
Sonsuzluk kapısı
Daha ölmedik.
Lakin kokusu burada, sıcaklığı da.
Yakınlarda olmalı.
Biraz zencefil biraz karanfil.
Yanağında Afrodit,
Yakınlarda olmalı.
*
Yağmur ağlıyor salya sümük.
Küçük bir çocuk edası bakışlarında.
Toprağımız yeşerdi bak, renk renk ağaçlarımız var.
Teni sen kokan.
Her biri yalnız sana hasret.
Zor…
*
Kumral coğrafyanın İstanbuluydun sen.
Sakin görünürdün ama çılgın.
Yaşlanmıştın ve bir parça hırpalanmış.
Birkaç kilo fazlan vardı ama belli etmiyordu vücudun.
Alnına bir sivilce konsa, göç etmiyordun, dert etmiyordun işte.
İstanbuldun sen.
*
Daha ölmedik.
Ateş etmedin daha.
Ama öyle sıcak öyle sıcaktın ki.
Ateş edemedin daha.
Sen muzip bir nota, anne kucağına sığınan.
En çok neyli pastayı severdin, unuttum.
Sana dokunamadıkça ölüyor gök,
Damla damla…
*
Konuşuyor:
“Yağmurlu bir günde geleceğim sana,
Avuçlarımda deniz olacak,
Yakamoz yakamoz gülecek.
Sen yalnızlık kokuyor olacaksın küçük şizofren.
Sımsıcak saracağım seni.
Aman dikkat et,
Daha yüzme bilmiyorsun.
Avuçlarım hoyrattır benim,
Ölürsün.
Denizden taşan küçük şizofren,
Tabutun ellerimden gelir.
Gözlerimle örterim cesedini.
Merak etme.
Hem koleksiyonuma da eklerim.
Benim küçük şizofrenim…”
*
Daha ölmedim.
Evet mor gördüğüm kırmızı özleme düştüm.
Yalan yok.
Vatanı bölmeye çalışan hainmişim gibi linç edildim.
Doğru.
Fakat,
Bilmediğiniz bir şey var.
Daha ölmedim…
*
Henüz öğrenciydim.
Zayıf almaktan korkan.
Öğretmenim miydin?
Hiç umursamadan yok yazan.
Özlemeyi ben senden öğrendim.
Konumuz: aşkın halleri; katı, sıvı, gaz.
Temamız: nasıl adam olunmaz.
Daha öğrenciyim.
*
Siyah bir bardaktı gök bu gece.
İçi su dolu, soğuk.
Kırıldı, bin parça.
Yağdı, ıpıslak…
*
Yataktaydık,
Ölüm geldi.
Çıplaktık.
Dayandık.
Soğuktu.
Giyindik.
Hah! Daha ölmedik…
*
Köprücük kemiğin uçurumdu.
Ne sular aktı altından, sayamadım.
“Atlaaa!”
Ah dur, son sözlerimi söylemeyi unuttum.
Hiç kimse intihar ederken sevdiğinin ismini söylemiyormuş artık.
Marifet.
Bak adın geçiyor,
Alt yazı…
*
Sesim görülmüyor epeydir,
Yok buralarda.
Belki senin yollarındadır.
Sağına soluna bir bak.
Kokunu özlemiş olmalı.
Öp.
Öptükçe çoğalır sesim.
Ya da dur,
Ben daha gelmedim…
*
Şimdi;
Madem ki ben daha ölmedim,
Öyleyse boyumda uzamadı hiç.
Korkarım elim boş kalacak.
Kalbin hapis.
Şehirler arası yolculuk teklif ettin.
Hay hay!
Fark etmedim sanma fark ettim.
Ayağına çağırıyorsun, olsun.
Çöz iplerini,
Ölüme kendim gelirim.
Yağmur sesi var.
Arya.
Terminaller çatlamış duydun mu?
Demin haberlerde söylediler.
Çatlaklarından biz fışkırmış,
Aitlik adına ne varsa.
Ancak,
Daha ölmedim.
Ölmem de zaten.
Elim yola çıktı kalbine.
Hazırlan sende.
Sonra ölürüm belki.
Sevişmenin son safhası,
Bir ağrı kesici misali ölürüm.
Sorun değil..
*
Evet,
Hala daha,
Değmiyor elim kalbine…
“
Annem ve dostlarım ağlamışlar dün gece,
Üzgünüm.
Henüz elim değmiyor ne kalbe ne göğe,
Ve yine de üzgünüm,
Henüz ölmedim anne…
Ölüm ardına kadar açılmış kapıydı,
Çok soğuk girdi içeri.
Ceset ceset,
Toprak toprak,
Kefen kefen..
Ölüm açık kapıydı hayali alemde,
Sonsuzluğa açıldı…
“
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder