3 Haziran 2011 Cuma

Kıble’nin İhaneti

“Beni aldattın!” dedim, nefesi nefesime varmaya ant içmişken.
Durdurmak istedim etrafa saçılmış, kanayan yaraları.
Geri çekti yağmur kendini,
Kanayan aslında kalbi delik, sahte bir denizciydi.
- “Siz kadınlar” dedi, “ hep böyle değil misiniz?
Terk edildiğinizde elinden oyuncağı alınmış çocuk hırsına bürünmez misiniz?
Dünyanın tüm oyuncaklarını verseler size, yine de o zorla alınan oyuncağı istemez misiniz?”

“İnsan doğası bu değil mi? “ dedim.
“Her insan kendinden zorla alınan herhangi bir şeyi geri alana kadar her türlü şeytanlığa girmez mi?
Elde edip de hevesini aldıktan sonra fırlatıp gitmez mi?”

| Kumar oynadık tanrının değerleriyle.
Aslında bakarsan hayat hepimize yönlendirilen bir küfürdü,
Bazılarımız umursamazken bazılarımız gurur meselesi yaptı.
Üçlü oyundu belki de,
Yar, yara ve yaratan.
Bazen de sonradan eklenen çelimsiz şeytan.
Ten değiştirse de, boyut değiştirse de hep aynı.
Bir de; en arkadan en önü görme ihtimaliyle. |

İntikam kelimesinin bize bahşedilen iki farklı anlamını, yolun iki zıt yönünden son sürat gelen arabalar gibi çarpıştırdık.
Aylardır süregelen arama – kurtarma çalışmaları halen devam etmekte.
Asırlar sonra bulunması muhtemel bir arkeolojik olay gibi.

Cahil dönemim, buluğ çağım.
Tehdit et kalbimi, yara’n düşük yapsın.
Boynuma çizdiğin iz’in sonsuz yalnızlığımdır.
Ki ellerini ağda ile çekmediler mi tenimden?
Tenim şimdi buz.
Tabi tenin altında üşüyen et midir, ruh mudur bilmem.
Sen söyle…


- “ Ah benim gençliğim, en asi, en heyecanlı, en korkak yanım.
Ben bunları kaybettim.
Sana anlatmaya çalıştığım da buydu. Eksiğim.
Bile bile geldiğin yolunum senin.
Baştan dönmeliydin!”

“ Sana dedim hoyratlığım,
Tenim benden bile geçerdi geçseydi senden.
Ah, birkaç parmak izinden öte ne kaldı?
Cezam kesildiğinden beridir yokluğumla varlığım bir.
Kendi içimde başkasına emanet ettim beni.
“Ve” dedi tanrı, “Evet. Her geceyi sabaha kavuşturana dek beklemek senin görevin!”
‘Nöbetim ömrüm olsun tanrım, yeter ki sesi duyulsun.’

Duyulmadı …

Beni olgunlaştırdın, büyüttün, susturdun, durdurdun. Kutlarım.
Birazdan ölecekmiş gibi yaşamayı bile öğrettin de bir şükretmeyi öğretemedin.
Bir de gelmeyi öğrenemedin be.

-“ Ah’ın yeminim olsun, ömür boyu yanımda dursun da,
Sen git!”

“İki dağı tapınak olarak gören, hiç yorulmadan, dinlenmeden defalarca gidip gelen…
İntikamını ör saçlarına.
Ahmaksın sen!
Ama göremiyorum işte gözümdeki yüzünden,
Anlamıyorum, uyuşturduğun zihnimden.
Ne yaparsan yap, yok, gidilmiyor senden…

Hiç yorum yok: