26 Eylül 2009 Cumartesi

Kırmızının yaşı..






Rüyalar gerçeklerin habercisi olsa, bulutlardan intihar ederken, kollarınla nefes alsam...




Kırmızının yaşı..


Bilmiyorum kaç zehirli geceden gelmişti mühürlü dudakların,
Ama içime işlemişti sıcaklığın, uçurum kanatların..
Sana “Su” dedim, sana bakmak, sana dokunmak, seni tatmak…
Ben daha çocukluğumda küçük kanserlere verdiğim savaşta,
Varlığımın kanıtlanmadığı saçma bir hayatta...
Ellerin vardı kıymetlim,
Ellerin kaybolurdu vücudumun kıvrımlarında.
Sesin birkaç kelimelik esirdi ya sokaklarda,
Yine de masallar anlatırdın yalancı baharlarla.
Tenin kıvılcım tanrısıydı yorgun karanlıklarda,
Bir dokundun mu kül olurdum her gecenin kızıl sabahında.

Susuzluk dibini bulmuştu ve kan yağardı gökten.
Bulutlar korkak doluşurdu avuçlarına,
Durmazdı, kan yağardı gökten.

Sen şarkılar söylerdin sessizlikten,
Ve delinirdi sokağının sahte asfaltı,
Sen toprak gözlü dev adam,
Hangi ayrılıklardan toplardın kırmızıyı bilmem..

Sokak sokak yaklaşırken kokuna,
Adımlarım yankılandığı an kulağında,
Kaçmasan, gitmesen,
Sokak sokak tükenmesen?
Şarabımın sıcağı olmasan,
Odanı boş bulmasam,
Camlarım buğulanmasa ve yağmur yağdırmasam,
Ölür müsün susmasan?...
Kaçmasan artık, halsizim olduğundan.
Parmaklıkları yıkılmasa hapishanelerin,
Ve mahkumlar zor kullanmasa,
Anıtlar adını çalmasa,
Sen,
Ölür müsün dursan?
Yorgunum yaşımdan..


Yalnızdın hep,
Ve senin yalnızlığın benim yalnızlığımdı,
Ama korkaktın,
Sana bir adım gelirken sen on adım kaçtın…


Kırmızı yağdı bu gece gökten,

Sadece, kimse görmedi..

Hiç yorum yok: