22 Mayıs 2010 Cumartesi

Maria


Küçücüktüm yağmur yağdı,
Annem öldü sandım.
Hala mı çocuğum, anlamadım.
Bu bir düştü,
Henüz uyanamadım.


Uzaktan bir viyolonsel sesi geliyordu,
Kandım.
Koştum.
Aptalmışım.
Rüyamdaki sesi gerçek sanmışım.


Sağır bir bedenden dökülmüştü şarap.
Dudakları salkım sandım.
Kırıldı kemikleri kuklaların, tuz - buz.
Kirpikleri kesti sözlerimi tam bileklerinden.
Ah bu hayat!
Dudaklarından miras.
Bir avuç kül…


Ben senin uçsuz bucaksız parkında ucuz bir salıncaktım.
Bir varmış - bir yok
Korktu çocuklar.
Altını ıslattı rüyalar.
Ve karabasanlar.
Ben hiçbir zaman kullanılmamış eski salıncaktım.


Uzattı yüzünü,
Kırılacak sandım.
Gözlerini eğdi,
Kalbime dokunacak sandım.
Ah bu hayat!
Dudakların miras kaldı.


Sabah eve dönerken,
Ve terminaller ölmüşken,
Yaralı bir müziğe dokundum.
Parmaklarım koptu,
Müzik ağladı.
Buz - yok.


Ne yaparsan yap,
Şu lanet dünyada,
Ne yaparsan yap.
Alacağın bir avuç toprak.
Zorlamanın anlamı yok.


Hiç mi sevmedin beni çocuk?
Salıncağındım oysa.
Bak düşüyorum.
Çığlık atıyor biri.
Rahminde gökkuşağı.
Ağlanacak kadar değerli değil bu hayat.
Ah bu hayat!
Dudakların kül ve miras.



Bir gelinin çeyizinden döküldü bakireliği.
Sende dökülme mor düşlü bardağımdan.
Gitme Maria!
Bak ceplerimden dökülüyor adın.
Dudaklarım sen kokuyor hala.
Sende gitme!
Gidersen de git eyvallah.
Ne zaman durdurulmuş ki giden.
Aşksa,
Ve içinde gitmek varsa,
Durmam yolunda.
Ama,
Sende gitme,
Maria!






Bir varmış bir yok.
Hepsi bu…

Hiç yorum yok: