
Neden limanları hep pusludur sonbaharın?
Neden ölümden beter keşmekeş sokaklar?
Neden haşyet sığıntılıdır bulutlar?
Ya da neden intihar eder kimsesiz kalınca kaldırımlar?
Senin dininde aşkın anlamı ne?
Yaralar kabuk bağlayınca insan buza mı döner sence?
Karla karışık yokluk yağıyor üzerimize,
Biz okyanus ortasında talihsiz sandal,
Ufuktan ayrılık doğuyor içimize…
Tanrım, nefes almakta zorlanıyorum,
Duyuyor musun beni?
Sürekli uçurum kenarlarında uyanıyorum,
Taşa dönmüş kalpler yığını arasında,
Giderek batıyorum.
Tanrım! Duyuyor musun beni?
İntihara meylediyorum,
Günahımı affet,
Ölmek için izin istiyorum.
Nefesini dolduruyorum içime,
Sıcak çikolata getiriyorum sana, ceplerimde.
Öksüz bir ayrılık doğsa da güneşin rahminde,
Petunyalar gönderiyorum sana bu gece.
Sakın düşme!
Bizimkisi kimsesiz ev,
Müstakil ayrılık,
İki oda bir salon dolusu yalnızlık.
Bu gece yine ebe olsam da,
Hadi gel,
Evcilik oynayalım…
İki yarımken bir tam olamadık. Yazık!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder