16 Mart 2012 Cuma

Sahra'da Porsuk Çayı

Kulunçlarından yağan ceninlerin fiziksel parçalanmaları nedeniyle harekete geçen buzullar kanla karışık çözünmekte çoktandır.



Mekanik yargıyı elinde bulunduran devlet, sövgünün ahlaksız bir fiil olmasından dolayıdır ki müebbet pranga ile hüküm vermekte.



Oysa dilimizde raptiyelerden bir ordu.



Düşmanı yenmek tinsel bir zaferken yetkili mahkemeler tarafından alındı hisler.



Artık adı yok aşkların.



Yalnızlığın rengi bir tek kan kırmızı…











Bir baltaya sap olamayışımdan dedi, içinde gördüğü küçük tanrısına.



Oysa tanrı ona değil baltaya sap, sapa balta olma yetisi bile vermişti işte.



Kanıyordu bir göl.



Bir göz ayin sızdırıyordu, apaçık.



İhtilalleri en çok iblisler sever.



Kan ve barut kokarken Zeus’un göğsündeki o alan, luciferi uyuyor beklemek kadar saçma.



Senin ellerin kan kokuyor bir tek, senin tenin kadın kokuyor.



Ve bir tek senin ensende gördüğüm iblis.



Günaha aşk besleyen firavun gibiyim ve kavmim…



Ben Musa’yı hiç dinlemedim…











Çok su verilince ölen çiçekler gibidir belki de bu durum – adına aşk denen.



Çok gözyaşı,



Çabuk çürüyen kökler…











Sırf bu yüzden kan kokar geceler.



-Kan mı kokar?-



Sizin hiç burnunuza çarpmaz mı?



Ah, tanrım. Nabzınızı kontrol etmelisiniz.



Aşık olduğunuzdan emin misiniz?







Hayatın zehri rüyalara gizlenir.



Ne zaman uyusam zehirlendiğimin elbet farkındayım efendim, niçin hala çocuk muamelesi yapıyorsunuz?











Ben her gece duvarlara saklanan kum tanelerine fısıldadım adını,



Yaşadıklarını ve yaşattıklarını,



Hayatın intikamını benden alışlarını…







Gariptir,



Birçok tende nefes olabilecek iken, aptalca bir yerde ceset olmayı seçmek.







Gözbebeklerinde gördüğüm, tanrı tarafından el konulmuş gerçek kimliğiydi.



Ne çok uzadı dedi, senin ütopyanda hayat.



Uyusana sen dedim, toprağı örtüp üzerine.



Ben kumlarımı kaybettim.



Çünkü biliyordum, gitmeye programlı senin varlığın.



Değiştiremeyiz ki tanrının gerçeklerini…







Çirkin elleri olan adamları anımsıyorum bir tek.



Benim cennet haritam olup, kendilerinin beğenmediği elleri olan adamlar.



Sonra her şey kayboldu.



Her şey ama.



Bir ben, bir gece, bir hoyrat rüzgar.



Ben kumlarımı kaybettim.



Zaten anlatacak hiçbir şey kalmadı.



Belki de Musa’yı dinlemeyişimdendir bu lanet.



Her neyse.



Aptal gibi rüzgarın götürdüğü yöne gidip basitleşmektense,



Kendi benliğimle rüzgara zıt gitmeyi yeğlerim.











Sırf bu yüzdendir işte,



Bu yüzden,



Yenilgilerim de,



Zaferlerim de,



Savaşlarım da,



Sırf bu yüzden…

Hiç yorum yok: