22 Mayıs 2010 Cumartesi

Buz Kesiği


Birkaç adım uzağımdaydın sen,
Göremeyeceğim kadar uzakken.
Elimde buz kesti sıcaklığın,
Buz kesiği kanatmıyormuş ayrılıkları, giderken.

Bir rakı şişesinin kırgınlığından mı anlıyordum çocukluğumun acılı yanını?
Oysa babası için ağlarken çocuk dövülmüyor muydu hep?
Kördüm aslında ben. Annesinin omuzlarındaki dağları göremeyen.
Ve benim, aslında bir aşktan beklediğim verilmeyi unutulmuş baba şevkatinin kırıntılarıydı.

Üç adım ileri dönükken yüzüm, bir adım geride anardım eksikliklerimi.
Yürümeye çalıştığım ipimdi bu aşk, ayağım takıldı, celladım oldun, boğuldum.

Hani o yakınından bile geçmeye korktuğun kalbimin içinde etleri çürüyen çocukluğumun cesedi var.
Binbir gece asanlarım var.
İnsan aşık oldukça eksilen varlık,
İçten gelen bir gebelik zehirlenmesi misal.

Hayat mı veriyor sandın hayat kadınlarını, açarlarken bacak aralarını?
Hayat kadınlarının rahminden hayat yağsaydı tanrıya ne gerek vardı?
Uzaklaş sözünü yutan denizlerden...

Bir çerçeveye sığacak kadar anlık ve yakın olamadık ya yazık!
Düşsün bu aşkın tüm piç çocukları.
Ben, ben senden vazgeçiyorum.
Bilmesem de hangi böceğin neremi kemireceğini.
|Çokta önemli değil zaten toprak altına girmek,
Yeteri kadar kemirmediler mi etlerimi hem de yaşarken? |

Tanrım! Bu nüfus sayımında yok say beni.
Ben vazgeçiyorum...


(Daha gerçek olamazdı...)

Hiç yorum yok: