11 Ekim 2009 Pazar

Boşluk





Her bittiğinde yeniden başlamaz mı sandın?...

Gök kırılıyor bugün,
Bilmediğim bir kente yıldırımların düşüyor.
Olmadığını anladığım her an bin bıçakla bir bilek kesiliyor,
Yine de acımıyor için, kaçtıkça kaçıyor belki de düşüyorsun.

Farkında mısın?

Ölmenin bir hakkı olmalı, ağlamanın falan.
Dudaklarındaki gurur,
Ateşi öpebileceğini mi sanıyorsun?
Yalnızlığın paslı bir tadı var, ağlamaya aç acıların falan.
Söyle dudaklarına,
Yormasın…

Ya da,

Demirden bir ünlem gibi durma her cümlemin sonunda.
Hiç yeni çağı görememiş düşlerime dokunma.
Hiçin anavatanına sürgün edilirken ben,
Yollarıma taşlarını koyma.

Cennet kokulu rüyalar,
Yok huzur dolu zamanlar,
Umutsuzken yarınlar,
Cehennemden düşen kanlı bir aşktı kalbime…

Ahh senin yollarında eskidi yağmurlar,
Ve bir kadeh yağmurun kollarında.
Sadece sol anahtarının açtığı bilinmez kapılarda,
Ve bir saat işlerken herhangi kolda.
Ahh senin yollarında eskidi bu yağmurlar.

Kendini denizle bir tutmasana,
Hiçbir ada bu kadar hayran olamaz sana,
Sende herkes gibi yaşasana,
Martılarla yarışmak yerine işine baksana.

Geceler edepsiz, riyakar.
Benim kimsenin bilmediği bir adım var.
İçimde ağlarken yalnızlıklar,
Benim asıl adım sonbahar…

Bir daha gülme!
Gülüşün sandığım imamsız bir cenaze.
Yağmurlar intihar ederken,
Sakın geleyim deme!
Biliyorum,
Her gelişin bağışlanmaz bir günaha gebe.

Öyle ki yağmur,
Nerede bir dostla karşılaşsam,
Nasılsın diyor,
Ağlıyorum.
Benim iyi’lerim seninle olduğundan,
Sen’li nasılsın’lar duyuyorum ağızlardan.
Cevap veremiyorum,
Bakıyorum,
Ağlıyorum.

Sığamıyorum sokaklara,
Ama
Boşluk üzerine boşluk yağdırıyorum…

Hiç yorum yok: