3 Haziran 2011 Cuma

Katilin Sesi

Kaç kadını daha boğdu erkene alınmış gece nöbetleri bilmem.

Yorgundum ben ve uykusuz yara kabukları vardı herkesten.

“Tanrı” dedi sonra usulca, “Sever tüm kullarını, lakin kan kokmalı bazı geceler.

Yoksa kim aitliğin küfründe yoğrulur ki derinden?”

“Tamam” dedim. “Tamam da her gece aynı sol mu kan yağdırmalı?”

“Hiç gerek yok, git uyu!” dedi.

Tanrı, küskün bir sonbaharı katletti.

Usulca kalktım yatağından. Usulca kırıldı tüm bardaklar,

Dünya kırıldı, ama hiç ses çıkmadı.

Nasıldı bilmiyorum.

Ben kötü giden her şeye sövdüm.

Ama baktım sonra, her kötü benden başlıyordu.

“Ben mi kötüyüm” dedim, oysa kötü olmak için yaratılmamıştım.

- Kırıyorsan bir bardağı bile, … -

Tanrım;

“İnkarla büyüyor yangınlar, ama hiç büyümüyor insanlar, giderek küçülüyorlar.

Nefreti yaraya sarıyorlar,

Kafaları bir dünya.

Yanık kokuyor sonra bütün tenler

Ama acıyı hissetmiyorlar.

Sanki, yemin ederim sanki, o yangının acısı benim göğsümde toplanıyor.

Bildiğim ne kadar kelime varsa hepsi, evet hepsi çivi oluyor,

Bedenim ve ben.

Tanrının elleri.

Her gece bir çiviyle mutlu ediyorum hiç tanımadığım nefretleri.

“Çok sigara içiyorsun” diyor. “Hiç tanımadığım kadar çok.”

Odama geliyor her gece ben uyurken.

Uyuyor oluyorum ya yine de cenneti görüyorum avuçlarında.

Cennet ki kurtuluşum ama ırak.

Saçlarımı okşuyor,

“Ah” diyor, “Ufaklık.”

Sonra duvardan duvara çarpıyor iyi olan neyim varsa.

Çok canım yanıyor yine de uyuyorum.

“Çok sigara içiyorsun” diye fısıldıyor öfkeyle.

Sonra gidiyor kendi kendine söylenerek.

“Oysa” diyorum arkasından, “oysa evrenin bütün sigaralarını sen hediye ediyorsun bana.

Her sigarada adın yazıyor hiç tanımadığım biri tarafından getirilen.

İçmiyorum ki hiç, sadece avuçlarımı yakıyorum.

Ellerim çok üşüyor yoksa

Ve sen üşüdüğü için kızıyorsun diye…

Neyse duymuyorsun.”

Şimdi sen yetim bırakılmış tüm yalnızlıkları giy üzerine desem,

Bilirim sevmezsin kalın giyinmeyi.

Gel desem, kadınlar düşman.

Sussam, mitolojide adı geçen her tanrının kölesiyim.

Tüm evrene gösterdiğimiz “Bir aşkın ne kadar metal olabileceği” hikayesiydi.

Hikayeydi yani.

Herkesi ayakta uyutan ve kan kokan.

Şimdi herkes gitsin,

Tanrım; nefreti sen kus, üzerime sıçratmadan.

Yaşlandı sahneler, perdeler.

Hadi gidin…

Küçük bir kız kaybettim,

Sigara kokan gecelerde duvardan duvara çarpılmak üzere.

Büyüsün o zaman yalanlar...

Hiç yorum yok: