3 Haziran 2011 Cuma

Damar Günlükleri

Yağmurlu bir özlem sabahı kov beni hayatından. Böyle aniden, kimsesiz. Umursamaz ve katilce bir edayla.



Nasıl gelmiştin sen? Nasıl çağırmıştım ben seni?. Nefreti de damarlarına ben mi enjekte ettim yoksa fark edemeden?!. Sen, yetim kalmış bir yalnızlığın kibirli efendisi. Ve bil; Ah! Evet. Asıl şimdi yetim kaldım, asıl şimdi, gitmişliğinden...



İzin vermeliydin oysa ki. Göğsünde tek nefeslik dinlenme anına izin vermeliydin bir kez.



Yaralarım mı seni böyle korkutan?



Ben anlayamadım boğulası boşluklarının derinliğini. Daha labirentine varamadan kayboldum çünkü. Çünkü küçüktüm daha, çok sırlıydın. Görünmez duvarlarına çarpa çarpa büyüdüm ama bak. Beni büyütmesine izin verecek kadar çok sevdim.



Kalbimdi o dünyayı sığdırdığın. Sana heyecanlar doğurdum. Korktuğun yine ben oldum çünkü alışmıştın sıradanlığa. Beklentilerin vardı ve beklentisiz sevmiştim seni. Kalbinden ırak bir kente atılan bir bomba gibi hissettim kendimi sonra. Hedefi tutturamamanın acısıyla saldırdım ete aç bir hayvan hırsıyla. Oysa parçaladığım yine kendi etimdi, ne değişti?



Anlat herkese. Söyle bilsinler. De ki mesela; Sevmesine hiç izin vermedim. Ama o hep sevdi. Benim olmasına hiç izin vermedim, hiç sahiplenmedim. Ama o hep benimleydi... Söyle öğrensinler, söyle gülsünler. Söyle kan yağsın göğünüze...



Mezarımı giyindim, cehennemi giyindim, ölümü, en çok ölümü giyindim. Zaten çürümeye yüz tutmuş bir yığın et parçasından ibarettim.

Gittin!

Puslu bir kangren hayatla, sana, infilak ettim...



Neden böyle biliyor musun?

Bil öyleyse...

Kulun tanrısından başka aşkı olur mu? Neden kalp solda hiç sordun mu? Büyük günahlar, günah yazıcılar hep solda. Ondandır da kanayan yaranın solda olması. Ve kul tanrısını unutarak düşer kul aşkına. Tanrının vefası daha fazladır da görünmez ya, ah bu kulun kula vefasızlığı.

En büyük günahın haliyle derin yarası. Yar'a'm. Vazgeçemiyorum sensizlğimden...



Anlamıyorsun biliyorum da yine de bir dene. Yağmur neden? Tam vaktinde yağdı hep ben gördüm. Ne zaman çok kanadımsa o zaman ziyaret etti şehri. Ben bildim, içimdeki acının yansımasıydı. Sen gittin diye nefret kustu, görmedin. Hep ellerin cebinde, hep ayağında damlalara tekmeyle.

Ölüyor bir yer, bir yer var işte ölüyor. Görmüyor olamazsın. Ah hayır! Bunu kabul edecek değilim.

Ama gelmelisin. Yoksa korkarım dünyayı kabuk bağlayacak. Ya da kanımla boğacağım tüm kirli yüzleri.



Anladım evet. Tabi ya. Ellerin niye hep cebinde, anladım. Elinin cebinden çıktığı an düşeceği tek yer taşın altı. Korkaklığın sanırım varolan en kara yazgı. Ben hiç görmedim böylesi bir korkaklığı.



"Tanrım! Sen kimseyi kalbi donacak kadar sert soğuklarda bırakma."



Bilseydim üşüdüğünü sırf seni ısıtmak için yanmaz mıydım?



Gitme bence.

Gel,

Kov beni hayatından.

Çünkü ne zaman gitsen ya adımların kalıyor geriye ya bakışların.

Oysa gururum var,

Kovulduğum yere geri gelirim mi sandın?

Sen geri gelmeye mi kalktın?

Yürüdüğün o yol, yanlış.

Sen yine de cesedimi gör,

Ellerine gizlenmiş nefesimi yak.

Bir cümle doldur silahına ve hiç korkma.

Korkma kimse seni katil saymayacak,

Cezan özgürlüğün olacak hem.

Ateş et.



At-

eş-

et..





Bu yaşamaktan sayılmaz...

Hiç yorum yok: