7 Kasım 2010 Pazar

Terbiyeli Kalpler

Evet. Haklılar. Çok zor bir dönemden geçiyorum.Terk edilmişim, hava soğuk, gribim, acı çekiyorum, derslerim ağır, hayat zor, sürünüyorum hatta anasını satayım. Öyle boktan bir hayatım var ki bıraksalar bulduğum ilk intihar çeşidini denerim. Nah denerim.



Müzik açıp salya sümük ağlayabilirim, reklam izlerken hıçkırıklara boğulabilirim, sakinleştiricilerle sakin kalabilirim. An gelir bu ben olabilirim. Yıkıp döker, içer sızar hatta küfreder ve hatta abartıp lanet bile ederim. E olum hayatta hep pollyanna olursak zaten yenik başlamaz mıyız? "Terk etti ama olsun. Terk edilmek de güzel." Böyle kendimi avutmuşluğumda olur bazen aslında. Salaklığım tutar yani. Ama MAL! Terk edilmenin neresi güzel lan. Gerizekalı. Giden kaybetti olum. Saf. Kimi terk ediyorsun sen. Önce bir aynaya bak. Sazan.



İnsanları hayvanlaştıkları zaman seviyorum. Mamafih insan olmaya çalıştıklarında içine sıçıyorlar. Bazende tanrısal özellikleri ilke edinip odun şekline bürünüyorlar. Örneğin; Yalnızlık. "Yalnızız dostlar, yalnızlık kader." Hani yalnızlık Allaha mahsustu lan. Sen kimsin? Bi bak. Annen var, baban var, ablan, abin, kız, erkek kardeşin arkadaşın vs. bi ton insan var. Neren yalnız. Poponun yanına popo mu arıyorsun?. Tek koltukta iki popo zor zanaat. Allahtan akıl fikir dilerken iki kere düşünüyorum artık. Bu yaştan sonra pek de beklemiyorum hani.



"İnsanları sevin. İnsanlığı kurtaracak tek şey sevgi." Bok. Sen sev, onun götü kalksın. Sonra gitsin bir orospuyla yatsın. Bir de utanmadan o bezelye beyniyle onu aşk sansın.

Erkeklerin beyinlerindeki fikirleri yansıtacak en iyi deyimler :

Milli olmak

Yatağa atmak

Daldan dala konmak

Kendini tatmin edip salmak

ve benzerleri. Çok örnek vermeye gerek yok, hepsi aynı noktaya varıyor. Hepsi aynı bu cinslerin. O koca kafaları bel altı düşüncelerle dolu. Sadece bazıları bunları saklamayı biraz daha iyi başarıyor. Kendini biraz daha kontrol edebiliyor. Bir de işte istisnalar var ama kaidemiz bozulmaz.



Asıl boktan noktayı söyleyeyim mi? Kalp krizi sebebi yani. Hiçbirimiz, evet hiçbirimiz o beyinsizler olmadan yaşayamıyoruz. Tanrı Havva'yı Adem'in göğüs boşluğundan yaratırken adını aşk koydu. Erkek kadınla ödüllendirildi, şereflendirildi.Kadın erkeğe verildi, erkek kadına değil. Ama sonra aşk şekil değiştirdi. Bir tatminlik objesi halini aldı. Ne kadar hoş.



Aşk bittiğinde geriye bir boşluk kalıyor biz bayanlarda. Yani aşktan öteye gitmiyor hisler. Tabi bunu yaratılışla da kanıtlayabiliriz. Vücut yapısıyla falan. Uzatmaya gerek yok. Gayet anlaşılır. Öyle yani.



Zor bir dönemden geçiyorum. Karşı cinslerimden nefret ediyormuş gibi görünüyorum belki de. İnsansı yapılarına saygı duyuyorum ama. Erkekliğin getirdiği bazı hislerine, huylarına falan da. O kadar. Hı aşık olmuyor muyum? O illet beni de buluyor sık sık. Aşksız yaşayamayan bir bünyeye sahibim. Ama hiçbir zaman hiçbir erkeği ölecek kadar çok sevmedim. Bedenime de, ruhuma da acı çektirdiğim oldu ama bunlar da hayatın içinden şeyler. Acıyı da çekmeyi biliriz evelallah :) Ruhen yaşadığımız her his gelip geçici. Hiçbiri kalıcı olmuyor. Gurur yapıyorum bazen mesela, sonra saçma geliyor. Ne ki gurur? Neye fayda sağlıyor? Aşkla olgunlaşıyoruz, bekleyerek büyüyoruz ne bileyim zamanla iyileşiyoruz falan tamam da gurur ne be? Gereksiz yani. Aşıksan söylersin. Ha baştan yenilgiyi kabul etmen gerek. Erkek sonuçta. Kıt biraz. Ama sen o erkekte barınması gereken duyguyu almışsın. Bir karış daha fazla uzamışsın. Sana yarar. Sen kazanırsın. Havalanmak, popo kalkması falan fasa fiso. Öğrenerek yaşamak, yaşamak gibi yaşamak, her şeyiyle, dört dörtlük.. Bütün mesele bu.



Mantıklı düşününce şöööyle enine boyuna. Aşk bile saçma aslında. Ama sadece mantık yok yapımızda. Kalp de var. Yani Aşık olacağız. Kurtuluş yok. Kim olduğu önemli değil. Ne yaptığında. Önemli olan ne öğrendiğin. Kayıplar çok verirsin ama farklı bir şeyler kazandın mı? Bu önemli.



Sanırım öğrendiğim en değerli durum "Kalbimi terbiye edişim". Bunu başardım. Belki de en zoru.

Bir Ölünün Günlüğü

^^Doğumdan Ölüme Hayat; Üç Gün.^^





Kuşları izledim tüm gün



Önce aynı dala kondular



Mutlu sandığım tek yaratıktılar



Biz'dik sandım



Yanyanaydık. Başladık



Kuşun teki dal değiştirdi önce



Bir dal daha



Sonra gökyüzü değiştirdi yavaşça



Kış düştü umutlara



Ben'dim. Yapayalnız kaldığım dalda



Bakındım önce etrafa



Anlamsız geldi yarınlar



Bıraktım kendimi boşluğa



Oydum. Kuştum. Kıştan daha sertti uçuşun



Bir tuvale düşen iki renktik seninle



Siyahtın sen. Karanlıkların asil ruhu



Titrek bir pembe olabildim ben yalnızca



Karışamadık biz hiç seninle



Sen siyaha boyadın düşlerimi



Aklında hep kırmızı şehvetle



Ressam yaktı geceleri



Yaktı tüm resimleri



Aynı fırçadan akan iki renk olsak da



Aynı tuvalde yer bulsak da



Sen kırmızıya koştun



Ben kül oldum



Boş bir sinema salonuydun sen



Işık yoktu, ses yoktu, görüntü yoktu



Ne kadar salaktım tanrım



Boş sinema salonlarına aşık olunmuyormuş



Çok geç anladım



Herkes gibi yapmadım



Bir filmi izleyip yeni bir filmi izlemek için çıkmadım yani



O boşluğa vuruldum



Yetmedi. O boşlukta vuruldum



Ve komik ama hala yetmedi



O boşlukta kan kaybediyor, can çekişiyorum



Çıkış az ötede



Gidemiyorum...



Bana gelip; "Ben zoru severim,



Seversem tam severim,



Gerekirse ölüme giderim." deyişin



Sonra da çekip gidişin



Tek günlük sevgin...



Bir bak kendine



Bu kadar da basitsin!



Duruyorsun karşımda



Nefesim artıyor



Kalbim ayaklarıma baskı yapıyor



Koş diyor bir ses. Koş sarıl



Sahip çık aşkına



Bırak o sarılmasın



Sen kendin için sarıl ona



Olmuyor



Demirden halatlar var belimde



Huzursuz ve güçlü ve kıskanç eller



Beni geri çekiyor











Kaldır perdeleri



Yık engelleri



Ben seninim



Yaşayabilme ihtimalim senin kollarında



Sar benliğimi



Unuttur bana beni



-Duyuramıyorumsesimi-



Hani değerliydim



Hani seninle öğrenecektim



Hani sıkılmaz, hani gitmezdin



Lanet olsun! Hani öldürmezdin!



Ben bir bakışında koca dünyayı gördüm



Ben bir tek seninle öldüm...



Hani beni sen büyütecektin



Şimdi nerdesin? Kimlesin?



Ben hala uygun adım duruşundayım



Yürüyor gibiyim ama karşındayım



Daha ayrılığı tatmadan öldürdün aşkı



Katilsin diyorum, inatla susuyorsun



Vatan haini gibi yaktın içimi



Yaktın ülkemi. Yaktın yerini



Bir piç gibi kaldı ellerim



Paramparça tenim...



Kimi saracaksın şimdi?



Yokluğunla el eleyim.



Aç gözlerini



Evet. Gidişinle büyüttün beni



Yokluğunla öğrettin şerefsizliği



Gözlerin en içine bakarak nasıl yalan söylendiğini



Bir yangın bıraktın bana şimdi, biraz da soğuk kül



Yangınla erirken tenim



Külle sızlıyor içim



Diyor ki tüm yıldızlar, ay, güneş hatta evren



", unut onu!"



Belli



Ölerek unutacağım seni...





(Yıllar sonra yeniden doğma ihtimaliyle.)





_





Sana yazdım bunları.



Affet.



Çok yordun beni.



Okuman yok biliyorum.



Bense konuşamıyorum.



Sana yazdım kırgınlıklarımı, yalnızlıklarımı, huzursuzluklarımı



Sana yazdım kendimi



Sana yazdım seni.





İyi ölmeler şehrim



Bende ölüyorum...

Korkak Kaçış

Gitme diyebilmeliydim.

Bilmeliydim gelişlerin hamile olduğunu.

Her seferinde 'gidiş' doğurduğunu.



"Devam etseydik, bir şekilde tökezleyecektik.

Ben senden dünyanı isteyecektim.

Oysa sen daha çocuktun.

Bana kalbini verecektin.

Benim dünyam bacak aralarında

Seninse kalbinde derin yaralarla...

Yapma küçüğüm. Kapat gözlerini çıplak yalanlara.

Kıyamam bir damla göz yaşına.

Engel olamam ama içimdeki şeytana.

Ölürsün yollarımda..."



Bir hata var.

Bir yalan.

Bin yalan.

Aklımdan geçen de kalbimde ağ ören de birdi benim.

Senin hayatın mı yalan?



-Çok sevmiştim karanlıklarını.-





Nasırlı ellerin mi yakmıştı tenimi?

Ah! Ne acı çekiyorum yokluğunda,

Bir açsan içimi.

Yanıyor sokaklar şimdi.

Deşiyorlar bıraktığın izleri.

Daha derin.

Daha derine.

Belimden akıyor kanlar.

Ayakkabılarını sil.

Kan kokar gözlerin.



"Senin sevgiye aç her yerin.

Benimse sevişerek çoğalır hücrelerim.

Geri git!

Sakın anma adımı.

Geri git! Öldürür sesim..."





Korktum sevgilim.

Küfretsem de gidişine

Gelemedim gecelerine.

Affet.

Titreyen ellerim, kanatlanacak kalbim,

Ve içimde dolaşan Yağmur vardı bir tek.

Sevebilirdim.

En fazla ölebilirdim.

Asabilirdim kendimi avuçlarının darağacına.

Dursaydın biraz daha.

Belki varabilirdim sana.

Yanabilirdim yangınlarında.

Yine ölürdüm sonra.



Bilirim sevgilim. İki ucu ölüm.

Bildim.

Ben sırf senin olmak için ölmeyi bile seçtim.

Söylesene. Peki sen niye gittin?





Daha çakıl taşı görmeden koca bir duvara çarptım.

Yapayalnız.

Manası yok artık.

Yitik bir sonla kaldım.



Artık susuyorum.

Konuşacak ne kaldı ki.

Nefret etsem; gizlidir sevgisi.

Sevsem; neyi, kimi?

Pansumanı yarım kalmış bir yara gibi.

Acımıyor ama kapanmıyor da....

2 Eylül 2010 Perşembe

Binbir Gece Ölümleri


Bir bitişi doğurdun sen bu gece omuzlarıma.

Obez miydi anlamadım?

Sen hangi organını büyütme derdindeydin bilmiyorum ama

Ben çok savaş verdim kalbini bulmak için.

Midendeki yolu da içkiyle tıkamıştın üstelik.

Çok çetrefilli yollar'ın'dan geçtim.



Sen görünürde uzun boylu,

İyi huylu bir ADAMken

Ben sana neremle baktım merak ediyorum.

Hiçbir değeri olmayan herhangi bir duvarı sevsem yeğdi inan.



Adın adımla o kadar uyumlu bir partnerdi ki,

Büyüsüne kapıldım.

Sana baktım.

Gözlerimin ardıyla.

Aradığım adamdın.

Hem gösterişli gövdesine, hem de o ahenkli düşlerine yaslanabileceğimdin.

Umutlandım.



Ah evet.

Fos çıktın.

Gövdeni gösterişe boğan içkinden ötesi değilmiş.

Anladım.



İstediğim...

Güven duygusuna boğulmaktı.

Nefesini duymaktı.

Avuçlarında yaramazlık yapmaktı.

Sana dokunmaktı.

İliklerime kadar teslim olmaktı.

Evet istediğim sen olmaktı kendi tenimde.

Seni yaşamaktı.

Nasıl bir kabussa bu.

Beni sana bağladı.



Öyle ayıp ki şimdi ağlamak SANA

Öyle mahrem ki görmek rüyada.



Öyle sahtesin ki aslında.



Olmuyor.



Yokluğuna yas tutuyor kandiller.



Sen istiyorsun ki uğruna ölsün cariyeler.



Olmamaya aşina tüm kuşlar acıma hürmetteler.



Ölüm...

Ölüm aşksızlığımdır benim.

Her gece faklı bir ölüm.

Ölüm gözlerimden gözlerine ulaşıp da hissedemediğin aşkımdır benim.





Ben;

O şeytan çarpan gözlerinden o kaskafana girmeyi,

Biraz turladıktan sonra kalbini öpmeyi istemiştim.



Aptallığın sınırını aşıp rekora koşan adam

Ben kendimi sende bulmayı istemiştim.



Belki yaralı bir kuş gibi çırpınan kalbimi farkedersin diye bakarken salak salak sana

Seni sevdiğimi gör, anla istemiştim.





Sen en kanlı yolları

En yangın kaçışları

En ahmak uzakları getirdin.

Sen bir bitişi doğurdun bu gece.

Omuzlarımda obez bir piçle

Ah! Ah nasıl uzanırım ellerine?!.



Soyunabilseydin kirlerinden

Aşkın üç harften ibaret olmadığını görebilirdin belki.

Çok özür dilerim affet.

Seninde sorunların var biliyorum.

Hem de yatağında.

İnsan öldürecek gel-gitler.

Eminim ki

Hiçliğin gibi

Yosmaların da afiyetteler.



Bir son düşmeliyse gözlerimden

TAHTına.

Söyleyebileceğim.



Sana aşık birinden alabileceğin tek şey "zevk"se,

Bırak insanlığın sıkıştığı yerde kalsın.

Aşksızlığın gibi



'Nokta'

4 Temmuz 2010 Pazar

Kırk Tilkiden Mektuplar II

Beyninden vurulmuş bir tanrıydı aşk. Geceleri altına kaçıran çocukları korkutan bir büyücü belki de. Yosun tutmuş duvarları yorgan yapıp serdiler üzerine. Kanayan duvar mıydı yoksa kırgın silahşörlerin yetim ağıtları mı? Seni gördüğümde yağmur yağıyor. Seni gördüğümde iç nehrim taşıyor. Hayır sımsıkı bağlasam da tüm damarlarımı bir anda çözülüveriyor bütün düşler. Küfrettikleri ben miyim? Anne rahminden düşen bir nefret miyim? Sokaklar tıklım tıklım, sokaklar boş. İşkence gibi bu aşk. Bir çölü tane tane yutmak gibi.

Tanrılarda ölür. Onlarınki sessiz ölümdür. Daha önce bir tanrıyı ölürken hiç görmedim. Belki de her tanrı öldüğünde bir afet oluyordur. Annem tanrılar yok dedi. Annem korktu. Annem "bu kızın din ayarlarıyla mı oynadık ki?" dedi. Telefonda adamın teki "ben şeytanım" dedi. Annem "Allah akıl fikir versin" dedi. En erken vahiy çiçeklere indi.

Ailem veya akrabalarımdan biri bunları okuduğunda "delirmiş bu" diyeceklerdir. Delirmek için aşık olmak yeterliymiş. Çok basitmiş yani. Bir de insanın delirmesi için böyle yakınları olması gerekmiş. (Şimdi nasıl yakın olduklarını söylemeyeceğim, insan bu tarz düşünceleri kendine saklamalıymış.) Bir gün biri okur da bu yazılar bana ait derse hiç şaşırmam. Beynimin bana ait olmadığını düşünüyorum. Kalbime göre çok mantıklı hareket ediyor. Kalbimse nasıl yaramaz anlatamam. Bir türlü söz dinlemiyor. Yasak aşkların peşinden koşan bir köpek gibi. Olur da bir gün bir yanlışlık nedeniyle ailemle aram açılır veya intihar falan edersem... Eee? Off sonunu bağlayamadım. Neyse. Kimsenin farkında dahi olmadığı bir muma, kimsenin bilmediği bir dilde şarkılar söyleyeceğim bu gece. Keyfim yerinde. Umurumda mı onun şerefsizliği, onun p.çliği ve saire. Saz çalacağım bu gece, tümağustos böcekleri oynasın diye.

2 Temmuz 2010 Cuma

Kırk Tilkiden Mektuplar I


Kırk Tilkiden Mektuplar I



Bir insanın aklında kaç tilki dolanabilir ki en fazla? Hayır o kadar çok ki sayamıyorum. Aşık olduğumda sorun olmuyor da sadece hoşlanıyorsam çok şıpsevdi oluyorum. Herkesle flört edebilecek gibiyim. Bu sanırım bazı duyguların bastırılması durumu. Ya aşkı bastırıp taktik uygulayacaksın ya da Bakırköy'ü bir turlayacaksın. Bakırköylük olmaktansa içimde şıpsevdi olmayı yeğlerim. Lakin şıpsevdiğiliğimde dışarı taşmıyor çok şükür. Bir iki göz çarpışmasından kimse zararlı çıkmaz herhalde. Zaten yapacak bir şeyim de olmadığından can sıkıntısı giderme yolları bunlar diye de düşünüyorum. Hem aşktan fayda gören kaç kişi var ki? Peehh. Aşk isteklerini tatmin ettiği sürece güzeldir. Belli bir yerde takılır mutlaka. Peki ya sonra?

- Afedersin sevgilim. Bu aşk ter kokmaya başladı. Yeni bir aşkla değiştirmeliyiz. -
-Oo yee bebeğim, süper fikir. -

Deodorant sıkmayı akıl edemeyecek kadar aciz. Aşk onarılmaz mı hiç?

Aşık olmayı seviyorum. Aşık olmanın güzel olan kısmını seviyorum. Acı vermeye başlayınca çok çekilmez bir moruk oluyor. İyi de aşk acısız olmuyor. Ne yapacağız? Evet. Şimdi size bir çorba tarifi vereceğim o halde. Ya da vazgeçtim. Siz gidin çikolata alın. Ben biraz ağlasam iyi olur.

Aşk. Bir gözümü kapattığımda ne kadar da basitsin. Ben kalbimi uyuttum. Gözlerimin ağrısı var, kulağındaki ninniyi ödünç verir misin?

Affetmiyorum dudaklarınızda deliren denizi. Yok olmaya mahkum. Islattığınız kayalıklar. Suçlu mu? Sanmıyorum. Ama affetmiyorum hiçbirinizi.

A.Ş.K


Öyle bir derde düştüm ki dedi. Bir nefeslik duvar. Hareket edemiyorum. Arkamı dönüyorum nefesi, önümü dönüyorum gözleri. Nefesinden hayat akıyor hücrelerime, gözlerinden çocukluk.Dokunuyor tenime. Ona basit gelen bu dokunuşlar beni eritiyor. En son koluma dokundu. Kocaman bir yanık var şimdi. Kimse görmüyor. Çocuk kesiliyorum karşısında. O kadar alıştırdı ki kendisine görmesem ölüyorum. Yemek yok, uyku yok, huzur yok. Günlerdir yoksunum. Uzansam eline tutabileceğim. Ama görünmez bir cam var aramızda. Uzansam parçalanacağım. Hayatında kaç kişi var bilmiyorum. Tüm ağaçlar, tüm dallar onun. Bile bile ateşe yürüyorum. Her gün geliyor, konuşuyor, arıyor, mesaj atıyor ve saire. Çıkardığım anlam ile gerçek arasında neden dünya var? Yüzüne baksam eriyor, teni su misali akıp gidiyor. Gözlerine baksam kaynıyor, canım acıyor. Konuşsam ölüm. Başka yol yok, Susuyorum. Sustukça eksiliyorum.Öyle büyük engeller koymuş ki Tanrı bu sınavda ben, ben yürümeyi beceremiyorum. Tanrım diyorum. Kalbime sahip çık. Kalbimi döv. Gerekirse öldür. Kontrol edemiyorum. Ya yanına affedilmeyecek bir günahla geleceğim ya da bir şey yap. Olmuyor. Sabaha yine aynı hislerle uyanıyorum. Gözlerini izliyorum sonra.Yüzümdeki labirentte kaybolacak gibi oluyor. Sonra vazgeçip atlıyor. Gözleri kayboluyor. Bir cam kırılıyor ve bir parçası kalbime saplanıyor. Yakınlaştıkça hapsoluyorum. Uzaklaşsam nefesim kesiliyor. Çıkmazdayım. Yardım isteyemiyorum. Karanlığından korkuyorum, çocuk gibi titriyorum gölgesinde. Farketse ah bir farketse. O bana dokunurken gayet normalken her şey ben neden ona dokunamıyorum. Bir kez elim değse yanağına. Olmaz ama. Yasak. Ölürse tüm martılar. Katil olmak istemem. Duygularıma esirim evet ama mantık gibi bir elbisem var. İçim yanıyor olabilir, kimse fark etmiyorsa sorun yok. Baktığımda kimsenin göremediği çatlakları görebiliyorsam yerde bir şeyleri aşmışımdır. Belki de delirdim. Umurumda mı sanki. İmkansız aşklar yaşadığımı, bildiğimi sanırdım. O aşkların imkansızları bir'di. Bu aşkta imkansızlar iki. İki kere imkansız bir aşksa mümkün değil çözmek. Görse gözyaşlarımı kıyamayacakken ben onun için ağladım. Görmedi. Şey gibi bu, şey. Bir çocuğun olgun bir büyüğüne aşık olması gibi. Bana büyük geliyor bu aşk, ona küçük. Ne ruhunda hayat var ne bedeninde. Nasıl düştü peki bu ateş benim içime?. Öyle çok soru var ki cevaplayamıyorum. Yapabileceğim bir şey yok. Varsa da gizli kalsın. Hiçbir şey yapmak istemiyorum. Ama lütfen Tanrım, gitmesin. Ruh olarak gidebilir belki göremem ama beden olarak yanımda durmayı bilsin. Kim gibi durduğu önemli değil. Eğreti dursa bile sorun değil. Süs eşyası gibi de olsa dursun. Bİr mermeri izler gibi izlerim. Işığı söndür Tanrım. Gerçekleri görmeyeyim. Kalbindeki kirlere beyaz çarşaf ser Tanrım. Ben kaldırmam söz veririm. Biliyorum ki benim içimden alevler yükselirken onun bedeninden soğuk terler boşalıyor. Yine de sesi bile yetiyor karları eritmeye. Yaban otlarıyla kaplı bir bahçeyi yeşertmeye. Ben onu her gün 24'e bölerken o kendini kaç kadına pay ediyor bilmesem de bir bakış yetiyor tüm geçekleri silmeye. Neyse Tanrım çok konuştum affet. Bu aşkla da yeni bir ben doğurdum. Erken ölmesi dileğiyle. Lakin bu aşkta kız çocukları sevilmiyor. Afedersin ama orospunun peydahı bile çok sevilirken yaşamayı kendi seçmeyen bu kızın (aşkın) ne suçu var? Adalet tuvalette olmalı. Ölsün o halde. Ve ben yine geçiyorum bir aşkın şah damarından. İzin verin geçeyim, geçtikten sonraki tüm izlerim, peydahladıklarım, hiçbir şey umurumda değil. Alın, nereniz uygunsa oranızda kalsın. Dedi.

Aşkla başlayıp öfkeyle bitti. Aşk içinde ne çok şey barındırıyormuş. Çok şey barındırdığını anladım da hepsini daha kavrayamadım...




(Not:" Eflatun - Günahlar İşliyorum" ilhamlı.)