9 Kasım 2009 Pazartesi

Bir genç kızın kalemi I






Ölüm masası


*
Çok eksildi gözlerim,
Yalanların sokak aralarını mesken tutmuş bir yabancı,
Biraz hipokondriyak,
Ateşlere atmış kendini,
Zaten yüzünün yarısı yanmış.


* *
Öyle büyük kesikleri vardır ki,
Aralarından kanla karışık çığlık damlar.


* * *
O kadar hasta o kadar hastadır ki,
Naftalin kokar odası.
Daha kırkı bile çıkmamıştır bileklerinde ölen duvaksız gelinin,
Oysa daha hiç evlenmemiş, anne olmamıştır.


* * * *
Ne kadar yalan söylersen o kadar büyür labirent,
Ne kadar çalınırsa zaman, o kadar suçlusundur sen.

* * * * *
Asfalt deliniyor,
Aşk gömülüyor,
Üzerine tükürülüyor,
Eziliyor,
Ayaklar altında çürüyor…

* * * * * *
Bir gemi var, yanaşıyor ilk bulduğu limana,
Bir düş var, mazgallardan akıp gidiyor.
Trabzanlardan inerken kız, bozuluyor kızlığı,
Merdivenler akıp gidiyor.


* * * * * * *
Öyle bir yol ki bu,
Ne otobüsler ölüyor.
Hiç kimse bilmiyor nereye gittiğini,
Sonu cehenneme varıyor.


* * * * * * * * *
Bir sokak kırılıyor,
Sessizliğin zarı yırtılıyor,
Öyle bir şey ki bu,
Parmakları kırılıyor küskünlüklerin.

Kocaman bir dünya var sanıyoruz,
Oysa üzerimize ceset yağıyor.


* * * * * * * * * *

Eğer diyor, eğer yazarsam adını kolu kanadı kırık göllere,
Ellerim kırılsın!
Eğer diyor, bulursan bir bankta elimi,
Ah gözlerim kırılsın!

Gözlerin… Toprak…

* * * * * * * * *

Ellerim sıyrılıyor sanki bedenimden,
Bağımsızlığını ilan ediyor,
Kendine yeni bir devlet kuruyor,
Özgürlük adına bir kağıt parçasında kalemle savaşlar veriyor.


İçimde dünyanın en ünlü senfoni orkestrası,
Sadece 7 harflik bir parça.
Olabildiğince derin, içli, acımasız, gamsız…


* * * * * * * * * * *
Nasıl oluyor bilmiyorum,
Batı tarafında, çok uzaklardan sana bakıyorum,
Güneydoğu tarafından arkanı dönüyorsun, ölüm.
Önünü dönüyorsun püfür püfür sahte.
Kokun geliyor burnuma,
Burnumdan bir direk daha yıkılıyor.


* * * * * * * * * * *
Uçsuz bucaksız bir masa,
Felekten bir gece,
Bay gamsız, bayan gururla gelmişler,
Bayan depresif yalnız takılıyor,
Bay yalnızlık çoktan sarhoş.
Daha anne karnında 3 haftalık bebek bile masada.
Adını unuttuğum bir çok insan var,
İçimdeki senfoni orkestrası da eşlik ediyor mezemize.
Selamlıyorum herkesi,
Hoş geldiniz ölüm gecesine.
Birkaç deniz rakı, biraz bulut, biraz kaya.
Afiyet olsun herkese,
Bu son gecemiz,
Bu parçayı iyi dinleyin…

* * * * * * * * * * * *

Dedi ki bir gece,
Bir evim var, yatağım buz gibi.
Dolabım bomboş, yemeğim bile yok.
O kadar yalnızım ki ay dede bile ağlıyor bazı gece halime.
Gel, yalvarırım.
Bir tas çorba, bir kuru ekmek, bir parça sıcak yatak.
Gel…

Gittim.

Sabah oldu,
Nasıl olur?
Oldu işte.
Bir beden sığacak kadar kaldırım,
Oldukça büyük bir ağaç.
Grip olmuşum,
Kasıklarımda biri oturmuş örgü örüyor.

Gittim.

Evcilleştirilmiyormuş hiçbir grip.

* * * * * * * * * * * *

Sen dünyanın en güçlü büyücüsü,
Sırtında renk renk çiçeklerin olduğu kırların yok artık.
İçin gibi sırtını da satmışsın bir parça yatağa.

* * * * * * * * * * * *

Her futbol maçında hakeme söven taraftar,
Gözlerini aç!
Hakem fesat!
Onun aklı fikri seni yenmekte,
Aklı fikri senden daha fazla bacak arasına girmekte.
Hep kaybetmiş sayılacaksın futbolda,
Hep küfürler savuracaksın aslında.

* * * * * * * * * * * *
Ekmeğe hasret çocuk gibi duruyor önünde,
Ah güzel kız var git işine,
Tenine ten değmemişken,
Şerefini cinselliğine saklamış adamların salyaları akarken,
Sen en iyisi git kimsenin bilmediği cennete.

* * * * * * * * * * * * *
Silahını at,
Radyasyonu sil,
Hormonları def et.
Gün yüzüne çıksın içindeki o berrak ülke.
Ama nerdeee!

* * * * * * * * * * * * * *
Kız hala ekmeğe hasret,
Bir yudum temiz suya da.
Hem de korkusuz,
Kimsesiz…

Ailesi açlıktan ölmüş…


* * * * * * * * * * * * * * *

Artık büyüdün diyor annem,
Nasıl büyüdüm,
Daha gökyüzüne değmiyor elim.
Sonradan öğrendim,
Sezaryenle doğmuş olanların elleri değmezmiş gökyüzüne,

Olsun…

Velhasıl;
Artık büyümüşüm,
Daha çabuk ölüyorum..
Ağaç yok, kaldırım yok,
Evet,
Masamdaki çok sevgili konuklarım,
Orkestram ve
Ben,
Sıkı tutunun,

Ölüyoruz…


Daha elim değmiyorken kalbine…

Hiç yorum yok: