Göğsümde unutulmuş binlerce dirilişin ayak izleri,Kimi sorsam ödlek, kime sorsam cevapsız.Demirdendi oysa sağanak yağmur,Beyinlerimizi delip geçiyordu,Ve zamanlaması yanlış bir tümör gibi boy veriyordu.Bir kalpten bir kasığa boşalan nefretti acı,Kıvrandıkça büyüyen, büyüdükçe tüketen.Tende geziniyordu menopozu erken ölüleri,Ergenliği baki kılınan bir secde anıydı daha vakit.Vakit çok geçti lakin anımsayamıyorum.Ama sevgilim, sana bırakıyorum çocukluğumun en sancılı yanını.Sana bırakıyorum yaralarımı, bil; hiç kabuk bağlamayacak.Kılcal damarların iğne ucundan sızan paslı bir zehir; öfke.İrin kaplı bu sessizlik.Ve bu sessizlik ki ne tuhaf sanki asırlardır hep orada idi.Hiç mi konuşmadık biz?Aç kurtlar gibi kemirdik sadece ciğerlerimizi. Teninden tanıdığım alkol kokusu,Dibine kadar sarhoş bendim.Dokularından kan yağar mıydı aşkların?Hiç bilmedim. Ne getirdi aşk, senden öte seni götürmekten? Ahh! Hiç... Senin radyondan geliyordu oysa, o şiir sesleri.Açık unutmuş olamazdın,Frekansı kanatamazdın.
Ama gördüm, kan damladı sesin göğsünden.
Kapadım gözlerimi yine de gördüm, nasıl gideyim?
Terkedilen kavmin kanlı yarası;
Uyansana artık şeytanın düşünden!
Hani vardır ya kapkara denizlerde gemileri olan insanlar,
Batırırlar gemilerini sonra ve sorulur ya inatla.
Peki ya gemin yoksa omuzlarını delip geçen?
Ağlamayı borç bil, tek damlayla arınabilecekken.
Biliyor musun? Bekliyorum.
Ölüyor musun hala?
Beklediğiniz yaratılan şu anda ölmekte. dıt dıt dıt...
Vahiy düşen yerlerden neden doğal afetler yükselir?
İçine çektiğin esrardan sızıyor bir tek aydınlık,
Huzur bir nefes.
Biliyorum ki insanı başkentinden vuran hep bu nefs.
Ama neden dokunmak yasak aydınlıklarına, görmek neden yasak?
Tanışmak neden yasak mesela çocukluklarınla?.
Ya da ne bileyim işte.
Sanki evrenin en güçlü halatları sadece bizim belimizde.
Çünkü üçüncü vuslat kat'i suretle yürürlüğe sokulamaz.
Pencerenin dışında kalsak da,
Ağlamak iklim değişikliği getirir mi ülkelere?
"Üç" bin yıllık yalnızlıktan arta kalan bu kalıntılar,
Hiç rahata ermemiş bir annenin alnındaki çizgilerden akan bu nehir,
Bu vicdan azabı,
bu kin
bu zehir...
Çok uzatmaya gerek yok.
Özlüyorsan ağlarsın,
Özlüyorsan ayağı kırık bir at kadar kanarsın.
Ve sonunu sahibin yazar; Tek kurşuna son yataklık.
Bilirsin, susarsın.
Sahi, ağlamak iklim değişikliği getirir mi ülkene?
Sen bilmezsin ama,
Sonbaharın saklı yüzü hep gözyaşlarıyla yıkanır,
İlkbaharı yaza gebe bıraksın diye...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder