Sen tam da şu an en sert içkilerin kollarında eğlendirirken ruhunu,
Ben haziran’ın ortasında, haziran sıcağında, üşüyorum.
Isıtmayı vaat etmiştin oysa.
Söz vermiştin.
Şimdi tenin başka avuçlarda günü güne katmaktasın
Yalan mı?
Bunu bilerek aramaya kalkıyorum seni.
Sadece sesini duymak için.
Sonra diyorum boş ver
Böyle yaşaman gerek, buna katlanman gerek.
“vay be, ne sabır. İçine tüküreyim ben böyle sabrın!”
karamel tadında paslı bakışın hala gözümün önünde.
Öyle bir yer etmiş ki silemiyorum ne kadar ağlarsam ağlayayım.
Kızıl gök yüzü altında,
Ruhumu teslim etmek üzereyken tanrıya,
Adını fısıldadı yıldız.
Ruhumu alıp kaçtım sonra, aniden.
Tek dileğimdi pastamdaki mumları üflerken.
Tenine dokunabilmeyi dilemiştim, kokunu bilmeyi.
Sen değil miydin “senle olacak, evet olacak” diyen.
Neden aşık olduğun alkolün kollarındasın şimdi?
Hem de beni onlarca yalnızlık içinde bir başıma bırakarak.
Yanımda kuş gibi titreyen sen değil miydin?
Bakışlarını kaçırmak için türlü tavırlar takınan sen değil miydin?
Alkol etkisi yaratmadım sende biliyorum.
Ama izin vermedin ki.
Belki böyle olmazdı.
Belki yeniden canlanırdı çürümüş hücrelerin.
Ama izin vermedin ki..
Her giden geri döndü kilometrelerce uzaktan.
Hepsi geldi, gitti, geldi, gitti, geldi…
Bir sen, sen geri gelemedin lanet olası.
Bu senin farklılığını mı gösterir?
Evet farklısın hepsinden, korkaksın hepsinden!!!..
En aç şehri içimdeki patlamaya hazır volkan mısırlarıyla doyurmayı düşündüm.
Bir kibrite bakardı tokluk.
Seni özlediğim gecelerden birinde yine sabahı beklemekteyim bak!
Bu şehrin aşkları fırtına gibiydi.
Başladı mı öyle sert öyle hoyrat.
Bitti mi param-parça!
Şu an başka bir şehirde olsan da.
Başkalarının nefesleri dolsa da içinin de en içine.
Yine de döneceksin şehrime.
Döndüğünde birlikte ateşlesek kibriti,
Açlık istemiyorum ben!
Öyle birden dikiliyorum ay’ın karşısına.
Ruhsuz gibi, taştan gibi, anıt gibi, sen gibi.
Böyle görünmem gerektiğinin bilincindeydi beynim.
Aslında rüzgar üflese düşecektim.
Bilirdi rüzgarda halimi.
Dilediğim sendin ya benim.
“En imkansızı yaşa!” dedi hayat.
Karşı koymaya gücüm vardı, karşı koyacaktım, kararlıydım.
Niye seni seçti hayat?
Sen varsan nasıl karşı koyabilirim ki ben!
Lanet olsun, lanet olsun, lanet olsun!...
Yüzlerce laneti savuruyorum havaya.
Yine de dinmiyor içimdeki savaş.
Herkes bizi bekliyor sev-gili’m!
Herkes yan yana gelmemizi bekliyor.
Mahşer yeri etraf.
Korkuyorsun,
Kaçıyorsun!.
Diyorum “tanrım yeter artık, yalvarırım yeter!”
Korkak bir adamın ardından sürgün edilmemeliydim ben cehennem gecelere.
Uçurum gözlü sev-gili’m.
Sana anlattım ben iki yüz yılımı, sana be adam sana!
Duvara anlatsam bu kadar duyarsız kalmazdı, eminim.
Tanrı seni neyden yarattı???
Ve hayat, beni de heykelleştirmek istedi,
Herkesin heykelleşmeye başladığı ve hatta heykelleştiği şu dönemde
İşim olmaz taştan işlerle!
Heyy! Terinde ölmeyi istediğim adam.
Sensizlikte öldüm bilir misin?
Aşkın dolup taştığı dönemlerde yeniden doğmayı isterim ben
Bilir misin?
Seni de yanıma almak isterim
Gelir misin?
Heeyy! Bir türlü öldüremediğim adam!
Tanrı’nın bana peygamber sabrını hediye ettiği şu günlerde.
Nerdesin sen?
Aptal adam! Öl desen, hemen!
Hadisene be adam, çaldır şu telefonu –bir kez- yalvarırım.
Özledim desem inanır mısın?
Hem de ne özlemek.
Sadece bir bakışına iki yüz yılımı verdiğim adam
Nerdesin?
Gel de al şu son nefesimi.
Güç yok,
Güç yok,
Güç… Yok!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder