Tanımadığım insanları özlüyorum bazen, bazen de tanıyamadıklarımı.
Küfrediyorum yaralı bir ceylanın dinine, imanına.
Küfrediyorum zafer sarhoşu bir aslanın kelamına.
Adınızı unutuyorum sık sık, affedin.
Çok küflendi ihtiyar hafızam.
Uslu durun, örtün yaralı kadınları.
Yaraya tuz basılan, ekmeği tuza katık yaptırılan kirli bir mezarlık burası.
Şşşttt!... Nefes dahi almayın.
Cesetlerin teninde yanıyor gece,
Uyandırmayın.
Söz verin sakin olmaya, size bir sır açıklayayım.
Ben en çok bana kendi etimi hediye eden adamları sevdim.
Kendi etiyle gelenler ise zaten baştan kaybedenlerdi,
Onları da tebessümle sakladım.
Siz hep uslu çocuklardınız da, işte ben şirinleri hiç tanımadım.
Kendi ruhumda yandı kendi ateşim,
Kendi tenimi yırtarak büyüdüm.
Ekmeği kana bandım, kalemi kalbe sapladım.
Tanımına argo ekledim yalnızlıkların,
Varlığından bile habersiz bir kayaya deniz taşıdım.
Tuğrasına gem vurdum ‘o’ kokan şehirlerin.
Zordu ya olsun, varlığına kilit vurdum kimliğinde o taşıyan anıların.
Kapatın gözlerinizi sabahlara
Ve bilin
Çıplak kaldı tüm dağların mahremi.
Boş verin sonra,
Noktasını koyun eksik sızıların.
Adına mühür basın, ekvator çizgisinden geçiyorsa acılar.
Bam telini bulun ve ateş edin sadece.
Her oyun gibi bunda da önce vuran kazanıyorsa,
Ateş edin ve gidin usulca.
Kan durur, kan kurur elbet.
Gerçek şudur ki;
Her maktul sadece kendi katiline aşık olur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder