Her gece varlığı ispatlanamayan bir celladın bir cumhuriyet devirdiğine şahit oluyorum uzun zamandır. Aynaya bakıyorum, içimde pusuyan yalnızlığa. “Kimsin ki sen?” diyor içimden çıkıp benimle yüzleşen bir ben. Aynaya sır oluyorum. Kendimi kırıp döküyorum en çok. Katilime soruyorum takıntıları, saplantıları. Her soruda bir bıçak yarası alıyorum. Yine de yılmıyorum ama. Sabah oluyor ansızın, kan tükeniyor, nefes doğuyor. Güneşe şükreden melekleri selamlıyorum.
Bir yaram var, biliyorum. Bir diyorum çünkü, hepsi aynı. Bilmenin bilincinde, bilmenin hazzını keşfediyorum. Lakin ona sarılamıyorum, sahiplenemiyorum. Kendi farem oluyorum sonra, kendimden korkup kendimi zehirliyorum. Uyanıyorum hemen. Deniz doğuran martıların özgür kanatlarını okşuyorum önce. Geceleyip sabahlarca, gri bir kente yudumluyorum susuz çayımı sonra. Umutla kanıyorum sokaklara. Beynimi yere vura vura yürüyorum ve usul usul. Yollara döküldüğünü görüyorum onlarca vurgun yiyen mehtabın. Umutla hüzünlenen ceninleri selamlıyorum.
Yıldızlar yaşamaktan yaşlanmış öfkeler savuruyor hücrelerime. Meteorlara şefkat sunuyorum. Mutluluğu giyotinleyen saatler tanıyorum. Tarih Kızılırmak’tan akıyor. Kanlanıyorum. Kime yağıyor yetim ağıtlar? Kimi kutsallaştırıyor bu günah dolu nehirler sahi?
Ben… Ben size bırakıyorum, kanla karışık dökülen savunmasız yağmurları.
Huzurla ölen kalpazanları selamlıyorum.
Aslında ben her gece size dua ediyorum. Özgür bırakın ruhumu diye. Çok yalnız bırakıyorsunuz sokak çocuklarını. Çok geç kalıyorsunuz hayata ve çok yüzeysel yaşıyorsunuz her şeyi. İnanın bana. Anlam kattığınız her ne varsa daha da anlamsızlaşıyor sayenizde.
Rüyalarınızı katleden günahlarınızı selamlıyorum.
Merak etmeyin. Bir fincan kahveden aldığınız haz kadar o ‘her şey’. Ve korkmayın, 40 yıl hatrı da yok o ‘hiçbir şey’in.
Biliyor musunuz? Sınırlarını sizin çizdiğiniz bu oyunda sınırların dışına çıkma aptallığına düşüp kendinizi eziyorsunuz. Aşkı siz sahipsizleştiriyorsunuz. Bunu nasıl başarıyorsunuz? Adem ile Havva’yı nasıl unutuyorsunuz mesela? Sonra “aşk yok!” deyip ahkam kesiyorsunuz. Fosil bile olsa en küçük aşk kırıntısında hemen hiddetleniyorsunuz. Nasıl bu kadar çelişebiliyorsunuz?
Çarpık güvenlerinizi, sınırsız yüzlerinizi selamlıyorum.
Görüyor musunuz? Göğsümden sızan ışık önümü aydınlatıyor. Yine de hep en karanlıklarda ‘ben’ yürüyorum. Size kitlesel yalnızlıklar hediye ediyorum. Sizi umursuyor, size üzülüyorum. Yorgun düşlerinizi hapsettiğiniz zindanlar bile size ihanet ediyor. Siz yine de en büyük kötülüğü dahi iyilikle taçlandırıyorsunuz. Biliyorum. Siz cenneti bulmak için günahlar işliyorsunuz. Doğrusu bu sanıyorsunuz ve kimse size asıl doğruyu anlatmıyor. Yaralanıyorsunuz mesela, kimse umursamıyor. Kendi yaranızı kendiniz iyileştiriyor, kendi acınızdan kendi şeytanlarınızı yaratıyorsunuz. Acımasızlık yarışı yapıyorsunuz sonra.
Ama size kızmıyorum.
Acıyorum…
Sessizce uzanıyorum kalplerinize siz uyurken ve katledilmiş iyiliklerinizi selamlıyorum…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder