliyle.)
_
Sana yazdım bunları.
Affet.
Çok yordun beni.
Okuman yok biliyorum.
Bense konuşamıyorum.
Sana yazdım kırgınlıklarımı, yalnızlıklarımı, huzursuzluklarımı
Sana yazdım kendimi
Sana yazdım seni.
İyi ölmeler şehrim
Bende ölüyorum...
Korkak Kaçış
Gitme diyebilmeliydim.
Bilmeliydim gelişlerin hamile olduğunu.
Her seferinde 'gidiş' doğurduğunu.
"Devam etseydik, bir şekilde tökezleyecektik.
Ben senden dünyanı isteyecektim.
Oysa sen daha çocuktun.
Bana kalbini verecektin.
Benim dünyam bacak aralarında
Seninse kalbinde derin yaralarla...
Yapma küçüğüm. Kapat gözlerini çıplak yalanlara.
Kıyamam bir damla göz yaşına.
Engel olamam ama içimdeki şeytana.
Ölürsün yollarımda..."
Bir hata var.
Bir yalan.
Bin yalan.
Aklımdan geçen de kalbimde ağ ören de birdi benim.
Senin hayatın mı yalan?
-Çok sevmiştim karanlıklarını.-
Nasırlı ellerin mi yakmıştı tenimi?
Ah! Ne acı çekiyorum yokluğunda,
Bir açsan içimi.
Yanıyor sokaklar şimdi.
Deşiyorlar bıraktığın izleri.
Daha derin.
Daha derine.
Belimden akıyor kanlar.
Ayakkabılarını sil.
Kan kokar gözlerin.
"Senin sevgiye aç her yerin.
Benimse sevişerek çoğalır hücrelerim.
Geri git!
Sakın anma adımı.
Geri git! Öldürür sesim..."
Korktum sevgilim.
Küfretsem de gidişine
Gelemedim gecelerine.
Affet.
Titreyen ellerim, kanatlanacak kalbim,
Ve içimde dolaşan Yağmur vardı bir tek.
Sevebilirdim.
En fazla ölebilirdim.
Asabilirdim kendimi avuçlarının darağacına.
Dursaydın biraz daha.
Belki varabilirdim sana.
Yanabilirdim yangınlarında.
Yine ölürdüm sonra.
Bilirim sevgilim. İki ucu ölüm.
Bildim.
Ben sırf senin olmak için ölmeyi bile seçtim.
Söylesene. Peki sen niye gittin?
Daha çakıl taşı görmeden koca bir duvara çarptım.
Yapayalnız.
Manası yok artık.
Yitik bir sonla kaldım.
Artık susuyorum.
Konuşacak ne kaldı ki.
Nefret etsem; gizlidir sevgisi.
Sevsem; neyi, kimi?
Pansumanı yarım kalmış bir yara gibi.
Acımıyor ama kapanmıyor da....
Bilmeliydim gelişlerin hamile olduğunu.
Her seferinde 'gidiş' doğurduğunu.
"Devam etseydik, bir şekilde tökezleyecektik.
Ben senden dünyanı isteyecektim.
Oysa sen daha çocuktun.
Bana kalbini verecektin.
Benim dünyam bacak aralarında
Seninse kalbinde derin yaralarla...
Yapma küçüğüm. Kapat gözlerini çıplak yalanlara.
Kıyamam bir damla göz yaşına.
Engel olamam ama içimdeki şeytana.
Ölürsün yollarımda..."
Bir hata var.
Bir yalan.
Bin yalan.
Aklımdan geçen de kalbimde ağ ören de birdi benim.
Senin hayatın mı yalan?
-Çok sevmiştim karanlıklarını.-
Nasırlı ellerin mi yakmıştı tenimi?
Ah! Ne acı çekiyorum yokluğunda,
Bir açsan içimi.
Yanıyor sokaklar şimdi.
Deşiyorlar bıraktığın izleri.
Daha derin.
Daha derine.
Belimden akıyor kanlar.
Ayakkabılarını sil.
Kan kokar gözlerin.
"Senin sevgiye aç her yerin.
Benimse sevişerek çoğalır hücrelerim.
Geri git!
Sakın anma adımı.
Geri git! Öldürür sesim..."
Korktum sevgilim.
Küfretsem de gidişine
Gelemedim gecelerine.
Affet.
Titreyen ellerim, kanatlanacak kalbim,
Ve içimde dolaşan Yağmur vardı bir tek.
Sevebilirdim.
En fazla ölebilirdim.
Asabilirdim kendimi avuçlarının darağacına.
Dursaydın biraz daha.
Belki varabilirdim sana.
Yanabilirdim yangınlarında.
Yine ölürdüm sonra.
Bilirim sevgilim. İki ucu ölüm.
Bildim.
Ben sırf senin olmak için ölmeyi bile seçtim.
Söylesene. Peki sen niye gittin?
Daha çakıl taşı görmeden koca bir duvara çarptım.
Yapayalnız.
Manası yok artık.
Yitik bir sonla kaldım.
Artık susuyorum.
Konuşacak ne kaldı ki.
Nefret etsem; gizlidir sevgisi.
Sevsem; neyi, kimi?
Pansumanı yarım kalmış bir yara gibi.
Acımıyor ama kapanmıyor da....
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
