26 Eylül 2009 Cumartesi

Ütopik sonbahar





Solukalmakorkusu



Ütopik sonbahar

Geçen sene,
Yani sen geçmiş zamanın süslü düşüyken,
Kulaklarım alarmlarla çınlarken,
Ve düşlerim sokağında gezinirken,
Sen gittin!
Her şey biterdi,
Bittin!
Gittiğinden beri saklı bir sokak var göğsümde,
Kimsenin yolunu bulamadığı, girenlerin çıkamadığı…
Sonbaharın rüzgarı beni sana iterken hep,
Ve eylül kokarken suskunluğum,
Canımı yakan yaprakları vardı ağaçların.
Bir yanım hep işgaline maruzdu,
Mağdur ederdin ve hakkımı arayamazdım, neden?
Çarmığa gerilen gözlerimdi her seferinde,
Acımadın,
Kalemler sapladın avuçlarıma…
Maviyi, beyazı, yazı, sıcağı çekip aldığın gökyüzü,
Parçalı yasta ve sürekli yağmurlarla hasta…

İçimde bir kent var sensizliğin kuyusu,
İlkbahara gebe, yazı yaşayamadığı…
Saat umudumu çeyrek geçiyor bu gece,
Göğsün yağmur sonrası toprak kokuyor yine.

Dudaklarından kırmızı bir öpücük düştü avuçlarıma,
Düşmedim,
Adına her gün öldüğüm bir hayat savurdum sokağına,
Yoruldum sonra,
Şarjöre doldurup yokluğunu, sıktım şakağıma,
Yoruldum yine, ölmedim ama.
Martıların sesi kısık artık,
Eksik kalmış acıların,
Kapının önünde darağacı,
Asılı olan yalnızlığım.
Bu son gece,
Yağıyor yağmur kirli yitişlerimin üzerine,
Avuçlarımda cehennem kalabalığı,
Herkesin mi günah yarınları?
Toprak bile düşmanken içime,
Ayrılık hediye edilmez sandım bize..
Bu son sokak,
Ben adımı bile kaybettim, yaralıyım,
Annemin çantasında bulduğum bir parça ölüm,
Sustum,
Ne olursa olsun,
Hiç ölmedim yine de…


Yalanesvaplıölü…

Hiç yorum yok: