Bugün Pazartesi.
Bir tek Yağmur küs kaldı tanrı babasına.
Onun dışında herkes iyi geçiniyor birbiriyle ve en çok kendisiyle.
Yağmur :
“Kadınlar var.” Dedi. “Kadınlar şehvetli.
Tanrı kadını yaratırken şeytana teslim etmedi mi?
O zaman ağlamayacaksın!” dedi.
“Ağlayacak yüz yoksa karşında,
Aptal gibi ağlamayacaksın olmayana!
Kadere kafa tutmakla boyun eğmek arasında ince bir çizgide durmayacaksın işte. Ya kafa tutmayı bileceksin ya da aciz gibi susup boyun eğeceksin!”
“Her insanın kalbine saplanır aşk,
Her insanın alnından geçer.
Bunun için kimseyi suçlayamazsın.
Doğru mu yanlış mı tartamazsın.”
“Ne yapmalı” dedim, “Yağmur, ne yapmalı?”
“Yetmedi mi?” dedi. “Yetmedi mi bunca kafa tutmaların?
Hayır, katilin olay mahalline geri döndüğünü öğrendik de,
Maktulün katile geri döndüğü nerede görülmüş?”
“Oysa” dedim “Yağmur, oysa
Birbirinden ayrılan kıtalar gibiydik biz.
Bakıldığında puzzle parçaları gibi aynı,
Sadece ayrı.
Ve aslında
Abdestsiz namaz gibiydi bu aşk.
Cami avlusu olmalıydık biz.
Aramıza usulca bırakıla o piç: yaş farkı kundaklı ayrılık.
Oysa sende biliyordun, yaşla başlamıyordu aşk.
Ama yaş’la bitiyordu işte, nedeni bertaraf.
Tek soruyla cehennemi yaşıyorduk bu devirde Yağmur.
Tek soru:
“Giden, kime gitmiştir sizden?”
Cevabı boğaza yumruklar indirirken ya da cevapsızlığı mı demeli,
Gözde beliriyordu ateşler.
Ve nedense hep aynı yerde çıplak kalıyordu insan, aynı yerde çaresiz, savunmasız.
Hep aynı yerde yenik, neden?
Araf burası Yağmur,
Af her zaman makbuldür.
Sorma…
Ben Yağmur; Senin hayat bulduğun tek kabile,
İsimsiz tek dünya,
Kimliksiz tek bünye.
Ben; en kutsal aşkın en korkak ve en yalnız tanrıçası.
Yine de olsun, üzülme,
En azından seni tanıdım…”
Bugün pazartesi.
Ki zaten zamanın bazen yanlış bazen de flu yüzü.
Biraz da belki dünyanın sol yanını taşıyor gibi.
Hangi omuzdan akan kan hangi katile ulaştı ki bu zamana kadar?
Çok küçüğüz biz,
Dünyanın sığdığı yere göre çok küçüğüz.
Oysa geç kalmadık mı?
Kaf Dağı kadar uzaklarda hayat.
Bekledikçe arşınlandı hep mesafeler.
Gel dedikçe kaçan yüzler tanıdık,
Adım attıkça yalnızlaştık.
Yine de ne olursa olsun bir “nasılsın?” demeyi bilmeliydik ya,
Peki katillere “nasılsın?” diye sormak suç muydu?
Suçmuş gibi tutsak edildik.
Neyse,
Bugün, bir tek Yağmur’un tanrı babasına küs kaldığı pazartesi.
Araf günleri.
Islak kalabalıkların güneşi.
Biz iki kişi değildik, sadece adımız intikam ateşi.
Soğuk yenmeli diyeydi zaten kışta yaşamak.
Öyle işte Yağmur.
Neyse. Bugün Pazartesi…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder