9 Kasım 2009 Pazartesi

Bir genç kızın kalemi ||






Sonsuzluk kapısı


Daha ölmedik.
Lakin kokusu burada, sıcaklığı da.
Yakınlarda olmalı.
Biraz zencefil biraz karanfil.
Yanağında Afrodit,
Yakınlarda olmalı.

*

Yağmur ağlıyor salya sümük.
Küçük bir çocuk edası bakışlarında.
Toprağımız yeşerdi bak, renk renk ağaçlarımız var.
Teni sen kokan.
Her biri yalnız sana hasret.
Zor…

*

Kumral coğrafyanın İstanbuluydun sen.
Sakin görünürdün ama çılgın.
Yaşlanmıştın ve bir parça hırpalanmış.
Birkaç kilo fazlan vardı ama belli etmiyordu vücudun.
Alnına bir sivilce konsa, göç etmiyordun, dert etmiyordun işte.
İstanbuldun sen.

*

Daha ölmedik.
Ateş etmedin daha.
Ama öyle sıcak öyle sıcaktın ki.
Ateş edemedin daha.
Sen muzip bir nota, anne kucağına sığınan.
En çok neyli pastayı severdin, unuttum.
Sana dokunamadıkça ölüyor gök,
Damla damla…

*

Konuşuyor:
“Yağmurlu bir günde geleceğim sana,
Avuçlarımda deniz olacak,
Yakamoz yakamoz gülecek.
Sen yalnızlık kokuyor olacaksın küçük şizofren.
Sımsıcak saracağım seni.
Aman dikkat et,
Daha yüzme bilmiyorsun.
Avuçlarım hoyrattır benim,
Ölürsün.
Denizden taşan küçük şizofren,
Tabutun ellerimden gelir.
Gözlerimle örterim cesedini.
Merak etme.
Hem koleksiyonuma da eklerim.
Benim küçük şizofrenim…”

*

Daha ölmedim.
Evet mor gördüğüm kırmızı özleme düştüm.
Yalan yok.
Vatanı bölmeye çalışan hainmişim gibi linç edildim.
Doğru.
Fakat,
Bilmediğiniz bir şey var.
Daha ölmedim…

*

Henüz öğrenciydim.
Zayıf almaktan korkan.
Öğretmenim miydin?
Hiç umursamadan yok yazan.
Özlemeyi ben senden öğrendim.
Konumuz: aşkın halleri; katı, sıvı, gaz.
Temamız: nasıl adam olunmaz.
Daha öğrenciyim.

*

Siyah bir bardaktı gök bu gece.
İçi su dolu, soğuk.
Kırıldı, bin parça.
Yağdı, ıpıslak…

*

Yataktaydık,
Ölüm geldi.
Çıplaktık.
Dayandık.
Soğuktu.
Giyindik.
Hah! Daha ölmedik…

*

Köprücük kemiğin uçurumdu.
Ne sular aktı altından, sayamadım.
“Atlaaa!”
Ah dur, son sözlerimi söylemeyi unuttum.
Hiç kimse intihar ederken sevdiğinin ismini söylemiyormuş artık.
Marifet.
Bak adın geçiyor,
Alt yazı…

*

Sesim görülmüyor epeydir,
Yok buralarda.
Belki senin yollarındadır.
Sağına soluna bir bak.
Kokunu özlemiş olmalı.
Öp.
Öptükçe çoğalır sesim.
Ya da dur,
Ben daha gelmedim…

*

Şimdi;
Madem ki ben daha ölmedim,
Öyleyse boyumda uzamadı hiç.
Korkarım elim boş kalacak.
Kalbin hapis.
Şehirler arası yolculuk teklif ettin.
Hay hay!
Fark etmedim sanma fark ettim.
Ayağına çağırıyorsun, olsun.
Çöz iplerini,
Ölüme kendim gelirim.
Yağmur sesi var.
Arya.
Terminaller çatlamış duydun mu?
Demin haberlerde söylediler.
Çatlaklarından biz fışkırmış,
Aitlik adına ne varsa.
Ancak,
Daha ölmedim.
Ölmem de zaten.
Elim yola çıktı kalbine.
Hazırlan sende.
Sonra ölürüm belki.
Sevişmenin son safhası,
Bir ağrı kesici misali ölürüm.
Sorun değil..

*

Evet,
Hala daha,

Değmiyor elim kalbine…


Annem ve dostlarım ağlamışlar dün gece,
Üzgünüm.
Henüz elim değmiyor ne kalbe ne göğe,
Ve yine de üzgünüm,
Henüz ölmedim anne…
Ölüm ardına kadar açılmış kapıydı,
Çok soğuk girdi içeri.
Ceset ceset,
Toprak toprak,
Kefen kefen..

Ölüm açık kapıydı hayali alemde,
Sonsuzluğa açıldı…

Bir genç kızın kalemi I






Ölüm masası


*
Çok eksildi gözlerim,
Yalanların sokak aralarını mesken tutmuş bir yabancı,
Biraz hipokondriyak,
Ateşlere atmış kendini,
Zaten yüzünün yarısı yanmış.


* *
Öyle büyük kesikleri vardır ki,
Aralarından kanla karışık çığlık damlar.


* * *
O kadar hasta o kadar hastadır ki,
Naftalin kokar odası.
Daha kırkı bile çıkmamıştır bileklerinde ölen duvaksız gelinin,
Oysa daha hiç evlenmemiş, anne olmamıştır.


* * * *
Ne kadar yalan söylersen o kadar büyür labirent,
Ne kadar çalınırsa zaman, o kadar suçlusundur sen.

* * * * *
Asfalt deliniyor,
Aşk gömülüyor,
Üzerine tükürülüyor,
Eziliyor,
Ayaklar altında çürüyor…

* * * * * *
Bir gemi var, yanaşıyor ilk bulduğu limana,
Bir düş var, mazgallardan akıp gidiyor.
Trabzanlardan inerken kız, bozuluyor kızlığı,
Merdivenler akıp gidiyor.


* * * * * * *
Öyle bir yol ki bu,
Ne otobüsler ölüyor.
Hiç kimse bilmiyor nereye gittiğini,
Sonu cehenneme varıyor.


* * * * * * * * *
Bir sokak kırılıyor,
Sessizliğin zarı yırtılıyor,
Öyle bir şey ki bu,
Parmakları kırılıyor küskünlüklerin.

Kocaman bir dünya var sanıyoruz,
Oysa üzerimize ceset yağıyor.


* * * * * * * * * *

Eğer diyor, eğer yazarsam adını kolu kanadı kırık göllere,
Ellerim kırılsın!
Eğer diyor, bulursan bir bankta elimi,
Ah gözlerim kırılsın!

Gözlerin… Toprak…

* * * * * * * * *

Ellerim sıyrılıyor sanki bedenimden,
Bağımsızlığını ilan ediyor,
Kendine yeni bir devlet kuruyor,
Özgürlük adına bir kağıt parçasında kalemle savaşlar veriyor.


İçimde dünyanın en ünlü senfoni orkestrası,
Sadece 7 harflik bir parça.
Olabildiğince derin, içli, acımasız, gamsız…


* * * * * * * * * * *
Nasıl oluyor bilmiyorum,
Batı tarafında, çok uzaklardan sana bakıyorum,
Güneydoğu tarafından arkanı dönüyorsun, ölüm.
Önünü dönüyorsun püfür püfür sahte.
Kokun geliyor burnuma,
Burnumdan bir direk daha yıkılıyor.


* * * * * * * * * * *
Uçsuz bucaksız bir masa,
Felekten bir gece,
Bay gamsız, bayan gururla gelmişler,
Bayan depresif yalnız takılıyor,
Bay yalnızlık çoktan sarhoş.
Daha anne karnında 3 haftalık bebek bile masada.
Adını unuttuğum bir çok insan var,
İçimdeki senfoni orkestrası da eşlik ediyor mezemize.
Selamlıyorum herkesi,
Hoş geldiniz ölüm gecesine.
Birkaç deniz rakı, biraz bulut, biraz kaya.
Afiyet olsun herkese,
Bu son gecemiz,
Bu parçayı iyi dinleyin…

* * * * * * * * * * * *

Dedi ki bir gece,
Bir evim var, yatağım buz gibi.
Dolabım bomboş, yemeğim bile yok.
O kadar yalnızım ki ay dede bile ağlıyor bazı gece halime.
Gel, yalvarırım.
Bir tas çorba, bir kuru ekmek, bir parça sıcak yatak.
Gel…

Gittim.

Sabah oldu,
Nasıl olur?
Oldu işte.
Bir beden sığacak kadar kaldırım,
Oldukça büyük bir ağaç.
Grip olmuşum,
Kasıklarımda biri oturmuş örgü örüyor.

Gittim.

Evcilleştirilmiyormuş hiçbir grip.

* * * * * * * * * * * *

Sen dünyanın en güçlü büyücüsü,
Sırtında renk renk çiçeklerin olduğu kırların yok artık.
İçin gibi sırtını da satmışsın bir parça yatağa.

* * * * * * * * * * * *

Her futbol maçında hakeme söven taraftar,
Gözlerini aç!
Hakem fesat!
Onun aklı fikri seni yenmekte,
Aklı fikri senden daha fazla bacak arasına girmekte.
Hep kaybetmiş sayılacaksın futbolda,
Hep küfürler savuracaksın aslında.

* * * * * * * * * * * *
Ekmeğe hasret çocuk gibi duruyor önünde,
Ah güzel kız var git işine,
Tenine ten değmemişken,
Şerefini cinselliğine saklamış adamların salyaları akarken,
Sen en iyisi git kimsenin bilmediği cennete.

* * * * * * * * * * * * *
Silahını at,
Radyasyonu sil,
Hormonları def et.
Gün yüzüne çıksın içindeki o berrak ülke.
Ama nerdeee!

* * * * * * * * * * * * * *
Kız hala ekmeğe hasret,
Bir yudum temiz suya da.
Hem de korkusuz,
Kimsesiz…

Ailesi açlıktan ölmüş…


* * * * * * * * * * * * * * *

Artık büyüdün diyor annem,
Nasıl büyüdüm,
Daha gökyüzüne değmiyor elim.
Sonradan öğrendim,
Sezaryenle doğmuş olanların elleri değmezmiş gökyüzüne,

Olsun…

Velhasıl;
Artık büyümüşüm,
Daha çabuk ölüyorum..
Ağaç yok, kaldırım yok,
Evet,
Masamdaki çok sevgili konuklarım,
Orkestram ve
Ben,
Sıkı tutunun,

Ölüyoruz…


Daha elim değmiyorken kalbine…

Seninle anladım








Avuçlarım erir bilirim,
Sana dokunmak martılara acı verir,
Nasıl gidebilirim ki..
Mesela bir martı nasıl gider denizinden,
Ya da bir bulut gökyüzünden.
Nasıl giderim ki nefesimden.

Korkaklığın hangi yıkılmaya mahkum kavimden hatıradır sana?
Onlar inançları, itaatsizlikleri yüzünden yıkıldılar,
Öyle rivayet.
Peki,
Biz?
İnançlarımız ne bizim?
Ah korkak kavmin sahibi, inançların ne ki senin?

Çok yıprattın daha yeşermemiş ormanlarımı,
Sayende çölleşiyor avuçlarım,
Kriz baş gösteriyor içimdeki ülkede,
Teğet geçmesi de beklenmiyor.
Yeni savaştan çıkan bir ülkede kriz,
Düşünsene, ne kadar da içler acısı bir dönemdeyiz.
Çay demler gibi demleniyor acım,
İçtikçe içiyorum.
Tezkeresini almaya an kalmış askerlerimi şehit ediyorum içimden,
Sigaraya sarıp içime çekiyorum seni,
Ne kadar hızlı içersem o kadar artıyorsun,
Dumanından efkar damlıyor gözlerime.

Ahh nasıl da yaktın beni,
Neler fısıldadın kulağıma,
Hepsi yalan mıydı?

Gözlerimden başlayıp, kulaklarıma uzanan nehirler oluyor,
Taşıyor,
Boğuluyorum.

Nasıl dokunursun mesela,
Bir meleğin gözlerine.
Kalbine nasıl akarsın çağlayan,
Nasıl kirpiklerinde yürür kuşlar?

Ahh hayranım sana, nasıl duyarsızsın bu kadar?
Mandalina kokarken ağaçlar,
Nasıl gülüp geçersin hiç umursamadan.

Anlamıyorum beni,
Sana bir nefes bahşedilmiş, bir güneş,
Envai çeşit nimet var, bir ay,
Bir sürü dost var, bir sağlam beden,
Nasıl olur da her gün anımsanır giden?
Gitmiştir işte bir kere, neden adı anılır?
Akıl erdiremiyorum bana, içimdeki mezarlığa.
O kadar çok kırgınlık birikmiş ki saçlarımda,
Mesela bir düşünceye başladım mı erişemiyorum sonuna.
Erişemediğim gibi sana.

Hangi hastanenin koridorundasındır sen,
Ve ben hangi odada?
Ne zaman geldin ziyaretime,
Ben ne zaman kaçtım oradan,
Ne zaman uzattım elimi,
Sen ne zaman arkanı döndün,
Ben ne zaman öldüm?
Hangi ara oldu bunca şey?
Gerçekten de öldüm mü?

Seni sevmek bambaşkaydı,
Sevmesem büyümezdim mesela,
Ölmezdim de.
Sen bu kadar gösterişli olmazdın mesela,
Bu kadar korkak da.

Ahh be adam ah!
Diyorum ülkem tükeniyor,
Nefesim daralıyor,
Ne olur sanki gelsen?
7 gün 24 saatinin sadece 1 saatini öldürsen?

Ölürcesine istemek, bir ömür boyu beklemek,
Beklerken çıldıracak son radde gelmek, kırılmak,
Kırılırken ölmemek, kendi parçalarını kendin toplamak,
Toplarken yardım istememek, güçlü görünmek,
Güçlü görünürken gülmek, içinden ölmek,
Her gece içinden ölüp, her sabah dirilmek aşkmış…
Birkaç boş kelimesine koca bir hayatı bağlamakmış,
Parçalansa da ellerin yine de sımsıkı tutunmakmış…

Bak bunları seninle anladım…

Masaldan dolma yalanlar







Hiçbir gece şehir bu kadar sessiz kalmadı dün gece gibi,
Ve ben hiçbir gece saklama çabasına girmedim göz yaşlarımı bu kadar, dün geceki gibi.
Devasa bir yakarışa şahitlik edecekti evren,
Ama sustum.
Keskin bir rüzgar esti yerime.
Kimsenin göremediği karlar yağdı dün.
Yeni yollar yapıldı.
Zaten bir tek suskunluğum kemirdi bizi.
Bir mum yaktın, ağlattın,
Göz yaşımın işgaline uğrayan bir mumdan öte değildi aşk,
Birkaç damla da söndü zaten hayat.
Kalem tutmayı sen öğretmiştin bana,
Yazmayı, ağlamayı hatta küfretmeyi yaşananlara.
“Bak, neler yazdım sayende” dedim,
Ama hiçbiri sana ulaşmadı.
Herkesin çarşaf altına saklanmış çırılçıplak sokakları vardı,
Biz hiç adım atmadık.
Ellerimiz titrerdi dokunurken klavyeye,
Neler konuştuk ah neler yaktık,
Sonra hepsi geçti,
Silindi.
Zaten hep kadın severdi, erkek ürkek.
Kadın ağlardı, erkek umursamaz,
Kadın giderdi erkek bitmezdi, yeni kadınlara bürünürdü.
Yorulmaz mıydı hiç?
Ah bilmem ki…
Denizi vardı bir erkeğin,
Dalgaları vurmadı hiç içime.
Yağmurlarım yağdı, denizi taştı.
Ben deniz kokusuna hasretken,
O başka kadınlara eşlik etti, kırık bir sandalda.
Neler birikti cebimde, düşler yağdı saç diplerime.
Gözlerim sustu, ağzımdan döküldü yaşlar.
Mevsimini kaybetmiş ay gibi çabaladım,
Seni aradım, mevsimimi.
Kayboldum pusulasını kaybetmiş gemi gibi.
Birkaç kelimene teslim ettim içimi,
Kalelerimde çoktan dalgalandı beyaz bayraklar.
Kuruttum içimdeki nehirleri, ısıtmak istedim titreyen kimsesizliğini.
Sonra bir anda uzaklaştım senden, kendimden, denizinden.
Hiç aldatmadım ben seni, hiç eksilmedim tamamlanmayan düşlerden.
Puzzle oldum bir ara, bulamadığım tek parçam sendin.
Hangi hapishaneden kaçmıştı sözlerin?
Kılıçtan keskin.
Kahraman yaptım seni.
Pelerinsiz kahraman mı olurmuş?
Olmadı zaten, kaçtın!
Önünde şımarık konaklar, köşkler varken,
Harabe, virane, eski- basit müstakil eve mi bakacaktın?
Peeeh!
Büyük ihtimalle uyuyan güzel masalındaki o uyuyan kız benim,
Ama çirkin.
Sen prenssin, başka prenseslerin adamı.
Ah yok, istesen de kurtaramazsın bu zavallıyı.
Problem değil, zaten gözlerim kör.
Hem sarmaşıklarla savaşmakta zor.
Bulunur elbet bir gün izim,
Sol cebimde unutulmuş resim.
Seni hatırlatacak her ölüm.
Zaten ben her Pazar bir parça ölürüm,
Doktor tavsiyesi iyi de geliyor hem.
Ayrıca artık büyüdüm.

Sen mevsimsiz düşen cemre, ha düştü ha düşecek.
Avuçlarım sende, tutamam,
Düş içime…

Her bıçak bir avuçtan kopup gelmez mi?
Ya da intihar acıdan?
Coğrafyanın önemi yok.
Zaten ağlasam bile göz yaşlarıma el koyuyorsun.
Coğrafyanın önemi yok,
Ağlamam!
Ahh yalan…

Şayan-ı hayret






Defalarca ateş ettin, her gün, hiç durmaksızın,
Bazen durdun, kendin için, dinlenmek için,
Acımı sormadın, düşünmedin,
Sonra bazen sarıldın,
Buz gibi.
Şimdi sen ne kadar arkana bakarsan bak,
İlerlediğin sürece, küçülecek her şey.
Ant içerken saat, bizi uzaklaştırmaya,
Kaç uçurum düşerse düşsün,
Ölebildiğin yere kadar her şey.
Gidersin birazdan herkes gibi,
Ne kadar ısınmaya çalışırsan o kadar üşürsün,
Sonra bir yağmur yağar, ölürsün.
Sığmaz hiçbir bavula yaşananlar,
Ve toparlanmaz incinen duygular.
Çiçeklerimiz bile ölür bir zaman sonra,
Söyleyemediklerimiz kalır,
Uyutmazlar hiç, ne bizi, ne geçmişimizi.

Ben aslında çok önce ölmüşüm,
Çürümüş bir bedenden kopan bir parça gibiyim.
Acıdan krallık kurmuşum,
Tam üç yıldır gözümü dahi kırpmadan karanlığa bakmışım.
Şimdi bir el feneri var gözümde,
Ama kör olmuşum.

“Beni neden gömdün?” diyorum,
Ateş ediyorsun.
Hedef tahtası yerine konmuşum,
Ne kadar da aptalım!
Çok erler ölmüş bu savaşta.
Kimse mi görmemiş öldüğümü, gömüldüğümü.
Kaç kişinin daha göğsünde kopmuş kıyamet.
Yıllardır hiç bitmemiş.
İhanet…

Şey gibi bu, şey,
Oyuncağı kırılan çocuk,
Yavrusunu kaybeden anne,
Ayaklarından olan genç gibi.



Kurtulan var mı ki bu dertten?

13 Ekim 2009 Salı

Şuursuz hıçkırık ( yaşamak )






Yoksa yatak yatak dolaşmak mı hayatlarda?
İster kan yağsın kara bulutlardan göğsümüze,
İster düşsün ay üzerimize.
Ağlamaz mı hiç gökyüzü ayın omzunda?
Ya da deşilmez mi hiç ayın yaralı içi, belki de.
Aslında sana dokunmakla bıçağın en keskin yerine dokunmak aynıydı.
Zaten her yerimizi derin kesikler sarmıştı.
Ölemez miydik acımızdan?
Ölürdük elbet,
Ölmekse marifet.
Mumla ısınır mı avuçlar ya da aydınlanır mı karanlıklar?
Masal bitince ve karanlıklar gidince,
Aşktan ölen kaç kişi ki?
Her yarayı deşmek caiz midir?
Neden öyleyse deşilmenin esiridir?
Mesela bir yara vardır aşktan doğan,
Sanma ki her doğum ölümle sonuçlanır.
Ama kimse kazık çakamaz dünyaya.
Aşk kimden gelirse yarasıyla gelir bir de.
Zaten güçsüzün tekisindir ve ok tam kalbine saplanır.
Doktoru yoktur tabii ilacı da.
Ve sen, ne kadar iyileştirmeye çalışırsan o kadar büyür yaraların.
Herkes deşmeye programlanmıştır.
Acıtmak deyince salyalar akar ve çirkin kahkahalar da vardır.
Her gülümseme de ve her avutma sözünde bir neşter gizlidir mesela.
Kaç yıl geçer sayamazsın.
Her gün bir asır gibi gelir insana.
Tam kabuk bağlamaya başladı dersin,
Başa dönersin,
İşte böyle yaşlanır gidersin…


İki şiir arasında yaşanmıştı her şey.
Acının tarifi yok…

11 Ekim 2009 Pazar

Ay’a kadar ölmek





Bu kaçıncı gece, bizi bizden eden.
Bir yarım sana tutsak bir yarım nefrete.

Terkedilmiş sokaklarıma taşıyordu renklerin,
Bana bakarken.
Oysa sana sığınmıştım ben.
Kırmızıya aşıktın ya sen,
Ve
Umursamaz rüzgarı arkana alırken…
Avuçların dolaşırken ülke ülke,
Kaç yenik şehir daha gömülecek sahte düşlere.

Hangi aşk müzelikti ki…

Gitme derken ve belli etmeden,
Ah bitmeseydi oyunlarımız hiç.
Her aşkta vardı bir parça deniz
Ve
Her ayrılığa – öncesine veya sonrasına- doluşurdu ürkek tenler.

Nasıl ki her aşk başkasınınsa, ayrılıkta öyleydi bizde.
Bizim hiç aşkımız, ayrılığımız olmadı.
Hiç bizimiz olmadı.

Sana sığındığım her an ya bir dudak buluyorsun ya da yalandan uçak.

Bir ameliyat izi gibi dururken bedenimin herhangi bir yerinde,
Ne yazık ki acıtmak için doğmuşsun sen!
Kalbin öyle bir tepe ki,
Tırmandıkça dibi boyluyorum,
Tırmandıkça büyüyorum, çürüyorum.
Dar geliyor sensiz günler, giyemiyorum.
Kan damlarken içimden,
Kimse görmüyor…
Kaç çocuk intihar etti içimden,
Hangi rahimden ölüm doğardı ki zaten.
İçim kimsesiz mezarlık,
Aşk acı, ihanet, sevinç ve saire.
Hepsi ölü.
Çok oldu öleli,
Selasız, cenazesiz ve hatta tabutsuz...

Hani bir şeyi kırk kere söylemek gerçekleşmesine yeterdi.
Kırk bitti.
Yetmedi.
17’40.
Daha yetmedi mi sahi?



“Deli gibi özlemek ve seyirci kalmak gidişlere. Hepsi bu…”

Son savaş




Bu korktuğum son gece olmalı.
Hani serin yağmurların soğuk karanlığı sararken denizimi,
Bu son!
“Oysa yıl sonu gösterisine hazırlanan ana okul öğrencisi gibi hazırlanmıştım sana.”
Olabildiğince acıtmış canımı,
Deşmiştim yaralarımı.
Hatta sana gelmiştim.
Yoktun!
Sonra aniden geçmiştin içimden.
Plakası neydi hayatının?
“Seni ararken her yerde, senden bir iz bulmak her seferinde.”
Sadece.
Yoksun!
“Bugün gelmeliydin! İçim kaç doğum yaptı sayamadım, görmeliydin.”
Her şeye hazırdım,
Patlasaydı mayınların, depremlerin olsaydı, ölseydim.
Umurumda değil ki hiçbir musibet.
Sadece sen!
Yoksun…


Ben artık nefes alamam,
Bir daha konuşamam,
Duyamam, dokunamam,
Göremem, ağlayamam.
Ben artık bavulun olamam,
Sana yaşayamam.
Kaç gece bu yolda ölür,
Sayamam…

Gelmelisin!

Boşluk





Her bittiğinde yeniden başlamaz mı sandın?...

Gök kırılıyor bugün,
Bilmediğim bir kente yıldırımların düşüyor.
Olmadığını anladığım her an bin bıçakla bir bilek kesiliyor,
Yine de acımıyor için, kaçtıkça kaçıyor belki de düşüyorsun.

Farkında mısın?

Ölmenin bir hakkı olmalı, ağlamanın falan.
Dudaklarındaki gurur,
Ateşi öpebileceğini mi sanıyorsun?
Yalnızlığın paslı bir tadı var, ağlamaya aç acıların falan.
Söyle dudaklarına,
Yormasın…

Ya da,

Demirden bir ünlem gibi durma her cümlemin sonunda.
Hiç yeni çağı görememiş düşlerime dokunma.
Hiçin anavatanına sürgün edilirken ben,
Yollarıma taşlarını koyma.

Cennet kokulu rüyalar,
Yok huzur dolu zamanlar,
Umutsuzken yarınlar,
Cehennemden düşen kanlı bir aşktı kalbime…

Ahh senin yollarında eskidi yağmurlar,
Ve bir kadeh yağmurun kollarında.
Sadece sol anahtarının açtığı bilinmez kapılarda,
Ve bir saat işlerken herhangi kolda.
Ahh senin yollarında eskidi bu yağmurlar.

Kendini denizle bir tutmasana,
Hiçbir ada bu kadar hayran olamaz sana,
Sende herkes gibi yaşasana,
Martılarla yarışmak yerine işine baksana.

Geceler edepsiz, riyakar.
Benim kimsenin bilmediği bir adım var.
İçimde ağlarken yalnızlıklar,
Benim asıl adım sonbahar…

Bir daha gülme!
Gülüşün sandığım imamsız bir cenaze.
Yağmurlar intihar ederken,
Sakın geleyim deme!
Biliyorum,
Her gelişin bağışlanmaz bir günaha gebe.

Öyle ki yağmur,
Nerede bir dostla karşılaşsam,
Nasılsın diyor,
Ağlıyorum.
Benim iyi’lerim seninle olduğundan,
Sen’li nasılsın’lar duyuyorum ağızlardan.
Cevap veremiyorum,
Bakıyorum,
Ağlıyorum.

Sığamıyorum sokaklara,
Ama
Boşluk üzerine boşluk yağdırıyorum…

26 Eylül 2009 Cumartesi

Solyanıboş'mim..




Sessiz sanat.




Ve sen uyuyorsun yine,
Sol yanında kim bilir kimle!
Işık saçıyor kaldırımın,
Yıldırımlar yağıyor avuçlarımdan.
Her şarkıya değmiş tenin,
Her kelimenin canını acıtmışsın bir kere,
Ve her sözcüğü aldatmışsın birbiriyle.
Tüm şarkılar seni kusuyor her yanımda.
Verdiğin sözler dökülüyor resminden
Nefesin hediye Mısır çöllerinden.
Cehennemle eş tutuluyor dokunuşların.
Kayısı ağacına asılıyor dileklerim,
Kan kesiliyor bileklerim.
Aşk acısı okulunu başarıyla bitirip,
Yıkık ve dağınık mesleğime başlıyorum bugün.
Gülüşümün üzerine o beyaz örtüleri örttüğünden beri,
Mezuniyetimi kutluyor çıkmaz sokaklar.

Sesinden meyve ağaçları dökülüyor,
Avuçlarında akarsular yolunu kaybediyor,
Palyaçolar sirkinden üzgün dönüyor…

Ayrılık bileğimize kazınmış kara bir leke miydi?
Kaderimiz miydi?

Ağlama!

Her damlana tecavüz edilir senin dünyanda.
Sen yine sarılıp uyu mim sanatçılarına.
Artık az çok eminim,
Ayrılık kaderimiz.
Sen şimdi uyu dedim ama,
Sol yanında koca bir boşlukla…


Donarak ölmek kokunla.
"Sen hiç bilmezsin nasıl yalnızlık büyütür insan.."

Birhipotezolmaz' dendi..




Bu kez gelsen geceme,
Bu kez çıksan yeminli kabuğundan ve gelsen geceme,
Ahh be sevgilim bu gecenin yüzü suyu hürmetine...
Hatırlar mısın konuşurduk bazen?
Sen bir şeyler söylerdin, evet söylerdin,
Sen bir şeyler söylemeyi bilirdin.
Ve ben o söylediklerinden başlar, kanatlanır uçardım.
Çok hızlı verirdin uçuş iznimi.
Aniden yere çarpardım.
Paramparça kalır, susardım.
Aramaya çıkmazlardı parçalarımı.
Ve sen masummuşsun gibi susar, haberlere bakardın.
Sonra göç ederdim şehrimden yoksulluklara,
Sesimden rahatsız olan bir şehirde yaşamak saçma.
Giderdim, ölmek üzere giderdim hem de.
Parçalarımı toplardım yollarda.
Mesela bir gece böyle durup dururken ansızın.
Sen uyurken hem de.
Ben ağlasam, içim içimden çıksa, dağılsam
Duyar mısın?
Fırlar mısın uykunun en güzel yerinden,
Susturmak, toparlamak için gelir misin baş ucuma.
O sıcacık baba şevkatini doldurup kollarına,
Sarar mısın boğarcasına.
Ah yapma! Sen hiçbir zaman sevgi dolu olmadın,
Fedakar ve duygusal da olmadın.
Şimdi bana sorma “neden bu kadar karamsarsın? diye.
Söylesene kaç kez sevgi gösterilerini izledim senin?.
Karamsar olmak en doğal hakkım.
Neymiş “geçen zaman beni epeyce karamsarlaştırmış”
Aptal adam senin olmadığın yerde aydınlığın işi ne!.
Karanlıkta olurum karamsar da.
Sana ne!
Çözüm mü bulacaksın, ışık mı saçacaksın?
Boş konuşma yalvarırım.
Bir de ‘bak burası çok önemli’ tutamayacağın sözler verme!.
Her sözün dağıtıyor içimi.
Boks maçında mıyız kardeşim?
Ne bu birbirimizi, dağıtma, yenme çabası?
Her derde deva saydığın yalanlar,
Sonrası en berbat işkencelerle dolu sefil hayatlar.
Oksijeni alınmış ciğerlerimdeki katkısız nefesin.
Doğalın da doğalını yaşat, hadi.
Bir avuç kanda milyarlarca umut,
Sözlerin yalan, sevdiğimi unut.
Mutlu musun yaması dahi yırtık ruhumu izlemekten?
Gurur duyuyor musun bu halimin sorumlusu olmaktan?
Tırnak diplerime doldu gereksiz hücrelerin.
Yine de önemsedim her halini, dokunmadım.
17. çiziği de kazıyıp elmacık kemiğime.
Adın düştü gökyüzünden bedenime.
Adın göktaşı oldu düştü gecelerime.
Gecelerim alev aldı ben darmadağın.
Son nefesimi de satıp hurdacıya.
Tükenmiş yollarımda yeni adımlar.
Olmayan ayaklarımla adım doluyorsa kaldırımlar,
Mucize bu olsa gerek derler.
Ne mucizesi bee!
O dedikleri peri masalı.
Cini perisini mi kaldı ki bu işin.
Lanetler fışkırırken fıskiyelerden,
Artık dönemiyorum gözlerinden.
Sonrasında uğur böcekleri gezinir göz altlarımda.
Uğur böceğinin rahmetine inanır kulaklarım.
Evli bir adamın gözlerime aşkla bakışındaki gizemi,
Daha rezil durum varsa söyle!
Bu rezillikten daha rezil için.
Bir de tenimle dolmayı istersin.
Seninle bir saat kaç gözyaşına bedel?
Bir kuru gülüşün kaç göktaşına bedel?
Senden korktuğum kadar korkmuyorum geleceğimden.
Senden beklediklerimin onda birini bile beklemiyorum hayat denen illetten.
Yine de düşmüyorum gözlerinden.
Sımsıkı, tutsak, ürkek, masalsı…
Sevgi’M’siz kal çikolata kalpli adam.
Sevgim yüceltemesin seni.
Toprak gözlü dev adam,
Birileri de yalanlar savursun göz bebeklerine.
Boğulma gökyüzü denizinde,
Doyma suyun zevkine.
Uyu yine sıcak yatağında mor fanustaki kadınlarınla.
Her yanım senle doluyken, seni kaybetmenin acısını tattırdın ya içime.
Ben gözlerimi kapatıp saymaya başladım.
Önüm, arkam, sağım, solum sobe.
Gittiğini kabul etmiyorum, sadece saklanıyorsun.
Saklanmışlığın yalan. Hişşşt avunuyorum.
Bir okul kapısındaki son bakışın, birde evimin sağından son geçişin.
Gerisi masal.
Gerisi,,
gerisi yok...

Yağmur olmak marifet..





Yağmur olmak marifet..

Senden başlar yağmurlu şarkılar'..

Sağanak
Gri peronların masum yüzü,
Ayrılık trenlerine çizilmiş suretin.
Gözlerin ölümü andırıyor kurumuş yapraklara,
Sesin cinnet meselesi.
Bir güvercine fısıldamışsın adımı geçen gün.
Her gidişin cehennemden bir hüzün.
Seninle konuşmak bile yetmiyor bazen…
Gelme geceli gündüzlü basit anlarıma.
Gülümseme.
Sonra kazınıp bileklerime,
Silkelenip, üzerindeki kokuyu boşaltıp,
Silinip gitme!
Yalanlarını savurma hiç yüzüme gözüme.
Dayanamıyorum uçsuz bucaksız şiddetlerine.
Bazen, bazen iyi huylu geceleri hediye ediyorsun içime.
Sonra diyorsun ki iyi dinle.
Sevgimi fısıldıyorum bak iyi dinle,
Kim sevmiş ki beni? Saçma!
Ben seviyorum ya yetmez mi?
Sevgi hissedildiğinde sevgi olmaz mı?.
Ben hissedemediğim sevgiye sevgi demem, saçma!
Konuşmayı sevdiğini belli ediyorsun bazen,
İçten dökülüyor sözlerin.
Ama genellikle suskunuz geceleri
Kimse duymasın, dinlemesin…
O dediğin gece, duymadım hiçbir şey.
Gece konuşmadı benimle.
Konuşacak iyi dinle demiştin oysa.
Konuşmadı işte.
Sonra hiç umursamadan gitti.
Ve sonra sen de gittin.
Gece miydin çözemedim.
Hem de adım atmak üzereyken gittin.
Şimdilerde göçmen kuşlar akın ediyor bedenime.
Her kadından bir parça acı koparıp,
Saklıyorsun spermine.
Birileri ölecek sonuç bu, belli.
Korkuyorum, dolu dizgin lanetler yer ederse içime.
Dokunamazsam sana, ağlayamazsam.
Gözlerin değmezse gözlerime, nefesin gezmezse bedenimde.
Korkuyorum kokun dolmazsa içime.
Kıyamet kopar göğsümde.
Sonumu çizer en usta ressam eserinde.
Toprak yorganım olursa, korkarım sensiz gecelerde.
Hadi artık, uzatma, yağ sadece bir gece.
Bir tek sen varsın gökyüzümde,
Yağ sadece,
Bir gece.
Yağmur olmak marifet,
Yağ sadece.

Müstakil evcilik





Neden limanları hep pusludur sonbaharın?
Neden ölümden beter keşmekeş sokaklar?
Neden haşyet sığıntılıdır bulutlar?
Ya da neden intihar eder kimsesiz kalınca kaldırımlar?

Senin dininde aşkın anlamı ne?
Yaralar kabuk bağlayınca insan buza mı döner sence?

Karla karışık yokluk yağıyor üzerimize,
Biz okyanus ortasında talihsiz sandal,
Ufuktan ayrılık doğuyor içimize…

Tanrım, nefes almakta zorlanıyorum,
Duyuyor musun beni?
Sürekli uçurum kenarlarında uyanıyorum,
Taşa dönmüş kalpler yığını arasında,
Giderek batıyorum.
Tanrım! Duyuyor musun beni?
İntihara meylediyorum,
Günahımı affet,
Ölmek için izin istiyorum.

Nefesini dolduruyorum içime,
Sıcak çikolata getiriyorum sana, ceplerimde.
Öksüz bir ayrılık doğsa da güneşin rahminde,
Petunyalar gönderiyorum sana bu gece.

Sakın düşme!

Bizimkisi kimsesiz ev,
Müstakil ayrılık,
İki oda bir salon dolusu yalnızlık.

Bu gece yine ebe olsam da,
Hadi gel,
Evcilik oynayalım…



İki yarımken bir tam olamadık. Yazık!

Ütopik sonbahar





Solukalmakorkusu



Ütopik sonbahar

Geçen sene,
Yani sen geçmiş zamanın süslü düşüyken,
Kulaklarım alarmlarla çınlarken,
Ve düşlerim sokağında gezinirken,
Sen gittin!
Her şey biterdi,
Bittin!
Gittiğinden beri saklı bir sokak var göğsümde,
Kimsenin yolunu bulamadığı, girenlerin çıkamadığı…
Sonbaharın rüzgarı beni sana iterken hep,
Ve eylül kokarken suskunluğum,
Canımı yakan yaprakları vardı ağaçların.
Bir yanım hep işgaline maruzdu,
Mağdur ederdin ve hakkımı arayamazdım, neden?
Çarmığa gerilen gözlerimdi her seferinde,
Acımadın,
Kalemler sapladın avuçlarıma…
Maviyi, beyazı, yazı, sıcağı çekip aldığın gökyüzü,
Parçalı yasta ve sürekli yağmurlarla hasta…

İçimde bir kent var sensizliğin kuyusu,
İlkbahara gebe, yazı yaşayamadığı…
Saat umudumu çeyrek geçiyor bu gece,
Göğsün yağmur sonrası toprak kokuyor yine.

Dudaklarından kırmızı bir öpücük düştü avuçlarıma,
Düşmedim,
Adına her gün öldüğüm bir hayat savurdum sokağına,
Yoruldum sonra,
Şarjöre doldurup yokluğunu, sıktım şakağıma,
Yoruldum yine, ölmedim ama.
Martıların sesi kısık artık,
Eksik kalmış acıların,
Kapının önünde darağacı,
Asılı olan yalnızlığım.
Bu son gece,
Yağıyor yağmur kirli yitişlerimin üzerine,
Avuçlarımda cehennem kalabalığı,
Herkesin mi günah yarınları?
Toprak bile düşmanken içime,
Ayrılık hediye edilmez sandım bize..
Bu son sokak,
Ben adımı bile kaybettim, yaralıyım,
Annemin çantasında bulduğum bir parça ölüm,
Sustum,
Ne olursa olsun,
Hiç ölmedim yine de…


Yalanesvaplıölü…

Kırmızının yaşı..






Rüyalar gerçeklerin habercisi olsa, bulutlardan intihar ederken, kollarınla nefes alsam...




Kırmızının yaşı..


Bilmiyorum kaç zehirli geceden gelmişti mühürlü dudakların,
Ama içime işlemişti sıcaklığın, uçurum kanatların..
Sana “Su” dedim, sana bakmak, sana dokunmak, seni tatmak…
Ben daha çocukluğumda küçük kanserlere verdiğim savaşta,
Varlığımın kanıtlanmadığı saçma bir hayatta...
Ellerin vardı kıymetlim,
Ellerin kaybolurdu vücudumun kıvrımlarında.
Sesin birkaç kelimelik esirdi ya sokaklarda,
Yine de masallar anlatırdın yalancı baharlarla.
Tenin kıvılcım tanrısıydı yorgun karanlıklarda,
Bir dokundun mu kül olurdum her gecenin kızıl sabahında.

Susuzluk dibini bulmuştu ve kan yağardı gökten.
Bulutlar korkak doluşurdu avuçlarına,
Durmazdı, kan yağardı gökten.

Sen şarkılar söylerdin sessizlikten,
Ve delinirdi sokağının sahte asfaltı,
Sen toprak gözlü dev adam,
Hangi ayrılıklardan toplardın kırmızıyı bilmem..

Sokak sokak yaklaşırken kokuna,
Adımlarım yankılandığı an kulağında,
Kaçmasan, gitmesen,
Sokak sokak tükenmesen?
Şarabımın sıcağı olmasan,
Odanı boş bulmasam,
Camlarım buğulanmasa ve yağmur yağdırmasam,
Ölür müsün susmasan?...
Kaçmasan artık, halsizim olduğundan.
Parmaklıkları yıkılmasa hapishanelerin,
Ve mahkumlar zor kullanmasa,
Anıtlar adını çalmasa,
Sen,
Ölür müsün dursan?
Yorgunum yaşımdan..


Yalnızdın hep,
Ve senin yalnızlığın benim yalnızlığımdı,
Ama korkaktın,
Sana bir adım gelirken sen on adım kaçtın…


Kırmızı yağdı bu gece gökten,

Sadece, kimse görmedi..

sana geldim.günaydın





Seni,
Seni diğer yarım sanmıştım.
Sen her şeyim olacak,
Eksik yerlerimi tamamlayacak,
Sen kahramanım olacaktın.
Yalnızdım,
İçim yalnızdı,
Sen yalnızdın,
Biz yalnızdık,
İki yalnızlıktan bir aşkı bulamadık.
Gitmeyi denedim, defalarca.
Sensiz iki adım bile cehennemken,
Nasıl giderim ki uzaklara.
Herhangi bir taksi durağında bulmuştum bir gün seni,
Hava sıcaktı,
Sen kısa kollu giymiştin bense uzun.
“Üşüyorum” dedim,
“Ne kadar canın var ki” dedin.
Bir parça daha eksildim.
Adını söylerken bile zorlandım,
Sanki güneşi bedenimde ağırladım,
Gözlerine bakarken donup kaldım,
Ama sonunda kimsesiz yattım.
Masallara yaklaştım,
Korkunç kahkahalar, kötü kalpli cadılar, karabasanlar yolladın.
Ben bilmiyordum,
Buralarda seni istemek ayıp bir şey-miş.
Teninle tanışmak, sana dokunmak hatta nefesinle kavga etmek bile ayıp bir şey-miş.
Bilmiyordum…
Avuçlarında karışık bir telaş,
Yine gitmişsin.
Kimsesiz yüzüm sana esir sanki.
Rüyalar tersine çıkar dendi,
Güldüm.
Demek ki dedim, biz bir batıl inançtan ibaretmişiz.
Uyandım.
Sabah olmuş,
Ağlamadım,
Çayı ateşe koydum…

Kimsesiz bıraktım beni,
Sana geldim dedim.
Sende aşk sadece sevişmekti.
Türlü yolları aştım,
Koştum,
Tüm suçlarımı kustum,
Acıktım,
Çaresizliğimi sattım,
Susadım,
Yalnızlığımı bile sattım.
Sana geldim dedim,
Ağladım.
Sende aşk sadece sevişmekti.
Günaydın…

Kalabalıksen,sensizlik





Ve dedim,
Evet çok yaşlandım.

Kimse bilmedi dedim,
Beni vurdun,
Kimse bilmedi.


Daha çok küçüksün dedin,
Ama bilmediğin,

“Beni sen büyüttün.”

Sen sandığım,
Basit bir gölge miydi?
Ucuz bir maske miydi?
Nefret dolu küfür müydü?

Sen,
Gecenin birinde evime giren hırsız.
Dünümü,
Bugünümü,
Hatta yarınımı çalandın.

Ama polisi arayamadım.

Ben daha küçüktüm,
Kimse bilmezdi aşkı,
Aşk acıtmazdı canı,
Masaldı.
Büyüdüm,
Aşkta büyüdü,
Aşk acıdan doğan bir bebekti,
Ama avuçlarıma düş’tü.

‘Gururun’ dedin,
Gurur ne ki?
Baksana bana,
Cümlelerim bile devrik,
Gurur ne ki?...

‘Sınırların’ dedin,
Bende sınır kelimesinin anlamı yoktu,
Sana sınırsızım dedim,
Bak dinle!
Bir el daha ateş edildi,
Sol yanım çoktan bitti.

Bugün yaşlandım dedim,
Oysa 18’ime bile girmemiştim.

Sana geldim,
Kimse görmedi,
Hadi sar beni.
Sınırsız aşkların kaldırımı,
Hadi öldür beni…

İçim seninle doluydu,
Gitme dedim.
Bebektin,
Gittin…

Ve dedim,
Evet,
Çok yorgunum…

Herkeste sen, her yerde sen, her şeyde sen…

HepvarsınHiçyoksun










Bu gece yıldızları kim çaldı?



HepvarsınHiçyoksun


Kimsesizliğin en sancılı dönemiydi yarın,
Yeni mezarlara göz gezdirecektim,
Bazıları boş olacaktı ve soğuk bedeni saracaktı toprak.

Sen güvenle yaslandığım dağım,
Sımsıkı tutunduğum ayım,
Yanına uzandığım yalnızlığım.

Dün uyuyor kıvrımlı teninde,
Yıldızlar yağıyor her yalancı sözünde.

Ellerinden şiir akıyor,
Yüzümü kokuna gömmek için damarlarım yarış ediyor,
Susuyorum.
Hep susuyorum.
Susuzluğum sana diyorum,
Pamuk tıkalı kulaklar, işitmiyor.
Çaresiz susuyorum.


Hepvarsınhiçyoksun.

Her yıldız kaymasına bir dilek sığıyorsa,
“lütfen, yarın geliyorum desin, sadece,”

Bir kelimelik yorgunluk.

Kimsenin bilmediği bir deniz kıyısında,
Nefesin, kokun, bedenin, sen.
Sadece yarın desen,
Ölmem…

Bak, bir yaz cinayeti daha gömüldü ellerine.

Yalnızlık hep mi gri?






Şehrim yorgun diyorum. Tüm Bursa’yı ayaklarımın altına alıyorum. Her şey ufacıkken bile seni arıyorum. Sokaklar buz kesiyor. Lambalara bile seni soruyorum. Sonra ne hikmetse bir güç buluyorum sol yanımda. Sımsıkı tutunup ona, buz kesen sokaklara inat geliyorum sana. Sokağına giriyorum, her yer sen kokuyor. Nasıl olur? Tüm duygular göçmen kuşlar gibi akın ediyor içime. Avuçlarım ağlıyor. Her adımımda sanki en şiddetli depremler oluyor. Kokun paramparça ediyor. Sen olduktan sonra her şey kolay geliyor gözüme. Sana geliyorum diye susuyor sokaklar, arabalar. Tüm kepenkler iniyor üzerime. Sokak lambaları intihar ediyor ve elektrik direkleri ihanet ediyor kaldırımlara, ben yaklaştıkça sana.
Seni düşünüyorum şehir uyuyunca. Rüyalarıma renk katıyorsun. Hayat en sert acıları bir şarap kadehine doldurup altın tepside sunuyor önümüze. Yudumluyorum sen varsın diye. Her yudum bir sancı hediye ediyor içime. Ve kopuyor bir şeyler. Ama sen varsın diye, sana tutunuyorum sessizce. Diyorum etinden et koparken nasıl susar insan? Bak her gün aynı şeyi fark ediyorum. Sen benim en güçlü uyuşturucumsun. Resmen sarhoş ediyorsun. Tüm yaralarıma su serpiyorsun. Sonra bakıyorum sana, gözlerin çok uzaklarda. Hemen arkasından bir kaçış geliyor misafirliğe. Ahh hangi pranga asılıyor yine bedenime. Her yerim pas içinde. Tamam diyorum. Kesin. Bu sefer ölüyorum. Ölsem bitecek bir şeye benziyorsun çünkü. Ama ölmüyorum. Sen diyorum, sen benim intiharımsın. Her kaçışın bir darağacı. Asılı kalıyorum, nefesim kesiliyor, tüm tabureler yerle bir oluyor. Nafile. Ölmüyorum.
Yalnız bırakıyorsun beni. “yalnızlık senin sevgilin, ben değilim.” Çok kolay yaşıyorsun beni. Bitiriyorsun. Yaktığın sigara gibi. Sonuna kadar bitiriyorsun. Onlarca intihar geçiyor gözümden, sayamıyorum. Sarılıyorum yokluğuna. Sokağın sen kokarken hala, gidiyorum. Bu şehir dar geliyor bana. Her yer sen kokarken, nefes almak zor geliyor bana..
Yalnız bırakıyorsun beni…
Gözlerin yine gri…

Konuş benimle,hadi






İçinden gelip dudaklarından az sonra çıkacak en sert küfür de olsa senin olmak..."gs-ayşegül-gs"




Aslında dedi,
Aslında aşk nefes almak gibi,
Hep hayatımda.
Ben dedi,
Ben aşkı bilimsel yaşamıyorum ki,
Hayat hoyratmış,
İçimde denizler taşmış,
Çok canım yanmış,
Aşk dedi,
Aşk bende hissiz kalmış.
Ahh dedim,
Ahh konuşma!
Aşk gizli bir yara,
Kapanmayan,
Sende vurma!

Biz yalnız büyüdük,
Çocukluğumuz yalnız geçti,
Sokak araları hep kimsesizdi,
Sonra aşık olduk,
Kimse bilmedi…

Ahh dedim,
Aşk bizi aslında terk etti.
Yapma dedi,
Sevgili dilde bir yara,
Ayrılık bile güzel,
Giden sen olunca,
Ama sen nefesim, oksijenimken,
Gidersen…
Bak dedim,
Bak sevgilim,
Avuçlarında kalbim.
Nasıl giderim…

Şarkılar söyle bana,
Yitik kaldırımlarda,
Annen ağlasın usulca,
Ahh dedim,
Sakın uzaklaşma.
Denizler taştı,
Yakamoz artık bizsiz,
Yağmur yağarken,
Toprak bizsiz.
Sen aldatırken aşkın her zerresini,
Ahh, aşk artık bizsiz…

6 Ağustos 2009 Perşembe

Ölüm kurtuluş.. Kime ne!





Yağmur yağıyor,
Asfaltta her damlanın ayak izi.
Sen gibi,
Bir koku bir ayak izi.
Yağmura benziyordun sen,
Bu kadar benzerlik olabilirdi.
Melekler hediye ediyordu seni asfalta,
Sen çekip gidiyordun,
Bir ayak izin kalıyordu yaralı asfaltta,
Bir de hoş kokun.
Diyorum ki şu yağmur bana özel sel olsa,
Boğsa.
Arınmak isterken boğulmayı başaran zavallı!
Bak gazete manşetlerimde hazır.
Bir sözünü tutmayışın, bir gelmeyişin, bir de kaçışın
Sonrası
Ölümle başlayan aşkım.
Ben seni bir yalnızlık, bir sensizlik, bir de ölümle aldattım.
Yerime nefesiyle dolduğun binlerce hafif meşrep kadınlarına karşın,
Birkaç yabancıyla aldatılmışlık.
Bunlar mı senin derdin?
Peki düşünmüyor musun hiç?
Allah’ın cezası bir gün bile başını avuçlarının arasına alıp düşünmedin mi yani?
Öldür beni!
Sırtımdan hançerleme her seferinde,
Direkt sapla kalbime!
Bak bu soyut somut ilişkisine takılma,
Sen zaten soyut olarak 3 yıldır işkence ediyorsun ruhuma, benliğime,
Saplasan hançeri kalbime kime ne!
Gel de tut bir şu nabzımı
Adın geçiyor her teklemede,
Böyle ölmektense…
Off!!...

Ahh gök yüzümü gözümden silen adam,
Yarınlarıma acı tohumlarını hiç yılmadan eken adam,
En huysuz geceleri hediye eden adam,
Gitme dedim sana defalarca,
Üç maymunu alıp yanına, çektin gittin uzaklara,
Parçalandım.. çığlıklarımı duymadın!
Bileklerim yanıyor şimdi,
Kalbim acı tarlası.
Düşünüyorum da gerçekten hiç mi düşünmedin beni,
Bir kez bile,
Birkaç saniyelik de olsa,
Allah kahretsin!
Hadi sapla hançerini kalbime,
Öldür,
Kime ne!!...

30 Temmuz 2009 Perşembe

rengi mor'du...


Mor düş’tü… beklemek yorgun,, sabırsız, uykusuz…

Adın bile yetiyor nefesimi kesmeye.

Salıncaklar hep iki tane.

Her adımımda kırılıyor demirler,

Kırık salıncağa asılıyor adın.

Herkes sana akıyor,

Ben uzaktan izliyorum,

Bozuk dvd oynatıcı hayatım.

Avuçlarının coğrafyasına bayılıyor farklı tenler,

Ateş böcekleri dans ediyor kaldırımda.

Martılar yorgun batıyor sulara.

Lal kesiliyor sokaklar.

Deniz çıldırıyor soğuk teninde,

Nefesim kesiliyor seni böyle görünce,

Ama her seferinde salıncaklar hep iki tane….

Yine gidiyorsun birer birer,

Ateş böcekleri asılıyor kirpiklerime.

Deniz çığırından çıkıyor bedenimde,

Ve sen, döküyorsun en karanlık mürekkepleri üzerime.

Şeytanla iş birliği yapıyorsun, biliyorum.

Dudaklarımda birikiyor acılarım.

Onlarca bavul eskiyor yollarımda,

Sen şeytanla iş birliği yapıyorsun, biliyorum.

İnanır mısın saç tellerimden daha fazladır hayallerim,

Ama her yer çöplük.

Çünkü öyle bir kaynıyor ki içim,

Hayallerimin hepsi sönük.

Tonlarca kırılıyor yıldızlar,

En hüzünlü ölü merasimiyle toprak oluyor yarınlar,

Zincirlere mahkum kalıyor sokaklar,

Çığlıklara boğuluyor martılar,

Susuyorsun…

Zaten hep susardın,

Bir fark,,

Bu sefer gözlerin kapalı…

13 Temmuz 2009 Pazartesi

Hijyenik hayallerime gam tozu saçtı hayat..


Şarj aletine bağlı cümlelerim,

Basit bir elektrik akımına milyon anlam yükleyebilirim.

Edebi silinmiş hayat oyununda,

Söyle kaç bel altı zihinli perde daha!

Başı boş düşlerimle integral hesaplar peşindeyken,

Hijyenik hayallerime gam tozu saçtı hayat…

Yediğin bir külah dondurmadaki kazık sayısı kadar sözün,

Ve illegal masallar peşinde düşündeki çocuk gülüşün.

Kalitesi en üst seviye, fiyatı etiketin yarısı bedeninle katılma davetlerime..

Benim ucuz şaraplarım seni zehirler, bilmezsin.

Teorisi hazır bu son düşümde gösterime hazır halde.

Ve en imkansız bekleniyor, gişe rekorları kırmam isteniyor.

% 50’si hayal ürünü olan kül kedisi hikayemde.

Sen kül ben kedisi, yok işte ötesi.

Basitleşmemi engelleyen meşhur hayat törpüsü,

Bir de kulağımda hüzünlü bir hayat türküsü.

Yine de;

Hijyenik hayallerime gam tozu saçtı hayat…

Temizleyemedim…



Tanrı seni neyden yarattı?!..

Sen tam da şu an en sert içkilerin kollarında eğlendirirken ruhunu,

Ben haziran’ın ortasında, haziran sıcağında, üşüyorum.

Isıtmayı vaat etmiştin oysa.

Söz vermiştin.

Şimdi tenin başka avuçlarda günü güne katmaktasın

Yalan mı?

Bunu bilerek aramaya kalkıyorum seni.

Sadece sesini duymak için.

Sonra diyorum boş ver

Böyle yaşaman gerek, buna katlanman gerek.

“vay be, ne sabır. İçine tüküreyim ben böyle sabrın!”

karamel tadında paslı bakışın hala gözümün önünde.

Öyle bir yer etmiş ki silemiyorum ne kadar ağlarsam ağlayayım.

Kızıl gök yüzü altında,

Ruhumu teslim etmek üzereyken tanrıya,

Adını fısıldadı yıldız.

Ruhumu alıp kaçtım sonra, aniden.

Tek dileğimdi pastamdaki mumları üflerken.

Tenine dokunabilmeyi dilemiştim, kokunu bilmeyi.

Sen değil miydin “senle olacak, evet olacak” diyen.

Neden aşık olduğun alkolün kollarındasın şimdi?

Hem de beni onlarca yalnızlık içinde bir başıma bırakarak.

Yanımda kuş gibi titreyen sen değil miydin?

Bakışlarını kaçırmak için türlü tavırlar takınan sen değil miydin?

Alkol etkisi yaratmadım sende biliyorum.

Ama izin vermedin ki.

Belki böyle olmazdı.

Belki yeniden canlanırdı çürümüş hücrelerin.

Ama izin vermedin ki..

Her giden geri döndü kilometrelerce uzaktan.

Hepsi geldi, gitti, geldi, gitti, geldi…

Bir sen, sen geri gelemedin lanet olası.

Bu senin farklılığını mı gösterir?

Evet farklısın hepsinden, korkaksın hepsinden!!!..

En aç şehri içimdeki patlamaya hazır volkan mısırlarıyla doyurmayı düşündüm.

Bir kibrite bakardı tokluk.

Seni özlediğim gecelerden birinde yine sabahı beklemekteyim bak!

Bu şehrin aşkları fırtına gibiydi.

Başladı mı öyle sert öyle hoyrat.

Bitti mi param-parça!

Şu an başka bir şehirde olsan da.

Başkalarının nefesleri dolsa da içinin de en içine.

Yine de döneceksin şehrime.

Döndüğünde birlikte ateşlesek kibriti,

Açlık istemiyorum ben!

Öyle birden dikiliyorum ay’ın karşısına.

Ruhsuz gibi, taştan gibi, anıt gibi, sen gibi.

Böyle görünmem gerektiğinin bilincindeydi beynim.

Aslında rüzgar üflese düşecektim.

Bilirdi rüzgarda halimi.

Dilediğim sendin ya benim.

“En imkansızı yaşa!” dedi hayat.

Karşı koymaya gücüm vardı, karşı koyacaktım, kararlıydım.

Niye seni seçti hayat?

Sen varsan nasıl karşı koyabilirim ki ben!

Lanet olsun, lanet olsun, lanet olsun!...

Yüzlerce laneti savuruyorum havaya.

Yine de dinmiyor içimdeki savaş.

Herkes bizi bekliyor sev-gili’m!

Herkes yan yana gelmemizi bekliyor.

Mahşer yeri etraf.

Korkuyorsun,

Kaçıyorsun!.

Diyorum “tanrım yeter artık, yalvarırım yeter!”

Korkak bir adamın ardından sürgün edilmemeliydim ben cehennem gecelere.

Uçurum gözlü sev-gili’m.

Sana anlattım ben iki yüz yılımı, sana be adam sana!

Duvara anlatsam bu kadar duyarsız kalmazdı, eminim.

Tanrı seni neyden yarattı???

Ve hayat, beni de heykelleştirmek istedi,

Herkesin heykelleşmeye başladığı ve hatta heykelleştiği şu dönemde

İşim olmaz taştan işlerle!

Heyy! Terinde ölmeyi istediğim adam.

Sensizlikte öldüm bilir misin?

Aşkın dolup taştığı dönemlerde yeniden doğmayı isterim ben

Bilir misin?

Seni de yanıma almak isterim

Gelir misin?

Heeyy! Bir türlü öldüremediğim adam!

Tanrı’nın bana peygamber sabrını hediye ettiği şu günlerde.

Nerdesin sen?

Aptal adam! Öl desen, hemen!

Hadisene be adam, çaldır şu telefonu –bir kez- yalvarırım.

Özledim desem inanır mısın?

Hem de ne özlemek.

Sadece bir bakışına iki yüz yılımı verdiğim adam

Nerdesin?

Gel de al şu son nefesimi.

Güç yok,

Güç yok,

Güç… Yok!

Küçük insanlar küçük harflerle yaşar.

GERÇEK 2 : - veee tekrarlanır yine aynı sahne!... |sahte..|

Unuttum ki tüm masalları...

Hatırlamıyorum rüyaları.

Önemsemiyorum yarınları.

Unuttum işte tüm masalları.

Yasal olmayan binlerce düş kuruyorum.

Korsan yayın yasak deniyor.

Düşlerimi alıp kırıyor gerçekler.

Yine de düşmüyorum.

En soğuk soru işaretlerine göğüs geriyorum.

Üşümüyorum.

Simule edip tüm sözlerimi,

Lağvediyorum düşlerimi.

Aşk yaşamıyorum ben, aşkın adı yok.

Ölümü şaraba katıp içiyorum, şaraba aşk diyorum.

Ölümü tadıyorum.

Her şeyin bittiği kanaatine varırken,

Bir de uğramayan dostları seziyorum.

Konuşmaya gücüm tükeniyor,

Damarlarım tükenmişlik doluyor,

Damarlarımdan geçiş hissini alıyorum.

Büyük harflere meyil vermiyor,

Küçük harflerle küçülüyorum.

Küçük insanlar küçük harflerle yaşar, unutma bunu.

Unutmuyorum…

Yaşamıyorum.

Limanımdaki durgunluğun tadını almaya kalkıyorum,

Fırtına ortasında kalıveriyorum.

Her yiğide harç vermiyorum,

Yiğitleri önemsemiyorum.

Azrail’in pis gözlerle bana baktığını,

Hatta ensemdeki nefesini hissediyorum.

İçim ürperiyor ama ölmüyorum.

Değeri bulsan, değersin kalmazdın. Değil mi?

Değeri bulamıyorum.

Matematiği sevmiyorum.

Seni istiyorum.

Değersiz kalıyorum.

Yıldızlar kayıyor, tutamıyorum.

Sanki her şey yolunda gibi.

Değil mi?

Değil…

İçimdeki halk otobüsleri

Sen enkaz altında bıraktıklarınla rekora koşarken,

-ki rekora bak, “kaç kişiyi enkaz altında bırakabilirsin?”-

ben kaçıncıyım?

2. olduğumu sanırken aslında hiç olmadığımı fark etmek.

Görüp geçireceğim en büyük deprem.

Yeter artık! Öldür şu lanet dakikaları!!

Sıcaklığın sarsın bedenimin her yerini.

İçim alev alsın, yanayım.

Beynimde durduğum zaman dilimi yeniden başlasın.

Sonra sen en sevdiğim şarkıyı dinle, şarkı adımı ansın.

Yerin dibine gir!

Ben ne ölümlerden döndüm, ne cesetler gömdüm.

En yüksekten en dibe düştüm, gömüldüm.

O yerin dibi acıdı halime…

Yeniden dirildim!

Şimdi sen,, sadece basit bir dibe çöküş.

Sonra yerin dibi utansın senden.

Hiç olmayan çıkışlar ara.

Tematik hayatımın en vurgun yerini yaşıyorum.

Sallamasyon masallarla avunup, kabuslara uyanıyorum.

Aklımdan tutabileceğim en büyük sayıyı tutuyorum,

Sonra onu çarpabileceğim kadar çok sayıyla çarpıyorum.

Çıkan sonucun milyon katı kadar özlüyorum.

Özlemek ağır geliyor, ölüyorum.

Bir kuru sözünü duyuyor, diriliyorum.

Kaç kez öldüğümü sorma, bende bilmiyorum.

Adını her andığımda camlar kırılıyor avuçlarıma.

Avuçlarım parçalanıyor, canım acıyor.

Ağlıyorum, göz yaşım düşüyor kırıklara.

Kırıklar artıyor daha da parçalanıyorum.

Yapraklar kapatıyor gözlerimi.

Önümü göremiyor, yolumu bulamıyorum.

Sokağına giriyorum, sokak yok oluyor.

Depremler oluyor, adımların göçük altında…

--sırf sen geçtin diye kullanıma kapattırıyorum yolu,

izlerini silemesin araba lastikleri diye hem de.

Asfalta baktığımda izlerini göreyim diye,

Belediye de onayladı.---

Bugün kazı çalışmaları yapılıyor caddelerimde.

Asfaltı değil beynimi deliyorlar çalışanlar aletleriyle.

Susuyorum, kaldırımlar konuşuyor yerime.

Elektrik direkleri dimdik değil, eskisi gibi.

Gökyüzüyle denizi birleştiremiyorum ufukta.

Balkon demirleri soğuk ve paslı.

Parçalanmış ellerimle tutunuyorum yarınlarıma.

Arabanın plakası geçiyor gözümün önünden.

İçimde kılcal damarlarımın intiharını izliyorum.

Kulağımda çatal kaşık sesleri.

Sanırım yine zehire bürünüyor düşlerim.

Dokunmayın içimdeki halk otobüslerine,

İzin verdim bugün benzinlerine…

eksantrik sol omzumdaki sensizlik..

Gözleri dolu cam kırığı..

Kırıklar temizlenir, kolay!

Sözlerinle çizdiğin resimleri yak!

Üzerime yağan hüzün gerçek değil!

Söz veriyorum bu gece yanında uyuyacağım..

Kalbini avuçlarıma alıp, ninnilerle uyutacağım.

Söz veriyorum bu gece burada kalacağım.

Ve

Söz veriyorum sözlerimi tutacağım,

Yeter ki öldür sessizliği…

Ben, bir avuç külde yokluğu buldum.

Gözlerim parçalanırken,

Dökülen sen oldun!

Ne ellerim sağlam kaldı, ne gözlerim.

Yine de söz veriyorum, seninle kalacağım.

Eksantrik yağmurlarla kaplı düşlerim.

Her gidişinle bir parça eksilirim.

Havası gitmiş, eski bir balon gibi…

Söner, uçar gider düşlerim.

En aşağılık yıldızdan aniden düşerim.

Dilimle dans eder sözlerim.

Her gidişinle bu son der eksilirim.

Sonu gelmez cehennemin.

Gazoz ağaçları dikilir parmak uçlarıma.

Uçsuz bahçeme sonsuz tohum ekerim.

Gökkuşağı gelir yükselir kaburgalarıma.

Lanet cehenneme bir yenisini eklerim.

Sözlerimi geri alma lüksümü kullanmam.

Darmadağın etsen de bedenimin her yerini,

Sözlerimi geri almam.

Eksantrik yağmurlarla kaplı düşlerim.

Her düşüşümle bir adım silinirim.

Zamansız uçan, silinen buhar gibi.

Kırılır dökülür hayallerim.

Ve ben yine de dönmem sözümden, düşerim.

Sensizlik ömür boyu sol omzumda kalacaksa da.

Sana söz kalacağım burada.

Sol omzumla…

Pandora'nın kutusu.

Gidişinle dahi ölmeyen bedenime dostane lanetleri savuran hayat.
Mayın tarlalarında unutmuşsun adımı.
Ya yardım etmelisin ya da patlayacağım.
Yürüdüğüm yolumun üzerinde birikmiş toz bulutu düşlerim.
Zordur toz bulutlarına karşı dayanmak, bilir misin?
O uzun yolda bir bir devrilen şaşalı devrik cümlelerim.
Basit bir cümleden kaç anlam çıkarabilirsin?
Provası yarım kalmış umutsuz yarınlarım,
Düşlerken binlerce düşüş yaşadığım.
Adını unuttuğum sokak araları çaldı son parça huzurumu.
Yaklaşırken bomboş trenin uğultuları ağır ağır,
Yeni bir yıldızla yeni bir dilek,
Tanrım o saklı güzellik barınsın lanet trende.
Zamanla olacak, anlaman gerek.
Durup dururken, aniden, hıçkırıklara boğulduğum bugününde son nefesini verirken,
Yağmurlar yağar çatlamış avuçlarıma.
Yeşermesini düşlediğim yeni tohumlar,
İçim senden başka tohum kabul etmiyor, anla!
Gecenin lanet saatleri despot,
Karanlıklar uzman.
Kim bilir kaç kafa üstü çakılmadan kalmış sıyrıklar,
Biraz da mutluluk için sarıldığı çikolatalar.
Gidişinle bilmem kaç bin baloncuk yuttum.
Kilo kilo asite boğuldum.
Yetmedi alkolün kollarında uyudum.
Yok, faydasız, ölüm zamansız.
Şimdi saat üçe yaklaşırken,
Ölmek geçiyor aklımdan.
Aklım uçsa gitse başımdan.
En azından deli olur, dertsiz olurum.
Bakire senelerin hesabını kim verir?
İllegal düşüncelerin sonunu kim getirir?
Düşüncelere boğulmak zordur,
Düşünceler şuursuzdur, huzursuz bırakır beyni, kalbi.
Ve genelde kısır döngüdür düşüncelerim.
O yüzden olsa gerek, konsantre hayallerim.
Pandora’nın kutusu içim.
Yeknesak barınır her düşüm.
Çarşaf gecelerin uçsuz borçlarını kim öder?
Cennet cehennem karışımı biteviye günlerim.
Olur da bir gün gelirsen sana kapımı açabilecek miyim?
Bilmiyorum.
Bombalar arasında kalıyor sözlerim.
Yine de akmamaya yeminli gözlerim.
Sonsuza akıyor küçük ay dedelerim.
Ve benim,
Tek derdim,
Kokusunu bilmediğim adamı tanımak,
Hepsi bu…

12 Temmuz 2009 Pazar

Silik uçlu radarların ağır sancısı..

Radarlarımı silip geçtiğin asfalt yollardasın şimdi.
Karanfil tohumları serptiğim tarlalarda dök içini yaban otlarına.
Damağında elma şekeri tadı kalmış, pembe düşlü çocukları selamla soyadınla.
Tozunu attır yolların, radarlarım paramparça.
Küfret sonra, hayatın sorunlarına.
Sinirli haline denk gelsin iğnelerim, küfret sorunlarıma.
Küfürlerin çarpsın en sert kayalıklara.
Sol omzumdaki narin melek paramparça.
Fahişe kalsın sonra karanfil kokulu yollar.
Tanrı günlüğüne kaydetsin günahlarını.
Sözlerimi kes, biç, yeniden yapılandır sat sahte radarlarına.
Fahişe yollar ardından paramparça.
Hediye et bana, tozlar arasındaki gri ayrılıkları.
Olsun varsın, gri sarsın ayak parmaklarımı.
Gazeteler yazsın ettiğin küfürlerin cezasını.
Mahkemeler kalsın başucumda, davaları paramparça.
Silik uçlu kalemle yazılmış hayat amacım.
Amaçsız kalmış düşmüş yarınlarım.
Güneş doğmadıkça tamir olmaz radarlarım.
Radarlarımı at, güneşim paramparça…

Geleceğin kırık ılık nefesi

Gözlerini adada unutmuş küçük deniz kızı.

Adalar kan çanağı adımları silip atmış üzerinden.

Okyanusun organları kırmızıya boyanmış aniden.

Deniz kızı korkmuş.

Olsun.

Yine de sevmiş kırmızıyı.

Sırf iz taşıyor diye.

Düşmüş gökkuşağından mavi.

Mavisiz kalmış deniz gözlü yarınlar.

Korkmuş yarınsızlıktan küçük deniz kızı.

Yarınlarında ne de olsa düşleri.

Adını fısıldadığı deniz kabukları çatlamışlar göğüslerinden.

Yenilgilerden hoşnut olmayan iskeleler savurmuş lanet çığlıklarını.

Çığlıkları duyar duymaz kızın kırılmış elleri.

Korku dolmuş akciğerlerine.

Sığınacak kimi var ki?

Ada üzülmüş bu duruma,

Kıyameti dilemiş içten dualarla.

Cevap vermiş tanrı yakarışlarına.

En şiddetli sarsıntılarla gömülmüş kırmızı sulara.

Son nefesle bitmiş ada, gömülmüş sonsuzluğa.

Deniz kızının gücü kalmamış bu saatten sonra.

Mercanlara emanet etmiş düşlerini,

Bir de okyanus mavisi geçmişini.

Çekmiş gitmiş umarsızca, sonsuzluklara.

Şeytanın işi bu ya.

Darmadağın etmiş kırmızı okyanusu son defa.

Okyanus büyük ama güçsüz.

Dayanamamış bunca acıya.

Bırakmış kendini lanet karaltılara.

Okyanus beter olmuş sorunlarından.

Organlarının intiharlarını izlemek yıkmış onu.

Ne son nefesi.

Kurumuş gitmiş, düşünmemiş dünya denen küreyi.

Herkes bencil kalmış oyun parklarının kırık oyuncaklarında.

Kimse düşünmemiş geleceği.

Silinirken tanrının bahşettiği ılık nefesler teker teker.

Kimse düşünmemiş işte geleceği.

Nasıl yani?

Kimse mi?

Kimse!

Gelecek mi?

O da ne?...