Yoksa yatak yatak dolaşmak mı hayatlarda?
İster kan yağsın kara bulutlardan göğsümüze,
İster düşsün ay üzerimize.
Ağlamaz mı hiç gökyüzü ayın omzunda?
Ya da deşilmez mi hiç ayın yaralı içi, belki de.
Aslında sana dokunmakla bıçağın en keskin yerine dokunmak aynıydı.
Zaten her yerimizi derin kesikler sarmıştı.
Ölemez miydik acımızdan?
Ölürdük elbet,
Ölmekse marifet.
Mumla ısınır mı avuçlar ya da aydınlanır mı karanlıklar?
Masal bitince ve karanlıklar gidince,
Aşktan ölen kaç kişi ki?
Her yarayı deşmek caiz midir?
Neden öyleyse deşilmenin esiridir?
Mesela bir yara vardır aşktan doğan,
Sanma ki her doğum ölümle sonuçlanır.
Ama kimse kazık çakamaz dünyaya.
Aşk kimden gelirse yarasıyla gelir bir de.
Zaten güçsüzün tekisindir ve ok tam kalbine saplanır.
Doktoru yoktur tabii ilacı da.
Ve sen, ne kadar iyileştirmeye çalışırsan o kadar büyür yaraların.
Herkes deşmeye programlanmıştır.
Acıtmak deyince salyalar akar ve çirkin kahkahalar da vardır.
Her gülümseme de ve her avutma sözünde bir neşter gizlidir mesela.
Kaç yıl geçer sayamazsın.
Her gün bir asır gibi gelir insana.
Tam kabuk bağlamaya başladı dersin,
Başa dönersin,
İşte böyle yaşlanır gidersin…
İki şiir arasında yaşanmıştı her şey.
Acının tarifi yok…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder