16 Mart 2012 Cuma

Beynimin yorgun odalarında tozlanan anılarına…

Bugün adınız düş, adınız kül,

Bugün günlerden buhran,

Vakit karanlık.

Karanlığa alışık bir ruha ışıkları açmak bombalamaktır yaraları.

Ölümü getiriyorsunuz bana, adım adım.

Adım yok benim, tenim yok.

Kalbim,

Kalbim çürümüş bir sandık.

Üzülmeyin! Bunu siz istemediniz mi?

Hiç düşünmeyin…

Biliyorsunuz siz, kimse unutmak için sevmiyor bir başkasını.

Ama feleğe öyle alengirli bir rol verilmiş ki,

Her sevileni unutulmaya mutlak mahkum.

İtiraza kan, savunmaya kan, boyun eğmeye kan…

Kanayarak mı üzeri örtülüyor bu olanların?

Siz bunları bilin, bilerek sevin hatta.

Her şey sizin eserinizdir çünkü, görüntüleri değişerek bazen.

Bunun bir çözümü yok mu demeyin.

Durarak yaşanmaz hayat, mutlak adım bakidir, nefes durana kadar.

Çözümü yok!

Sağlam durun bir tek.

En sağlam kalıpların bile parçalanmış, yaralanmış yerleri olduğunu bilin,

Ve bilerek dik durun!

Küçük bir iğne ucu yarasıdır önce,

Sonra bıçaklarla kesilen, genişleyen, derinleşen bir şey.

Her eskiyi hatırlamak, her yeniyi eklemek ve hatta her şey büyütür yarayı.

Bir gün o yaranın içine düşmekten korkar hale gelirsiniz.

Ve anlarsınız;



O içine düşmekten korktuğunuz yara boşluğu kadar gerçek başka bir şey daha yoktur.

Hiç yorum yok: