Okuma sevgili, ağlarsın...
Derlerdi ki "Zamanla hafifler acısı"... Herkes yalancı. Zamanla derinleşti yaram. Sığmıyor göğsümde taşıdıklarım. Sığmıyorum bu şehre. Aynı gökyüzündeyiz ya, aynı şehirde hatta aynı, aynı sokaklardayız ya. Nefesim batıyor bu yüzden içime.
Bugün giydiğim o kazak... Seni o kadar sahiplenmiş ki inatla atmıyor kokunu üzerinden. Giymeyecektim aslında yemin ederim. Unuttum dedim seni. Unutmuş gibi yaptım hep. Kimseye tek kelime etmedim. Sadece yazdım. Deli gibi, çıldırır gibi... Ve giymeyecektim yemin ederim, hatırlamayacaktım seni. Ama oldu bir kere, affet.
Şeffaf olmalıydı aslında ten. İnsanın içi görünmeliydi. Nasıl acı çektiğimi görmeliydin, nasıl acı çek-me-diğini görmeliydim. Oysa ten çok kalın bir örtü. Hiç belli etmiyor acısını. İçimden yüzüme alevlerin sıcağı vururken sürekli, dışımda ağır titremeler, üşümeler var. Böyle bir şey yani aşk. Anlamıyorum dediğin nokta. Anlamak için uğraşmadığın nokta.
İntikam duygun ağır basmış olmalı. Sözlerim ağır gelmiş olmalı yani. Seni kötülemek istemem sevgili ama seni yüceltirsem ben ezilirim. Kimin kızı olduğumu unutmamalıyım çünkü ben. Unutmuyorum. Zaten seni en fazla yapmadıklarınla yüceltebilirim. Yaptıkların ortada. Gövde gösterisi yapıyorum sadece. Güçlüyüm ama bir yere kadar. Bir yerden sonrası bildiğin yalan.
Yalnız bir insan daha ne kadar yalnız bırakılır bunu gösterdin. İnanmıyorsun hiç, biliyorum. Ama sınırsız seviyorum seni. Benim için şunu yap desen, öl desen mesela, mutlu edecekse bu seni, hemen. Sonra da dersin ki aşkından ölecek kadar salak olur mu bir insan?...
Sık sık aklıma geliyorsun. Yaşadıklarımız, yaşayamadıklarımız ve hayallerim. Engel olmuyorum artık. Aklıma geldiysen sonuna kadar kalmanı bekliyorum bende. Gülüşün yansıyor. Yok böyle bir güzellik. Gözlerin falan. Sizin tabirinizle "taş gibi be abi."...
En çok kalbime acıdım. Bu kadar acıya nasıl dayanıyor diye. Bir de ellerime. Artık daha çok üşüyorlar inan. Ve ısıtmak için de çabalamıyorum artık. Yoksa ellerin, ısıtmanın bir anlamı yok çünkü.
Ah sevgili. Onca savaş, onca yenilgi, onca düşman, onca acı, onca düşünce... Her şey yani.
İyi - kötü her şey. Her söz... Yalan mıydı?
"Hayatımın sonuna kadar seninle kalabilirim" film repliklerinden kaçma bir duyguya, bir film sahnesi kadar bile izin vermedin. Kendine mi güvenmedin, bana mı güvenmedin, güvensizliğe mi güvenmedin yoksa güven denen duyguya mı güvenmedin hiç anlamadım. Hep kanadım. Kanayabildim sadece. Kanlar ayaklarına kadar ulaştı. Sende öyle bir gökyüzü sevgisi var ki eğmiyorsun başını bir kez bile yere. Baksan adımlarına, kıyametini kopacak asfalt.
Biliyorsun. Kimse tarafından sevilmedin. Eksiktin. Eksikliğinin acı vermediği noktaydı. Tamamlamak için uğraşmıyordun. Üstünü örtüyordun hep, geçiştiriyordun. Tam o sırada düştü kalbim. Korktun. Korkaklığın sınırı yokmuş bunu gördüm seninle. Kimse seni sevmek istemezken, bir ben sevdim. Ölür gibi, toprağın altında nefes alır gibi. Bedenimi kemiren tüm haşeratlara inat. Herkesin beni sevdiği kadar ve kimsenin seni sevmediği kadar çok sevdim. Dünyadan soyutlanacak kadar, Tanrıyla aramı açacak kadar çok... Görmedin.
Sende kimseyi sevmedin. Biliyorum. Sevgiye kapalı kalbin. Kalbi felç geçirmiş bir insandan ne bekleyebilirdim...
Hiçbir şeyi sevmedin diyemem ama. Var elbet sevdiklerin. İçkin var, sigaran var, kafa yapan her şey var. Bir de hazlar var. Sana haz veren her şeyi çok sevdin. O büyük dünyan, bu kadardı işte.
Çok küçüktüm dünyaya göre. Dünyana göre de. O kadar küçüktüm ki kayboldum. Oysa kalbim vardı dünyayı yutan. Sana denizler doğuran...
Dehlizlere at tüm hücrelerimi. Sakla yaralarımın kabuklarını sonra. Kanım kurusun dudaklarında. Al, boynum da, şah damarım da senin. Unuttur seni.
Ellerin ceplerinde. Sakladığın bir şeyler mi var?
Ellerin belimde sevgili.
Unuttuğun bir şey var.
Çarmığa gerilmişim esasen.
Avuçlarımı çivilemişsin.
Belime işlediğin bu resim, anlamsız mı sahiden?
...
Hiç bilmedin ya hiç de bilmeyeceksin. Mesela bu satırların sana ait olduğunu. Evet, sahiplenmen gerek aslında. Hatta her bir kelime evlat acısı gibi koymalı sana. Gülüşün güneşim olmalıydı ki şimdi sensiz ve soğuk gecelerde hep gözlerimin önünde. Lakin ısıtmıyor, ısıtmıyor işte. Ah sana doya doya sevgilim diyemedim, ağıtlar yaksam yeter mi?
Ey kahramanım, ey yüce kişilik, ey tanrının oğlu. Hiç mi duymadın Adem ile Havva'yı? Ben senin o göğüs boşluğundaki eksik kemiğim. Hiç mi sızlatmıyor yokluğum?
Sende de kanayan yara var mı?...
Hayat çok kısa, inan hayat çok kısa.
Ve bana düşen filmin adı : Nefes Alan, Hergün Göz Önünde Olan, Yaşayan Adamını Unutmak Zorunda Kalan Kadın...
Ne acı...
Öyle işte. Ben sana "AŞK, AŞK" diye seslenirken, dünyayı unuttum.
Sense bana "aşkım" derken hep dönüyordu dünya.
Harbiden dönekmiş.
Hep döndün benden...
Yıldırım gibi bir şeydin. Düşseydin, yakacaktın. Tuttu seni tanrı. Beni cehennemle taçlandırdı. Sen şimdi kudreti yarım kalmış, gösterisini tamamlayamamış bir yıldırımsın. Bense cehennemde çürüyen küçük bulut. Ben geçmedim senden.
Sahi sen geçtin mi benden?...
"Sertab Erener - Unutursun" dinlenmeliymiş. Vurgun yemek için kuşlardan...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder