16 Mart 2012 Cuma

Totemistik San-c-ılar

Yine tanrıyla başlasın istedim satırlar ve bir tanrı aldım yanıma yukarıdan.

Çek dedim bir sandalye veya otur istediğin yere, karşıma.

Anlat dedim beni, anlat ki bileyim.



Ben neyim?!..



Sus’ma-sın dedi. Hoyrat bir sus’ma. Ağzını delip geçiyor aslında kelimeler ama sen yine de susturuyorsun acını, ama neden?

Uslu bir tanrı olup soru sormamasını istedim.

Sen dedi, susarak vuruyorsun o adamı farkında değilsin.

Yüzünde gizliyorsun mesela bir silahı ve bakarak deliyorsun gövdesini. Sonra niye uzak diyorsun. Saçma.

Yani dedi, insanlar envai çeşit silah imal ederler, bak bu da saçma.

Sözler vardır, gözler vardır, yüzler vardır, hiç akıllarına getirmezler.

Sen katilsin mesela, hem katil hem maktul olabilir mi insan sorusuna en gerçek örneksin.

Öldürüyorsun, ölüyorsun…

Ve nasıl olduğunu da hiç sezdirmiyor, hiç delil bırakmıyorsun.

Helal olsun!

Sen yenik başladın bu oyuna dedi. İlk, aşkla baktın ona. Oysa tanımalıydın ilk. Önce sıradan biri olarak tanıyıp sonra ‘aşık olabilmeyi’ seçmeliydin.

Aşk çok kördür çünkü. Görmez hiç hataları. Sen gördün mü?

Sadece var olduklarını bildin ve yok saydın! Yanlış mı?

Hak verdim…

Sen dedi tekrar, ona kelebekler açtın içinde, sonra hain bir kürtajla yok etmesine izin verdin. Yetmedi, ölümü onun elleri getirdi diye sövdün, söylendin. Peki niye izin verdin?

O zorlamadı, sen kaybettin!





Kan sızdırmaya başladım yatağa, affet!

Ölüyorum yavaş yavaş…



Kürtajın o puslu kahrıyla, o içli buhranıyla yaşadın bir süre.

Asalaklar gibi ağladın her gece. O, altına kadınları alıp soluğunu kesti, zevkle inledi. Sense adını sayıklayarak sızdın buz kütlesi yatağında her defa.

Nefret bile edemedin, sıradan bile edemedin, ne kadar beceriksizdin…

Kendini bile tanımazken, kalktın, zifiri karanlıklarda onu tanımaya çalıştın. Yüzünde asılı bin maskenin altındaki gerçek yüze ulaşmayı hedef saydın. Aptal! Bak, hep sen kanadın. Onu sıyırıp geçti bu yara –ki o bile fark etmedi.

Sen yok sayıldın…



Fısıldadım diline:

“Küçük gördü beni, çocuk…

Kızım diye sevmedi,

Küçüğüm demedi,

Çocuksun dedi, gitti.

Bu aşk; temelsiz bir apartman gibiydi…”



Avuçlarını açtı, gel dedi, bak kendine. Değil miydin çocuk?

Çocuktum…



Şimdi dedi, büyüdün ya sen, öyle zannediyorsun ya hani. Hayat da sana “intikam” düşlü bir an vaat ediyor ya hani. Al işte, kullan bu vaadi, ispatla büyüdüğünü dedi.

Sustum…

Bak dedi. Ne kadar dönersek dönelim dünyanın bir tarafı arkamızda kalır. Yani tam olmaz hiçbir şey, hep eksiklerle yaşanır. Durduğun yerden baktığında dünyanın tamamını görebiliyor musun sanki? Gözbebeğin kadar hayat.

Çabalama hiç, daha fazlası YOK!

Çok yüz verdin kalbine, kendini adam sandı. Kandaki krallığını kullanarak hükmetti sana gecelerde, kul gibi itaat ettin sende. Onu görmek de cehennemindi senin, hatta en dibi. Nefesin gururu oldu, bakışların kibri. Hoyrat efendiler yarattın. Yaratan sen iken, onların ilk öldürdüğü yine sen oldun…



Onun gelir gibi yapıp seni parçaladığı bu aşkta, seninde bir intikamın olmalı MUTLAKA!



Görme olanları ve korkma. Her şey senden yana artık.

Taktik aynı.





Dön, ateş et ve git!



Hepsi bu…

Hiç yorum yok: