Çok büyük bir sancı. Can'a candan öte düşer miydi kul?
Bilmiyordum bu denli yakınlığı. İçimde dünya taşımayı bile öğrenmiştim oysa ki. Nefesim göğsüme batıyordu ve tıpta yoktu çaresi. Hekimler bir bir intihar ediyordu sanki. Bulunmuyordu işte panzehiri. Neşter yiyordum, kan kuruyordu. Kabuk bağlayacak sandığım an yeni bir neşterle karşılaşıyordum aniden. Kalbi somutlaştırıyorduk. Elle tutulur yapıyor, fırlatıp atıyorduk. Camlaşıyordu, parçalanıyordu. Çok kanıyordu ama körü oynuyorduk bildiğin.iz. Çünkü kalp ne isterse yasaktı. Mantığa uymalıydı her şey. Acından ölsen de mesela gülümseyecektin. Hiçbir şey yokmuş gibi. Ve aslında doğruydu. Hiçbir şey yoktu. O kadar yoktu ki alışmak bile zordu bu devasa yokluğa.
"Vazgeç duvarına dön yüzünü!" diyorlardı. " Bu aşka o yabancı..."
Tanrım; kimsenin bilmediğiydi. Kimsenin bilmediği: Bir gün görmesem özlememdi.Bir güne bile sonsuz özlemi sığdıran o ilahi güç görünmüyordu ya, İbrahim ateşine bürünüp yakıyordu. Hareket dahi edemezken dönemiyordum haliyle yüzümü de. Öyle yanıyordum.
Hem en güçlü yanımdı hem en güçsüz. Dünya önümde dağ olsa sırf o yanımda olsun diye delerdim. Sevgisizliğim ve yalnızlığım ise felç geçirmiş gibi aciz kılıyordu beni.
Bu aşkla hissettiğim o müthiş duyguları ( heyecan, mutluluk falan) evlat edindim. Acıları ölüm saydım bir de. Ne evlatlar öldürdüm, defalarca öldüm...
Ve hep sustum. Hiç anlatmadım. O, bir bakışımda her şeyi gördüğünü söylemişti ya. Bu kadar kudrete karşın susmalı dedim insan.
- Madem beni istiyordu tanrıların, bu kadar kolay vazgeçmeli miydin? Tanrılar imkansıza yüklenirler. Alsaydın kalbimi, kimsenin bilmediği bir yere. -
Benden çok vardı hayatında ve sen beni seçmiştin.
Neden?
Boşluğu doldur tüm yataklara!
Kırgın kadınları durduran bir el hep vardır, gizli. Küfürleri durdururlar, öfkeleri durdururlar ve, ve en çok kanamayı durdururlar. Aslında aptaldırlar. Durdurduklarını sanırlar. Oysa kan daha da şiddetlenir geceleri. Oluk oluk yağar şehre. Bazen kar, bazen yağmur gibi...
Uzun oldu gidişin. Ölüm içirdi her gece zaman. İlaç niyetine. Sormadın. Nasıl kanadım, nasıl ölüm yuttum, anlamadın!
Dudaklarım... Dudaklarımı soğuk bir koğuşta unuttum. Unuttun nefesimi! Hangi evrende vardı böyle dönmek? Kanayan bir yarayla zevk doldun, sol şakağından aşkı vurdun. Ayrılıkla seviştin sonra yalnızlıkla.Tek adresiydim kanayanların. Yine ben vuruldum. Anlatmadım ama. Daha anlatmadım hiçbir şeyi. Bilmiyorsun yani. Sen kadınları görüyorsun, seviyorsun, sevişiyorsun, kirleniyor, eksiliyorsun. Ama bilmiyorsun işte. Bir dünya yarattığını, binlerce varlığı öldürdüğünü, dehşet yarattığını, nefret kusturduğunu ya da ne bileyim deli gibi özlendiğini falan bilmiyorsun. Kaybedilmiş bir hazinenin kayıp haritasıyız. İki parçaya bölünmüşüz. Parçalar birbirinden sonsuz uzak. Bu yalnızlık, ah bu yalnızlık varlığımıza kurulmuş bir tuzak.
Tanrım... Yarattığın her şeye hayranım. Hele O'nun kalbine... 40 kapılı han gibi. 39 kapıyı açsa hiç düşünmeden, bir tanesi mutlaka kapalı kalıyor. Ne ben tam güvenebiliyorum yani, ne o tam teslim oluyor - du ki bu savaş bizi çok eskitti.
- Hangi tanrıya ait bu gitme piçleri? -
Söz vermeyi öğrenen tüm erkekleri yakmalı!
Şimdi onun için savaşmaya kalksam mesela gücüm yok. Korkarım daha büyük yıkımlarla karşılaşırım diye. Dursam, beklesem, sussam, zamanın devalığına teslim olsam gönlüm razı gelmez. Ölsem, tanrı affetmez...
Her şey bir kenara da aklımda hep aynı replik:
"Senin aklından geçeni ben kalbime yazdım!"
(Not'cuk, küçük: sen bu şekilde benim aklımdan geçip kalbimin en derinlerine kazınmışken, asıl ben senin aklından geçtim, sadece geçtim. Duraklamalık bile izin vermedin ki kalabil's'eydim...)
(Sahibinden ırak.)
.
3 Haziran 2011 Cuma
Yitik Muhakeme
"Gül hare düştü, sîne-fikar oldu andelip,
Bir hare baktı bir güle zar oldu andelip."
(Gül dikenin üstüne düştü. Bu yüzden bülbülün göğsü yaralandı. Bülbül bir güle baktı, bir de dikene, feryada başladı.)
Nailî-i Kadîm
Yitik Muhakeme
Büyüğüm.
Sıcak mezarında hala yalnız mısın?
Mutlu musun kanamaktan -hala-?
Kanatmaktan haz duyuyor musun?
Gelmeni bekledim hep,
Aramanı, durup bakmanı, savaşmanı.
En çok benim için savaşmanı bekledim.
Çok uzaklaştın.
Vurmak istedim seni.
Ölüm en çok sana yakışacak bir şeydi.
Tüm ölüler kıskanmalı ve azrail aşık olmalıydı.
Ve öpmeliydim bir kere de olsa seni.
İçimde kalmamalıydı.
(İçimde kan, dışımda durgunluk.)
Gidişin neşter olmamalıydı, susuşun katil.
Rüyalarımın azılı katili, adım adım aranıyor olmamalıydın.
Nikah masasında terk edilen gelin gibi hissetmemeliydim.
Donuk, anlamını yitirmiş, sersem...
Terkedilmek hoyrat.Geri dönmek aptallık.
Hala aşık olmak, ah bu, işte bu can alıcı.
Artık kavuşmak imkansız.
Varlığı kanıtlanmışken tüm hücrelerime nasıl özlemi yasaklar tanrı?
Zamanı gelecek!
Beni yine göreceksin.
Hatta özleyeceksin.
Kimsenin benim gibi sevmediğini de bileceksin.
Pişmanlık kör kuyu. Düşeceksin.
Hataların ise dev kayalar olacak, ezileceksin.
Ben susacağım, ben bakacağım. Sen!
Yenileceksin.
Ağlamanın acizlik olduğu varsayımını unuttuğun gün sana geleceğim.
Kanamalı bir nefreti tükürüp atacağım heybemden.
Prangalar yutturduğum kalbim kelebekler doğuracak.
Pelesenk ettiğin tüm yaralar kapanacak.
Sanma hayat seninle güzel!
İnsan elini kalbine koyup kendini avutuyorsa, sanma hayaller sana değer.
Hangi ceset katilini affetme lüksünde bulundu bu zamana kadar?
Lüksler intiharlı.
Yapma, buna deliler bile güler.
Artık tek başıma dans edebiliyorum.
Şarkılara kusuyorum.
Hala kanıyorum ama ağlamıyorum.
Karşına çıkmaya cesaretim yok ama 'hala' seviyorum.
Ve-hala- seviyorum ama dünyanın sonu mu bu, sanmıyorum.
Bakıyorum kendime.
Ayna kırık gösteriyor.
İçimde:
Ortada kalmış cesetler,
Açık mezarlar, kanayan yaralar, kopan organlar var.
Sayısız yaralı, ölüler var.
İçimden yansıyan bu bilanço ağır.
Savaş sonrası durumu var.
Muhakeme zamanı geçse de
Toparlanmaya zaman var.
Seni görmek; hayali bir arabanın son sürat içimi delip geçmesi gibi bir şeydi.
Paramparça nefes alabilmek miydi kainatın efendiliği?
Senden gözlerimi kaçırmak uçurumda süzülmekti.
Kör kalmak mı caizdi?
Ve aşk;
Seni unutamamak tanrıya ihanetti.
Bu yüzden tanrı beni seninle ödüllendirdi.
Kanama dur!
Kan.ama dur!
Gittikçe derinleşen bu illet, bu vadi, bu yarık
Sonsuza dek sürer yoksa böyle.
Lavanta kokar ölümlerimiz ve en çok lavantaların cinayetlerine ağlarım.
Sevgilim.
Gel sen lavantalara acı, beni anla.
Yokluğuna alışmak diye bir çare var biliyorum da
Böylesine büyük bir aşkı kaybetmenin ne anlamı var?
Oysa ben dünyanın katili olacak kadar çok seviyordum gözlerini.
Varlığınla hep sende kalabilirim.
Yokluğunda bunalım devri geçirir, giderim.
Unutma:
Bunalım bir çöküş değildir, olmamıştır da.
Nefes almaktır, dinlenmektir bir yerde.
Mutlak toparlanma, yenilenme olacaktır.
Sensiz.
Sen./s
.iz...
Bir hare baktı bir güle zar oldu andelip."
(Gül dikenin üstüne düştü. Bu yüzden bülbülün göğsü yaralandı. Bülbül bir güle baktı, bir de dikene, feryada başladı.)
Nailî-i Kadîm
Yitik Muhakeme
Büyüğüm.
Sıcak mezarında hala yalnız mısın?
Mutlu musun kanamaktan -hala-?
Kanatmaktan haz duyuyor musun?
Gelmeni bekledim hep,
Aramanı, durup bakmanı, savaşmanı.
En çok benim için savaşmanı bekledim.
Çok uzaklaştın.
Vurmak istedim seni.
Ölüm en çok sana yakışacak bir şeydi.
Tüm ölüler kıskanmalı ve azrail aşık olmalıydı.
Ve öpmeliydim bir kere de olsa seni.
İçimde kalmamalıydı.
(İçimde kan, dışımda durgunluk.)
Gidişin neşter olmamalıydı, susuşun katil.
Rüyalarımın azılı katili, adım adım aranıyor olmamalıydın.
Nikah masasında terk edilen gelin gibi hissetmemeliydim.
Donuk, anlamını yitirmiş, sersem...
Terkedilmek hoyrat.Geri dönmek aptallık.
Hala aşık olmak, ah bu, işte bu can alıcı.
Artık kavuşmak imkansız.
Varlığı kanıtlanmışken tüm hücrelerime nasıl özlemi yasaklar tanrı?
Zamanı gelecek!
Beni yine göreceksin.
Hatta özleyeceksin.
Kimsenin benim gibi sevmediğini de bileceksin.
Pişmanlık kör kuyu. Düşeceksin.
Hataların ise dev kayalar olacak, ezileceksin.
Ben susacağım, ben bakacağım. Sen!
Yenileceksin.
Ağlamanın acizlik olduğu varsayımını unuttuğun gün sana geleceğim.
Kanamalı bir nefreti tükürüp atacağım heybemden.
Prangalar yutturduğum kalbim kelebekler doğuracak.
Pelesenk ettiğin tüm yaralar kapanacak.
Sanma hayat seninle güzel!
İnsan elini kalbine koyup kendini avutuyorsa, sanma hayaller sana değer.
Hangi ceset katilini affetme lüksünde bulundu bu zamana kadar?
Lüksler intiharlı.
Yapma, buna deliler bile güler.
Artık tek başıma dans edebiliyorum.
Şarkılara kusuyorum.
Hala kanıyorum ama ağlamıyorum.
Karşına çıkmaya cesaretim yok ama 'hala' seviyorum.
Ve-hala- seviyorum ama dünyanın sonu mu bu, sanmıyorum.
Bakıyorum kendime.
Ayna kırık gösteriyor.
İçimde:
Ortada kalmış cesetler,
Açık mezarlar, kanayan yaralar, kopan organlar var.
Sayısız yaralı, ölüler var.
İçimden yansıyan bu bilanço ağır.
Savaş sonrası durumu var.
Muhakeme zamanı geçse de
Toparlanmaya zaman var.
Seni görmek; hayali bir arabanın son sürat içimi delip geçmesi gibi bir şeydi.
Paramparça nefes alabilmek miydi kainatın efendiliği?
Senden gözlerimi kaçırmak uçurumda süzülmekti.
Kör kalmak mı caizdi?
Ve aşk;
Seni unutamamak tanrıya ihanetti.
Bu yüzden tanrı beni seninle ödüllendirdi.
Kanama dur!
Kan.ama dur!
Gittikçe derinleşen bu illet, bu vadi, bu yarık
Sonsuza dek sürer yoksa böyle.
Lavanta kokar ölümlerimiz ve en çok lavantaların cinayetlerine ağlarım.
Sevgilim.
Gel sen lavantalara acı, beni anla.
Yokluğuna alışmak diye bir çare var biliyorum da
Böylesine büyük bir aşkı kaybetmenin ne anlamı var?
Oysa ben dünyanın katili olacak kadar çok seviyordum gözlerini.
Varlığınla hep sende kalabilirim.
Yokluğunda bunalım devri geçirir, giderim.
Unutma:
Bunalım bir çöküş değildir, olmamıştır da.
Nefes almaktır, dinlenmektir bir yerde.
Mutlak toparlanma, yenilenme olacaktır.
Sensiz.
Sen./s
.iz...
RuhiGüçlerOyunu
Lanetli karabasanların en kana aç firarisi var bu gece kentte.
Sevişme!
Uykuyla ölüm ilişkisinde bile korunma var şu saatte,
Tetikte ol ve üşüme!
Sevgilim,
Düşme...
Düşme sensiz hiç gibiyim.
Kürtajı yarım kalmış gebeyim.
Sakat ceninler biriktiriyorum içimde sürekli.
Elleri yok en çok da sağ.
Sımsıkı tuttuğun elim gibi.
Yokluğunda ruhsuz pandomim'im.
Görüntü ve hareketten ibaret gibiyim.
Oysa filmim içimde,
Ahım, kederim en çok da yalnızlıkla sevişmelerim.
Nasıldı biliyor musun?
Tıklım tıklım.
Neredeyse adım atmak zordu.
Kanıyordum.
Dünyayı kan sarıyordu ve kimse görmüyordu.
Ben
ölüyordum.
Çoktan gitmiştin, haberin yoktu...
Cehennem dedin,
Ateşin yemek, irinin su olduğu yer.
Tenin naylon olup aktığı yer.
Cehennem dedim.
Senin iç'in.
Ben çoktandır iç'indeyim.
Cesetler var.
Cesetler süslü.
Yaşıyor gibiler.
Ruhları ölü.
Ve delisin dedin. Deliliğin tüm virajları solladığı en keskin yerdesin.
Eyvallah dedim.
-de sen nesin?
Vazgeç'lerin hırsımı ve inadımı körüklediği noktadayım.
Korkarım birimiz erken ölecek.
Elimde kurşunlar,
Silahım sen.
Haklısın.
Bir silah kendini vuramaz,
Peki neden erken ölümde suçlu aranmaz?
Silahım sen, intiharım ben.
Yüzyıllık bir uykuya yatırıl-mış içim.
Arzularımı kaybetmişim.
Oysa "Tanrı affetsin.!"
Saçlarımdan başlıyor kış akmaya
ve
her damlada bir melek ölüyor.
Öldürün beni diyorum.
Lanetli bir hayvanı vurur gibi.
Ağzımdan havaya dünyanın sonunu getirecek gazlar bırakıyorum.
İnci'l kadar kan kokan bir kitap doğurun bana.
Kanı benim olsun.
Okumayın ama.
Hükümsüz olsun.
Kana susamış vampirlerden yollar yapacağım kendime çünkü
Tanımadığım adamları kürtaj edemem.
Sevgilim yoksa, varlığım onun olsun.
Varlığım onun varlığına lanet olsun.
Yatağındaki tüm kadın saçlarını toplayıp
Buradan kendime samanyoluna kadar yol yaptım.
Giderim!
Yalnız dudaklarından bir öpücüklük boşluk ayır bana
Sadece senin nefesin koksun.
Kaynayan bir mezar gibi bırakıldım gözlerinin çizgilerine,
Affet!
Çok sansürlü bir ten oldum,
Kirpiklerinin keskinliğiyle bile parçalanmayan elbiselerim.
Gözlerine kör oldum.
Kalbim'e kör!
Dudaklarımı kesti jiletlerin
ve ben öğrendim.
Sensiz zengin züppeleri içinde piç gibiyim.
Nefretimi tükürsem de sık sık
Bitmeyecek
Ve aslında sen
Tükürüğümde boy verecek kadar hiçsin.
Ama biliyorum
Gözlerime ilmek ilmek ördüğün yalanlı yüzün
Lanetli bir kazak şimdi
Ne yaparsam yapayım çıkmayacak.
Yine de;
Tanrı affetsin
İbadetimsin ben'im...
Sevişme!
Uykuyla ölüm ilişkisinde bile korunma var şu saatte,
Tetikte ol ve üşüme!
Sevgilim,
Düşme...
Düşme sensiz hiç gibiyim.
Kürtajı yarım kalmış gebeyim.
Sakat ceninler biriktiriyorum içimde sürekli.
Elleri yok en çok da sağ.
Sımsıkı tuttuğun elim gibi.
Yokluğunda ruhsuz pandomim'im.
Görüntü ve hareketten ibaret gibiyim.
Oysa filmim içimde,
Ahım, kederim en çok da yalnızlıkla sevişmelerim.
Nasıldı biliyor musun?
Tıklım tıklım.
Neredeyse adım atmak zordu.
Kanıyordum.
Dünyayı kan sarıyordu ve kimse görmüyordu.
Ben
ölüyordum.
Çoktan gitmiştin, haberin yoktu...
Cehennem dedin,
Ateşin yemek, irinin su olduğu yer.
Tenin naylon olup aktığı yer.
Cehennem dedim.
Senin iç'in.
Ben çoktandır iç'indeyim.
Cesetler var.
Cesetler süslü.
Yaşıyor gibiler.
Ruhları ölü.
Ve delisin dedin. Deliliğin tüm virajları solladığı en keskin yerdesin.
Eyvallah dedim.
-de sen nesin?
Vazgeç'lerin hırsımı ve inadımı körüklediği noktadayım.
Korkarım birimiz erken ölecek.
Elimde kurşunlar,
Silahım sen.
Haklısın.
Bir silah kendini vuramaz,
Peki neden erken ölümde suçlu aranmaz?
Silahım sen, intiharım ben.
Yüzyıllık bir uykuya yatırıl-mış içim.
Arzularımı kaybetmişim.
Oysa "Tanrı affetsin.!"
Saçlarımdan başlıyor kış akmaya
ve
her damlada bir melek ölüyor.
Öldürün beni diyorum.
Lanetli bir hayvanı vurur gibi.
Ağzımdan havaya dünyanın sonunu getirecek gazlar bırakıyorum.
İnci'l kadar kan kokan bir kitap doğurun bana.
Kanı benim olsun.
Okumayın ama.
Hükümsüz olsun.
Kana susamış vampirlerden yollar yapacağım kendime çünkü
Tanımadığım adamları kürtaj edemem.
Sevgilim yoksa, varlığım onun olsun.
Varlığım onun varlığına lanet olsun.
Yatağındaki tüm kadın saçlarını toplayıp
Buradan kendime samanyoluna kadar yol yaptım.
Giderim!
Yalnız dudaklarından bir öpücüklük boşluk ayır bana
Sadece senin nefesin koksun.
Kaynayan bir mezar gibi bırakıldım gözlerinin çizgilerine,
Affet!
Çok sansürlü bir ten oldum,
Kirpiklerinin keskinliğiyle bile parçalanmayan elbiselerim.
Gözlerine kör oldum.
Kalbim'e kör!
Dudaklarımı kesti jiletlerin
ve ben öğrendim.
Sensiz zengin züppeleri içinde piç gibiyim.
Nefretimi tükürsem de sık sık
Bitmeyecek
Ve aslında sen
Tükürüğümde boy verecek kadar hiçsin.
Ama biliyorum
Gözlerime ilmek ilmek ördüğün yalanlı yüzün
Lanetli bir kazak şimdi
Ne yaparsam yapayım çıkmayacak.
Yine de;
Tanrı affetsin
İbadetimsin ben'im...
Sahipsiz Aşklar Manifestosu
^^ İmge istiyor tanrılar bu gece kanla karışık.
Anne rahminden düşen yine "sen" oluyor.
Ruhlarına intihar karışıyor keşişlerin.
Ve,
İhaneti adaletten sanıyorlar.
Aşikar yalnızlıklar peydahlıyorlar.^^
Kin yüklü duvarlara çarpa çarpa çürüyen o et yığını benim!
Bedenimi sil hayattan.
Hapset varlığımı kendine.
Bir nefret var her gece bıçaklayan.
En kanayan yerimden dokunuyorlar sesime,
"Sen" çıkıyor içimden sessizce.
Sensizlik andım olsun ki nefesimi kaybettim.
Bilmem kaçıncı yüzyılı yarılamışız.
Bil bunu, hep kendimizi yaralamışız.
Gözde kurumaya mahkum bir damla varsa her zaman,
Yalnızlık gerçekten çok zordur...
Ah! Aşıklara ölüm yakın.
Yolu yarılamışız.
-
Oysa ki bir yabancıdır,
Yolda görsen tanımayacağındır, sıradandır.
Hayat insanlara oynanan vahşi bir oyun.
El sana kalbin kadar yakınlaşır,
Sonra yine el olacaktır.
Yine yalnız kalacaksındır.
Yine yalnız diyecekler ve yine en çok yalnızlığa küfredeceksindir.
Seni saran tek varlığın o olduğunu bilmek tüketecektir.
Bunca yıl çalışırsın, didinirsin, okursun, yaşarsın, büyürsün...
O gelir tek darbeyle, inanılması güç ama evet, tek darbeyle yılların birikimini piç eder.
Yıkılırsın, dağılırsın, yıpranırsın, yontulursun ve buna aşk acısı derler.
İşte buna yalnızlık derler...
Afettir düpedüz. İnsanın insana kıyametidir.
Borç yaparlar sevgilerini,
Taksite bağlarlar bazen.
Kefil adarlar yaşanmışlıkları,
Kefile yükleyip tüm borçları,
Yok olurlar.
Yok mu olurlar?
Belki de o yokluk bir kurtuluş, bir varış, bir aydınlıktır.
Onun için yok olmak diye ifade edilmese de bu sende yok oluştur işte.
Aslında küfür gibidir yok olmak.
Düşünmezler hiç.
Öldü sayarsın bir yerde. Yaşayan birini öldürmek basbayağı küfürdür.
Bilmezler.
Her bitiş bir başlangıç mıdır?
Hayır!
Her bitiş ölüme bir adım yaklaşmaktır.
Hatta her bitiş ölümdür direkt.
İnsan bir tek aşk için ölür.
"Aşk için ölmeli aşk, o zaman aşk." diye değil.
Aşkın kimyasında terk ve acı var olduğundan.
Gerisi teferruattır.
Bir de batıl inançlar vardır ki utanç tablosu.
"İnsan sadece sevdiğini öldürür."
Ahmaklık!
İnsan sevdiğini nasıl öldürür?
Sevdiğidir işte, kendinde bir parçası vardır.
Kendinden bir parça vardır, kıyılmaz...
Mesafeler aşkı öldürür mü sorusuna en güzel cevap yine mesafedir, uzaklıktır.
Çünkü aşk asıl gelince biten bir şeydir.
Mesafe özlemdir, özlem tutku, tutku aşk...
En çok tanrı memnundur aşktan ve en çok tanrı kızar aşıklara.
Sevgidir, nimettir, zordur, yakıcıdır.
Tutkudur, istektir, ateştir.
Aşıksan aleve hayran bir pervanesindir işte.
İlla ya yanarsın, ya ölüm vardır sonunda.
Ölüyorsan susma!
Susunca adam sanmıyorlar.
Susunca yitik oluyorsun, yenik sayılıyorsun.
Ağlarsan aciz,
Ölürsen aptal!
Tütün kokar sadece ayrılıklar.
Bir de hep kış kokar.
Özgür ve yalnızsındır ya üşürsün hep.
Ayrılıktan ölmezsin ve sen.
Ya yokluktur öldüren ya gerçekler.
İki ucunda da acı vardır, kan vardır bu işin.
Yani velhasılıkelam
Ölüm sadece azrailden gelmez.
Aşka düşmüşsen bir kere
Mutlaka yar da vurur hem de birkaç kere.
Ölmezsin belki ama çok kan kaybedersin.
Aşk hem yetim hem öksüzdür.
Önce bir aileye verilir,
Sonra yurda.
En sonunda sokağa atılır,
Bir çöp gibi...
Uğruna savaşlara gidilir, ölüm beğenilir.
Gün gelince eskir.
Aşk güzeldir, aşk hazinedir, aşk hayattır falan ama
GEREKSİZDİR.
Hele ki karşılıksızsa...
Yoklukta kendi intiharındır ve izlersin sadece.
Eh bir de ilahi güce inanıyorsan imtihandır.
Gücünün ve sabrının sınandığı.
Aşk; iki ucu boklu değnektir kısacası.
Hangi ucundan tutarsan tut sonunda mutlaka avucunda kalan boktur.
Umut mu?
Hiç sorma.
Unut!
Avutucu sözleri unut.
Avunamazsın!
Bir kere bulmuşsan
Ah yazık!
Unutamazsın...
-
Konuştuğum kadar sussam dilsiz olurdum
Sustuğum kadar konuşsam, alim.
Gitmelerine anlam yüklemeyi unuttum.
Gitmek fiildi benim için, hiçbir anlamı bulunmayan.
Gel, gözlerimin içine bak!
Kanat en yaralı yerlerimi.
Sonra en kanayan yerimden git.
Şehri bırak.
Utansın...
Gaipten bir not:
Aşkı kötülemek en çok aşığa yaraşır. İyidir hoştur da mana aramaya gerek yok. Boştur. İnsanların ne kadar büyük dertleri olursa olsun. Kalbi giyotinleyen tek dert aşktır. Her gece bir cellat vurur başını, her sabah bir melek okşar gözünü. Şu bir gerçek ki tanrıya en çok yaklaşanlar peygamberler, evliyalar ve aşıklardır. Ve bir gerçek daha: Her aşkta bir şeytan mutlaka vardır.
Anne rahminden düşen yine "sen" oluyor.
Ruhlarına intihar karışıyor keşişlerin.
Ve,
İhaneti adaletten sanıyorlar.
Aşikar yalnızlıklar peydahlıyorlar.^^
Kin yüklü duvarlara çarpa çarpa çürüyen o et yığını benim!
Bedenimi sil hayattan.
Hapset varlığımı kendine.
Bir nefret var her gece bıçaklayan.
En kanayan yerimden dokunuyorlar sesime,
"Sen" çıkıyor içimden sessizce.
Sensizlik andım olsun ki nefesimi kaybettim.
Bilmem kaçıncı yüzyılı yarılamışız.
Bil bunu, hep kendimizi yaralamışız.
Gözde kurumaya mahkum bir damla varsa her zaman,
Yalnızlık gerçekten çok zordur...
Ah! Aşıklara ölüm yakın.
Yolu yarılamışız.
-
Oysa ki bir yabancıdır,
Yolda görsen tanımayacağındır, sıradandır.
Hayat insanlara oynanan vahşi bir oyun.
El sana kalbin kadar yakınlaşır,
Sonra yine el olacaktır.
Yine yalnız kalacaksındır.
Yine yalnız diyecekler ve yine en çok yalnızlığa küfredeceksindir.
Seni saran tek varlığın o olduğunu bilmek tüketecektir.
Bunca yıl çalışırsın, didinirsin, okursun, yaşarsın, büyürsün...
O gelir tek darbeyle, inanılması güç ama evet, tek darbeyle yılların birikimini piç eder.
Yıkılırsın, dağılırsın, yıpranırsın, yontulursun ve buna aşk acısı derler.
İşte buna yalnızlık derler...
Afettir düpedüz. İnsanın insana kıyametidir.
Borç yaparlar sevgilerini,
Taksite bağlarlar bazen.
Kefil adarlar yaşanmışlıkları,
Kefile yükleyip tüm borçları,
Yok olurlar.
Yok mu olurlar?
Belki de o yokluk bir kurtuluş, bir varış, bir aydınlıktır.
Onun için yok olmak diye ifade edilmese de bu sende yok oluştur işte.
Aslında küfür gibidir yok olmak.
Düşünmezler hiç.
Öldü sayarsın bir yerde. Yaşayan birini öldürmek basbayağı küfürdür.
Bilmezler.
Her bitiş bir başlangıç mıdır?
Hayır!
Her bitiş ölüme bir adım yaklaşmaktır.
Hatta her bitiş ölümdür direkt.
İnsan bir tek aşk için ölür.
"Aşk için ölmeli aşk, o zaman aşk." diye değil.
Aşkın kimyasında terk ve acı var olduğundan.
Gerisi teferruattır.
Bir de batıl inançlar vardır ki utanç tablosu.
"İnsan sadece sevdiğini öldürür."
Ahmaklık!
İnsan sevdiğini nasıl öldürür?
Sevdiğidir işte, kendinde bir parçası vardır.
Kendinden bir parça vardır, kıyılmaz...
Mesafeler aşkı öldürür mü sorusuna en güzel cevap yine mesafedir, uzaklıktır.
Çünkü aşk asıl gelince biten bir şeydir.
Mesafe özlemdir, özlem tutku, tutku aşk...
En çok tanrı memnundur aşktan ve en çok tanrı kızar aşıklara.
Sevgidir, nimettir, zordur, yakıcıdır.
Tutkudur, istektir, ateştir.
Aşıksan aleve hayran bir pervanesindir işte.
İlla ya yanarsın, ya ölüm vardır sonunda.
Ölüyorsan susma!
Susunca adam sanmıyorlar.
Susunca yitik oluyorsun, yenik sayılıyorsun.
Ağlarsan aciz,
Ölürsen aptal!
Tütün kokar sadece ayrılıklar.
Bir de hep kış kokar.
Özgür ve yalnızsındır ya üşürsün hep.
Ayrılıktan ölmezsin ve sen.
Ya yokluktur öldüren ya gerçekler.
İki ucunda da acı vardır, kan vardır bu işin.
Yani velhasılıkelam
Ölüm sadece azrailden gelmez.
Aşka düşmüşsen bir kere
Mutlaka yar da vurur hem de birkaç kere.
Ölmezsin belki ama çok kan kaybedersin.
Aşk hem yetim hem öksüzdür.
Önce bir aileye verilir,
Sonra yurda.
En sonunda sokağa atılır,
Bir çöp gibi...
Uğruna savaşlara gidilir, ölüm beğenilir.
Gün gelince eskir.
Aşk güzeldir, aşk hazinedir, aşk hayattır falan ama
GEREKSİZDİR.
Hele ki karşılıksızsa...
Yoklukta kendi intiharındır ve izlersin sadece.
Eh bir de ilahi güce inanıyorsan imtihandır.
Gücünün ve sabrının sınandığı.
Aşk; iki ucu boklu değnektir kısacası.
Hangi ucundan tutarsan tut sonunda mutlaka avucunda kalan boktur.
Umut mu?
Hiç sorma.
Unut!
Avutucu sözleri unut.
Avunamazsın!
Bir kere bulmuşsan
Ah yazık!
Unutamazsın...
-
Konuştuğum kadar sussam dilsiz olurdum
Sustuğum kadar konuşsam, alim.
Gitmelerine anlam yüklemeyi unuttum.
Gitmek fiildi benim için, hiçbir anlamı bulunmayan.
Gel, gözlerimin içine bak!
Kanat en yaralı yerlerimi.
Sonra en kanayan yerimden git.
Şehri bırak.
Utansın...
Gaipten bir not:
Aşkı kötülemek en çok aşığa yaraşır. İyidir hoştur da mana aramaya gerek yok. Boştur. İnsanların ne kadar büyük dertleri olursa olsun. Kalbi giyotinleyen tek dert aşktır. Her gece bir cellat vurur başını, her sabah bir melek okşar gözünü. Şu bir gerçek ki tanrıya en çok yaklaşanlar peygamberler, evliyalar ve aşıklardır. Ve bir gerçek daha: Her aşkta bir şeytan mutlaka vardır.
7 Kasım 2010 Pazar
Yokluk Misafiri
Okuma sevgili, ağlarsın...
Derlerdi ki "Zamanla hafifler acısı"... Herkes yalancı. Zamanla derinleşti yaram. Sığmıyor göğsümde taşıdıklarım. Sığmıyorum bu şehre. Aynı gökyüzündeyiz ya, aynı şehirde hatta aynı, aynı sokaklardayız ya. Nefesim batıyor bu yüzden içime.
Bugün giydiğim o kazak... Seni o kadar sahiplenmiş ki inatla atmıyor kokunu üzerinden. Giymeyecektim aslında yemin ederim. Unuttum dedim seni. Unutmuş gibi yaptım hep. Kimseye tek kelime etmedim. Sadece yazdım. Deli gibi, çıldırır gibi... Ve giymeyecektim yemin ederim, hatırlamayacaktım seni. Ama oldu bir kere, affet.
Şeffaf olmalıydı aslında ten. İnsanın içi görünmeliydi. Nasıl acı çektiğimi görmeliydin, nasıl acı çek-me-diğini görmeliydim. Oysa ten çok kalın bir örtü. Hiç belli etmiyor acısını. İçimden yüzüme alevlerin sıcağı vururken sürekli, dışımda ağır titremeler, üşümeler var. Böyle bir şey yani aşk. Anlamıyorum dediğin nokta. Anlamak için uğraşmadığın nokta.
İntikam duygun ağır basmış olmalı. Sözlerim ağır gelmiş olmalı yani. Seni kötülemek istemem sevgili ama seni yüceltirsem ben ezilirim. Kimin kızı olduğumu unutmamalıyım çünkü ben. Unutmuyorum. Zaten seni en fazla yapmadıklarınla yüceltebilirim. Yaptıkların ortada. Gövde gösterisi yapıyorum sadece. Güçlüyüm ama bir yere kadar. Bir yerden sonrası bildiğin yalan.
Yalnız bir insan daha ne kadar yalnız bırakılır bunu gösterdin. İnanmıyorsun hiç, biliyorum. Ama sınırsız seviyorum seni. Benim için şunu yap desen, öl desen mesela, mutlu edecekse bu seni, hemen. Sonra da dersin ki aşkından ölecek kadar salak olur mu bir insan?...
Sık sık aklıma geliyorsun. Yaşadıklarımız, yaşayamadıklarımız ve hayallerim. Engel olmuyorum artık. Aklıma geldiysen sonuna kadar kalmanı bekliyorum bende. Gülüşün yansıyor. Yok böyle bir güzellik. Gözlerin falan. Sizin tabirinizle "taş gibi be abi."...
En çok kalbime acıdım. Bu kadar acıya nasıl dayanıyor diye. Bir de ellerime. Artık daha çok üşüyorlar inan. Ve ısıtmak için de çabalamıyorum artık. Yoksa ellerin, ısıtmanın bir anlamı yok çünkü.
Ah sevgili. Onca savaş, onca yenilgi, onca düşman, onca acı, onca düşünce... Her şey yani.
İyi - kötü her şey. Her söz... Yalan mıydı?
"Hayatımın sonuna kadar seninle kalabilirim" film repliklerinden kaçma bir duyguya, bir film sahnesi kadar bile izin vermedin. Kendine mi güvenmedin, bana mı güvenmedin, güvensizliğe mi güvenmedin yoksa güven denen duyguya mı güvenmedin hiç anlamadım. Hep kanadım. Kanayabildim sadece. Kanlar ayaklarına kadar ulaştı. Sende öyle bir gökyüzü sevgisi var ki eğmiyorsun başını bir kez bile yere. Baksan adımlarına, kıyametini kopacak asfalt.
Biliyorsun. Kimse tarafından sevilmedin. Eksiktin. Eksikliğinin acı vermediği noktaydı. Tamamlamak için uğraşmıyordun. Üstünü örtüyordun hep, geçiştiriyordun. Tam o sırada düştü kalbim. Korktun. Korkaklığın sınırı yokmuş bunu gördüm seninle. Kimse seni sevmek istemezken, bir ben sevdim. Ölür gibi, toprağın altında nefes alır gibi. Bedenimi kemiren tüm haşeratlara inat. Herkesin beni sevdiği kadar ve kimsenin seni sevmediği kadar çok sevdim. Dünyadan soyutlanacak kadar, Tanrıyla aramı açacak kadar çok... Görmedin.
Sende kimseyi sevmedin. Biliyorum. Sevgiye kapalı kalbin. Kalbi felç geçirmiş bir insandan ne bekleyebilirdim...
Hiçbir şeyi sevmedin diyemem ama. Var elbet sevdiklerin. İçkin var, sigaran var, kafa yapan her şey var. Bir de hazlar var. Sana haz veren her şeyi çok sevdin. O büyük dünyan, bu kadardı işte.
Çok küçüktüm dünyaya göre. Dünyana göre de. O kadar küçüktüm ki kayboldum. Oysa kalbim vardı dünyayı yutan. Sana denizler doğuran...
Dehlizlere at tüm hücrelerimi. Sakla yaralarımın kabuklarını sonra. Kanım kurusun dudaklarında. Al, boynum da, şah damarım da senin. Unuttur seni.
Ellerin ceplerinde. Sakladığın bir şeyler mi var?
Ellerin belimde sevgili.
Unuttuğun bir şey var.
Çarmığa gerilmişim esasen.
Avuçlarımı çivilemişsin.
Belime işlediğin bu resim, anlamsız mı sahiden?
...
Hiç bilmedin ya hiç de bilmeyeceksin. Mesela bu satırların sana ait olduğunu. Evet, sahiplenmen gerek aslında. Hatta her bir kelime evlat acısı gibi koymalı sana. Gülüşün güneşim olmalıydı ki şimdi sensiz ve soğuk gecelerde hep gözlerimin önünde. Lakin ısıtmıyor, ısıtmıyor işte. Ah sana doya doya sevgilim diyemedim, ağıtlar yaksam yeter mi?
Ey kahramanım, ey yüce kişilik, ey tanrının oğlu. Hiç mi duymadın Adem ile Havva'yı? Ben senin o göğüs boşluğundaki eksik kemiğim. Hiç mi sızlatmıyor yokluğum?
Sende de kanayan yara var mı?...
Hayat çok kısa, inan hayat çok kısa.
Ve bana düşen filmin adı : Nefes Alan, Hergün Göz Önünde Olan, Yaşayan Adamını Unutmak Zorunda Kalan Kadın...
Ne acı...
Öyle işte. Ben sana "AŞK, AŞK" diye seslenirken, dünyayı unuttum.
Sense bana "aşkım" derken hep dönüyordu dünya.
Harbiden dönekmiş.
Hep döndün benden...
Yıldırım gibi bir şeydin. Düşseydin, yakacaktın. Tuttu seni tanrı. Beni cehennemle taçlandırdı. Sen şimdi kudreti yarım kalmış, gösterisini tamamlayamamış bir yıldırımsın. Bense cehennemde çürüyen küçük bulut. Ben geçmedim senden.
Sahi sen geçtin mi benden?...
"Sertab Erener - Unutursun" dinlenmeliymiş. Vurgun yemek için kuşlardan...
Derlerdi ki "Zamanla hafifler acısı"... Herkes yalancı. Zamanla derinleşti yaram. Sığmıyor göğsümde taşıdıklarım. Sığmıyorum bu şehre. Aynı gökyüzündeyiz ya, aynı şehirde hatta aynı, aynı sokaklardayız ya. Nefesim batıyor bu yüzden içime.
Bugün giydiğim o kazak... Seni o kadar sahiplenmiş ki inatla atmıyor kokunu üzerinden. Giymeyecektim aslında yemin ederim. Unuttum dedim seni. Unutmuş gibi yaptım hep. Kimseye tek kelime etmedim. Sadece yazdım. Deli gibi, çıldırır gibi... Ve giymeyecektim yemin ederim, hatırlamayacaktım seni. Ama oldu bir kere, affet.
Şeffaf olmalıydı aslında ten. İnsanın içi görünmeliydi. Nasıl acı çektiğimi görmeliydin, nasıl acı çek-me-diğini görmeliydim. Oysa ten çok kalın bir örtü. Hiç belli etmiyor acısını. İçimden yüzüme alevlerin sıcağı vururken sürekli, dışımda ağır titremeler, üşümeler var. Böyle bir şey yani aşk. Anlamıyorum dediğin nokta. Anlamak için uğraşmadığın nokta.
İntikam duygun ağır basmış olmalı. Sözlerim ağır gelmiş olmalı yani. Seni kötülemek istemem sevgili ama seni yüceltirsem ben ezilirim. Kimin kızı olduğumu unutmamalıyım çünkü ben. Unutmuyorum. Zaten seni en fazla yapmadıklarınla yüceltebilirim. Yaptıkların ortada. Gövde gösterisi yapıyorum sadece. Güçlüyüm ama bir yere kadar. Bir yerden sonrası bildiğin yalan.
Yalnız bir insan daha ne kadar yalnız bırakılır bunu gösterdin. İnanmıyorsun hiç, biliyorum. Ama sınırsız seviyorum seni. Benim için şunu yap desen, öl desen mesela, mutlu edecekse bu seni, hemen. Sonra da dersin ki aşkından ölecek kadar salak olur mu bir insan?...
Sık sık aklıma geliyorsun. Yaşadıklarımız, yaşayamadıklarımız ve hayallerim. Engel olmuyorum artık. Aklıma geldiysen sonuna kadar kalmanı bekliyorum bende. Gülüşün yansıyor. Yok böyle bir güzellik. Gözlerin falan. Sizin tabirinizle "taş gibi be abi."...
En çok kalbime acıdım. Bu kadar acıya nasıl dayanıyor diye. Bir de ellerime. Artık daha çok üşüyorlar inan. Ve ısıtmak için de çabalamıyorum artık. Yoksa ellerin, ısıtmanın bir anlamı yok çünkü.
Ah sevgili. Onca savaş, onca yenilgi, onca düşman, onca acı, onca düşünce... Her şey yani.
İyi - kötü her şey. Her söz... Yalan mıydı?
"Hayatımın sonuna kadar seninle kalabilirim" film repliklerinden kaçma bir duyguya, bir film sahnesi kadar bile izin vermedin. Kendine mi güvenmedin, bana mı güvenmedin, güvensizliğe mi güvenmedin yoksa güven denen duyguya mı güvenmedin hiç anlamadım. Hep kanadım. Kanayabildim sadece. Kanlar ayaklarına kadar ulaştı. Sende öyle bir gökyüzü sevgisi var ki eğmiyorsun başını bir kez bile yere. Baksan adımlarına, kıyametini kopacak asfalt.
Biliyorsun. Kimse tarafından sevilmedin. Eksiktin. Eksikliğinin acı vermediği noktaydı. Tamamlamak için uğraşmıyordun. Üstünü örtüyordun hep, geçiştiriyordun. Tam o sırada düştü kalbim. Korktun. Korkaklığın sınırı yokmuş bunu gördüm seninle. Kimse seni sevmek istemezken, bir ben sevdim. Ölür gibi, toprağın altında nefes alır gibi. Bedenimi kemiren tüm haşeratlara inat. Herkesin beni sevdiği kadar ve kimsenin seni sevmediği kadar çok sevdim. Dünyadan soyutlanacak kadar, Tanrıyla aramı açacak kadar çok... Görmedin.
Sende kimseyi sevmedin. Biliyorum. Sevgiye kapalı kalbin. Kalbi felç geçirmiş bir insandan ne bekleyebilirdim...
Hiçbir şeyi sevmedin diyemem ama. Var elbet sevdiklerin. İçkin var, sigaran var, kafa yapan her şey var. Bir de hazlar var. Sana haz veren her şeyi çok sevdin. O büyük dünyan, bu kadardı işte.
Çok küçüktüm dünyaya göre. Dünyana göre de. O kadar küçüktüm ki kayboldum. Oysa kalbim vardı dünyayı yutan. Sana denizler doğuran...
Dehlizlere at tüm hücrelerimi. Sakla yaralarımın kabuklarını sonra. Kanım kurusun dudaklarında. Al, boynum da, şah damarım da senin. Unuttur seni.
Ellerin ceplerinde. Sakladığın bir şeyler mi var?
Ellerin belimde sevgili.
Unuttuğun bir şey var.
Çarmığa gerilmişim esasen.
Avuçlarımı çivilemişsin.
Belime işlediğin bu resim, anlamsız mı sahiden?
...
Hiç bilmedin ya hiç de bilmeyeceksin. Mesela bu satırların sana ait olduğunu. Evet, sahiplenmen gerek aslında. Hatta her bir kelime evlat acısı gibi koymalı sana. Gülüşün güneşim olmalıydı ki şimdi sensiz ve soğuk gecelerde hep gözlerimin önünde. Lakin ısıtmıyor, ısıtmıyor işte. Ah sana doya doya sevgilim diyemedim, ağıtlar yaksam yeter mi?
Ey kahramanım, ey yüce kişilik, ey tanrının oğlu. Hiç mi duymadın Adem ile Havva'yı? Ben senin o göğüs boşluğundaki eksik kemiğim. Hiç mi sızlatmıyor yokluğum?
Sende de kanayan yara var mı?...
Hayat çok kısa, inan hayat çok kısa.
Ve bana düşen filmin adı : Nefes Alan, Hergün Göz Önünde Olan, Yaşayan Adamını Unutmak Zorunda Kalan Kadın...
Ne acı...
Öyle işte. Ben sana "AŞK, AŞK" diye seslenirken, dünyayı unuttum.
Sense bana "aşkım" derken hep dönüyordu dünya.
Harbiden dönekmiş.
Hep döndün benden...
Yıldırım gibi bir şeydin. Düşseydin, yakacaktın. Tuttu seni tanrı. Beni cehennemle taçlandırdı. Sen şimdi kudreti yarım kalmış, gösterisini tamamlayamamış bir yıldırımsın. Bense cehennemde çürüyen küçük bulut. Ben geçmedim senden.
Sahi sen geçtin mi benden?...
"Sertab Erener - Unutursun" dinlenmeliymiş. Vurgun yemek için kuşlardan...
A'şık Öldü
Seni sevmek için ruhun bilinçaltından düştüm.
Kanatları kanayan ruhsuz yaratıkların,
Cinsel şantajlı demir yataklarına.
Çok üşüdüm.
Bedenime yayılan tek renk vardı sürekli.
Mor.
Kanlı rahimlerden tükürdüğüm küfürler hep havada kaldı.
Tanrının darağacı hep kanla boyandı.
Öyle küfrettim ki, kadınlar ayıpları nereye saklayacaklarını şaşırdı.
Sövdüğüm ayıptı, okuduğum kitap, taptığım tanrı.
Sevdiğim bir de yar vardı.
Kendini tanrı sandı.
"Yatağıma gel, cennetim ol, uğruma öl!" diye emrederken.
Tanrı güldü.
Bense cehennem yollarında hep ağladım.
Gözyaşım yangınımı dindirsin diye,
Söylemediler bana.
Gözyaşının alevi güçlendirici özelliğini söylemediler işte.
Dudaklarında cesetler vardı, tebessümle süslenmiş.
Cesetlerinin hepsi mi tecavüze saplanmış?
Dudaklarım sonsuz kez çürümüş.
Sansürlenmiş bir zihnin tek pornografisiydi bu aşk.
Lanetlenmiş çocuklara kalın perdeli beşikler yaptım.
Tanrı, yar, kutsal ruh üçlemesinde,
O kutsal ruh esvabına ben sığındım.
Kutsallık bir kalıba bürünürken,
Yar, Allahın oğlu,
Nasıl şehveti bulaştırdın?
Öyle ilkel bir oyun ki bu...
Bir zar, bir gece, bir zevk, bir namus...
Böylesi bir oyunu herhangi bir hayvana yakıştırabilirim ama kendi hayvanlığıma yakıştıramadım.
Oysa kadını koruyan bir zar olmamalı,
Oysa namusu söküp atan bir zar olmamalı.
Yar...
Ne büyük yalanların var.
Bir zevk uğruna harcadığın ne nefesler, ne sözler, ne günahlar var.
Yar!
Bir insanı ağlatmak insanlığın neresine sığar?
Tanrım.
Bu oyunda kazandıklarıma gözlerim kapalı lakin çok şey kaybettim.
Bu üzerime kalan yenilgi taşları,
Sığmıyor ceninlerimin tenine.
Çok ağır...
Bu aşk dedi tanrı,
Bu aşk senin ahlaksız teklifin.
Kabulünle kararacaktı dünyan.
Senin sınavın bendim.
Acından geber!
Sınavı geçtin...
Hep eksik kalan babalığımı aradım kayıp ruhlarda.
Benim babalığım fedakarlık değilmiş,
Benim babalığım kayıtsız şartsız sevgi değilmiş.
Anladım.
Her hatırlayışımda kalbime bir iğne gibi batırılan bu yazgı.
Beni böyle nereye götürür bilmem.
Kanarım durmadan.
Ürkek bir kuş gibi savruluşlarım bitmez.
Sığındığım liman fahişe çıktı.
Erkeklerin de fahişesini tanıdım, heyhat.
Şimdi;
Eksik kalan babalığımı kendim tamamlayacak kadar güçlü,
Tekrar aşık olamayacak kadar aciz,
Güvenimi kaybedecek kadar çaresiz,
Ve sürekli acı çekecek kadar bilinçsizim.
Aşk;
Kısacık ve incecik ve keskin bir çizgide
Aklın alamayacağı tüm akrobatik hareketleri yapmaktı.
A'şıktık.
Oysa alfabenin 28 harfi de şıktı.
A şıkkı bizi terk etti yar.
Artık ikimizde çok şıkız.
Kanatları kanayan ruhsuz yaratıkların,
Cinsel şantajlı demir yataklarına.
Çok üşüdüm.
Bedenime yayılan tek renk vardı sürekli.
Mor.
Kanlı rahimlerden tükürdüğüm küfürler hep havada kaldı.
Tanrının darağacı hep kanla boyandı.
Öyle küfrettim ki, kadınlar ayıpları nereye saklayacaklarını şaşırdı.
Sövdüğüm ayıptı, okuduğum kitap, taptığım tanrı.
Sevdiğim bir de yar vardı.
Kendini tanrı sandı.
"Yatağıma gel, cennetim ol, uğruma öl!" diye emrederken.
Tanrı güldü.
Bense cehennem yollarında hep ağladım.
Gözyaşım yangınımı dindirsin diye,
Söylemediler bana.
Gözyaşının alevi güçlendirici özelliğini söylemediler işte.
Dudaklarında cesetler vardı, tebessümle süslenmiş.
Cesetlerinin hepsi mi tecavüze saplanmış?
Dudaklarım sonsuz kez çürümüş.
Sansürlenmiş bir zihnin tek pornografisiydi bu aşk.
Lanetlenmiş çocuklara kalın perdeli beşikler yaptım.
Tanrı, yar, kutsal ruh üçlemesinde,
O kutsal ruh esvabına ben sığındım.
Kutsallık bir kalıba bürünürken,
Yar, Allahın oğlu,
Nasıl şehveti bulaştırdın?
Öyle ilkel bir oyun ki bu...
Bir zar, bir gece, bir zevk, bir namus...
Böylesi bir oyunu herhangi bir hayvana yakıştırabilirim ama kendi hayvanlığıma yakıştıramadım.
Oysa kadını koruyan bir zar olmamalı,
Oysa namusu söküp atan bir zar olmamalı.
Yar...
Ne büyük yalanların var.
Bir zevk uğruna harcadığın ne nefesler, ne sözler, ne günahlar var.
Yar!
Bir insanı ağlatmak insanlığın neresine sığar?
Tanrım.
Bu oyunda kazandıklarıma gözlerim kapalı lakin çok şey kaybettim.
Bu üzerime kalan yenilgi taşları,
Sığmıyor ceninlerimin tenine.
Çok ağır...
Bu aşk dedi tanrı,
Bu aşk senin ahlaksız teklifin.
Kabulünle kararacaktı dünyan.
Senin sınavın bendim.
Acından geber!
Sınavı geçtin...
Hep eksik kalan babalığımı aradım kayıp ruhlarda.
Benim babalığım fedakarlık değilmiş,
Benim babalığım kayıtsız şartsız sevgi değilmiş.
Anladım.
Her hatırlayışımda kalbime bir iğne gibi batırılan bu yazgı.
Beni böyle nereye götürür bilmem.
Kanarım durmadan.
Ürkek bir kuş gibi savruluşlarım bitmez.
Sığındığım liman fahişe çıktı.
Erkeklerin de fahişesini tanıdım, heyhat.
Şimdi;
Eksik kalan babalığımı kendim tamamlayacak kadar güçlü,
Tekrar aşık olamayacak kadar aciz,
Güvenimi kaybedecek kadar çaresiz,
Ve sürekli acı çekecek kadar bilinçsizim.
Aşk;
Kısacık ve incecik ve keskin bir çizgide
Aklın alamayacağı tüm akrobatik hareketleri yapmaktı.
A'şıktık.
Oysa alfabenin 28 harfi de şıktı.
A şıkkı bizi terk etti yar.
Artık ikimizde çok şıkız.
Absürdanya
Ağır gelir kan.
Yara derinleşir.
Uçsuz bucaksız bir hal alır.
Uzayda gibi, bıraksalar dibe kanacak, bıraksalar belki son bulacak, belki de daha çok kanayacak gibi.
En çok yağmuru sever benim küçük kadınlarım.
Balerin gibi sekerler, ceylan gibi süzülürler çoğu kez.
Çok yalnızdır insanlar. Çok, çok, çok fazla.
Ürkütücü ihanetler doğururlar çığlık çığlığa.
Nefes alışverişlerinde bile kirli kan kokusu vardır üç harflilerin.
Yani bu kadar basit. Sadece üç harf insanı öldürebilir.
Kadınlar ihaneti gözlerinde taşır hep.
Oysa erkeklerin aşkları sadece yataktadır.
Sonra denir ki "Adalet aşkın tutanağıdır."
Tek amaç bir beden ve zevkse,
Ve zevk zaten içteyse,
Beden yaratmak için tanrı olmak gerekmez ki.
Oysa ben aşkı tek bir hareketiyle tanıyabilirdim.
Yok ama, yok! Aşk yok!
Desem seviyorum, sevgi yoksa, çok pis bir şey olmaz mı?
Papatya falı soru değiştirir:
Seviyorum, sevmiyor, seviyorum, sevmiyor...
Ben bilmem hiçbir şeyi.
İnan bilmem aklının alacağı her şeyi.
Bana olmayanı sor ama, bana bilinmezliği sor.
Bana imkansızı falan sor. En zoru sor.
Psikolojik ölümleri de bilirim ben.
Bir de en iyi pollyannayı tanırım.
Yani garip bir yaratığım ben. "İnsan olmak" fiili kalıbına giremiyorum. Mesela sevemiyorum insanlar gibi. Aynı anda hem alevlerde dolaşıp hem kaçabiliyorum yani. Bir anlam aranmaz bende çünkü. Anlamlar kayıp.
Sevmek; bir bedene sığmıyorken, bir bedene de yetmeyebiliyor bazen...
Görmedin hiç.
Düzene uymayan bir şeydi bu.
Tanrı - melek arasında.
Şeytan - tanrı, melek - şeytan arasında bir şey.
Usul usul geldin sen.
Oysa ne kaoslar, ne kargaşalar yaşandı bir yerde.
Tanrının bile şaşırdığı, meleklerin bile imrendiği aşka,
Şeytan çağırdı bir ses.
Şeytan dedi:
" Aşk varsa bende varım.
Adem ile Havva'ya bile karıştım.
Ki onlar, cennetteydiler.
Oysa siz acizler,
Dünyada bana kafa tutuyorsunuz!
Ya eğilin önümde
Ya da günahı size..."
Böyleydi aşk.
Korkma ama sen.
Günahı bende...
Anlama değmez, ipe sapa gelmez,
Ölümcül ama.
Kalp sesin varsa, mutlaka kork!
Çünkü birileri durmadan ateş edecek yaralarına.
Yara derinleşir.
Uçsuz bucaksız bir hal alır.
Uzayda gibi, bıraksalar dibe kanacak, bıraksalar belki son bulacak, belki de daha çok kanayacak gibi.
En çok yağmuru sever benim küçük kadınlarım.
Balerin gibi sekerler, ceylan gibi süzülürler çoğu kez.
Çok yalnızdır insanlar. Çok, çok, çok fazla.
Ürkütücü ihanetler doğururlar çığlık çığlığa.
Nefes alışverişlerinde bile kirli kan kokusu vardır üç harflilerin.
Yani bu kadar basit. Sadece üç harf insanı öldürebilir.
Kadınlar ihaneti gözlerinde taşır hep.
Oysa erkeklerin aşkları sadece yataktadır.
Sonra denir ki "Adalet aşkın tutanağıdır."
Tek amaç bir beden ve zevkse,
Ve zevk zaten içteyse,
Beden yaratmak için tanrı olmak gerekmez ki.
Oysa ben aşkı tek bir hareketiyle tanıyabilirdim.
Yok ama, yok! Aşk yok!
Desem seviyorum, sevgi yoksa, çok pis bir şey olmaz mı?
Papatya falı soru değiştirir:
Seviyorum, sevmiyor, seviyorum, sevmiyor...
Ben bilmem hiçbir şeyi.
İnan bilmem aklının alacağı her şeyi.
Bana olmayanı sor ama, bana bilinmezliği sor.
Bana imkansızı falan sor. En zoru sor.
Psikolojik ölümleri de bilirim ben.
Bir de en iyi pollyannayı tanırım.
Yani garip bir yaratığım ben. "İnsan olmak" fiili kalıbına giremiyorum. Mesela sevemiyorum insanlar gibi. Aynı anda hem alevlerde dolaşıp hem kaçabiliyorum yani. Bir anlam aranmaz bende çünkü. Anlamlar kayıp.
Sevmek; bir bedene sığmıyorken, bir bedene de yetmeyebiliyor bazen...
Görmedin hiç.
Düzene uymayan bir şeydi bu.
Tanrı - melek arasında.
Şeytan - tanrı, melek - şeytan arasında bir şey.
Usul usul geldin sen.
Oysa ne kaoslar, ne kargaşalar yaşandı bir yerde.
Tanrının bile şaşırdığı, meleklerin bile imrendiği aşka,
Şeytan çağırdı bir ses.
Şeytan dedi:
" Aşk varsa bende varım.
Adem ile Havva'ya bile karıştım.
Ki onlar, cennetteydiler.
Oysa siz acizler,
Dünyada bana kafa tutuyorsunuz!
Ya eğilin önümde
Ya da günahı size..."
Böyleydi aşk.
Korkma ama sen.
Günahı bende...
Anlama değmez, ipe sapa gelmez,
Ölümcül ama.
Kalp sesin varsa, mutlaka kork!
Çünkü birileri durmadan ateş edecek yaralarına.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

