7 Kasım 2010 Pazar

La Ebesi

Uykusuzluğumun katili olacaksın demiştim...





Gül yapraklarından destek isteyeceğim biraz.

Benim kanatlarım senin güneşinde toz olur.

Dallarım üşür.

Ne kadar ölüm diyorsa o kadar sağırım hayata.

Sana açtığım bahçem.

Ellerim, gözlerin tutunsun diye var.

Sesim rüzgar.

Tutunmak için var ellerim.

Tenim donuk.

Ellerin, fırından yeni çıkmış ekmek gibi,

"Benim ülkem" dedirtiyor insana.

Fakat tüm renkler solabilir gayet,

Şiirler siyaha boyanabilir.

Her şey tersine dönüp,

Melekler cehennemi indirebilir elbet.

Kanımda dolaşan bir şey var; tanımlayamadığım.

Ele avuca sığmayan,

Nasıl bir sihir? Tarifsiz.

Dünyadaki en yumuşak şeyin durmadan kanat çırpması.

Uğursuz eylülleri ateşe verdim.

"Bu limana fırtına giremez!" levhası var artık her yerde.

Bu hızla büyüyen ten, kimin teni?

Unutulsun pek çok şeyin tadı.

Serçelerin kanadından tutun enfes bir ölüm için.

Sevgililer intiharlı, sevgiler cüzzamlı.

Yok kaderin kadehi, kırılacak.

Üzgün martıların ağıtları.

Saçlarım kan.

Tutmuyor yarayı ten, bazen bir izle saklıyor.

Saçları yetim kokan kız çocukları ağlıyor.

Sevmek... Tanrının tek kıskançlığı.

Aşka şehvet karıştığında şeytanın zaferi.

Kirpiklere tutunan korkak kelimeler uğulduyor.

Affedin aşıkları!...

Kimsenin yalnız kalmayacağı bir dünya çıkarları.

Affedin ama yalnız kadınları.

Alıngan hormonların tek savunuşları.

Kadın yalnızsa yalnızlık daimdir.

-

Sana geliyorum sevgili.

Elimde yitik bir Eylül akşamı.

Oysa Ekim acımasız.

Sevmiyorsun beni.

Saklanacak daha çok şey var bu gibi.

Sadece bir vicdan meselesi, bir göz mesafesi ve saire.

Uyumuyorsun benimle, uyanmıyorsun.

Uzaktayken bile hissetmiyorsun.

Kadınlığı seviyorsun sen.

Cinsiyet ayırımı yapıyorsun.

Demiştim ama sana,

Katil olacaksın.

Öldürdüklerini hiç görmeyeceksin.

Ellerin kan kokmayacak.

Oysa ben hepsini göreceğim.

Oysa ben gömeceğim öldüğüm yerlerimi.

Sen sadece uyuyacaksın.





Zorla olmaz aşk.

Kaldırım Önsözleri

İçime uzanan köklerinin alevinde yanıyor sensizlik.

Tütsü misali havaya saldığım duman.

Maskenin altından bana uzanan isteksizlik.

İnan! Tanrı ihanet etmiyor kullarına hiçbir zaman.

Bana ihanet eden gözlerin esasen.

Aynı anda bana bakarken arkamdaki sarışına baktığında anladığım.

Gözlerini hapsetmek istedim o an.

Hiçbir zaman, hiç kimseyi göremeyeceğin bir yere,

Kendi yeşilini dahi göremeyecektin işte.

Öyle seviyordum yani seni.

Aşırı kıskanç, huysuz, aksi, çocuksu...

En çok senin yanında çocuk oldum ben.

Yaralarımı örttüm şımarıklığımla.

Çünkü beni sen de yaralayacaktın, bildim.

Yaralarımı görsen ilk vuracağın yerdi orası.

Belki de öldürücü darbe olacaktı.

Yavaş yavaş teslim olurken sana,

Gittin!

Bir uçurumdan düştüm de, parçalandım da, yine aynı yerdeydim sanki.

Yok böyle bir fedakarlık!

Varlığınla daha fazla üzmemek için yokluğunla üzdün yani sen.

Bir bebeği annesiz bırakmak gibi, bir balonu iğne dolu bir odaya hapsetmek gibi.

Hem yalnızım, hem her hareketim acı.

Ömrümden yıl çalsan affetmezdim seni.

Ay çaldın, gün çaldın, an çaldın, aşk çaldın,

Affettim!

Ne kadar acı çekersem o kadar severmişim,

Ne kadar üzülürsem o kadar mutlu olur,

Ne kadar seversem o kadar sevilirmişim.

Bir başkasıyla...

Daha mutlu, daha sevgili, daha büyük.

Bir başkasıyla.

Ah adam!

Sevgilim diyecektim ben sana.

Senin aklında başka vücutlar varken.

Sevilmedim.

Çünkü hiçbir zaman gözümdekiyle gönlümdeki farklı olmadı.

Alınma lütfen.

Sana sevgim kadar nefretim de var.

Bu yüzden atamıyorum içimden.

Yağmuru sevdiğimi sakla sonsuza dek.

Çünkü ben en çocuk yanımla bağlıyım ona.

Her damlada bir melek var, buna inanıyorum.

Seni seviyorum.

Çünkü ben en çocuk yanımla bağlıyım sana.

Her aşkta doğan bir melek var, büyüttüğümüz.Buna inanıyorum.

Beraber ıslanacağımız bir yağmur,

Beraber büyüteceğimiz bir melek.

Sonsuzluk safsatasında tanrının yüzü

Kıskanç kadınlar

Aklında şeytan

Benim meleğim öldü senin gitmek eylemine gurur yüklediğin anda.

Mutlu musun sahiden?

Sahiden mutlu musun?

Gidişini kabullenecek kadar uslu bir çocuğum ama

Hala en sevdiğim oyuncağım gibi istiyorum seni.

İ.n.a.t.l.a...

Büyümenin ne olduğunu soruyorum sana.

Senden daha iyi kimse bilmiyor bunu.

Anlat bana.

Masallarım eksik, anlamlarım tanımsız, varlığın uzak, yokluğun iki dudak mesafesi.

Törpülemeye çalıştığın yerlerim kanıyor sürekli

Sen tuz basmaya devam ettikçe ben seni bulacağım.

Kör neşterli ahmak doktor!

Kadınlarla yatarsın, sadece çarşaf kirlenmez.

Çocukları sevdin diye hiçbir hücren eksilmez.

Aklım selim, dengesiz değilim.

Bir gelip bir gitmiyorum.

Bir sevdim bir bitti yok.

Sana ait devinimler bunlar. Ben değilim.

Şimdi bir düşün.Daha kim büyümeli?





Büyürsem unutacağım seni...

Terbiyeli Kalpler

Evet. Haklılar. Çok zor bir dönemden geçiyorum.Terk edilmişim, hava soğuk, gribim, acı çekiyorum, derslerim ağır, hayat zor, sürünüyorum hatta anasını satayım. Öyle boktan bir hayatım var ki bıraksalar bulduğum ilk intihar çeşidini denerim. Nah denerim.



Müzik açıp salya sümük ağlayabilirim, reklam izlerken hıçkırıklara boğulabilirim, sakinleştiricilerle sakin kalabilirim. An gelir bu ben olabilirim. Yıkıp döker, içer sızar hatta küfreder ve hatta abartıp lanet bile ederim. E olum hayatta hep pollyanna olursak zaten yenik başlamaz mıyız? "Terk etti ama olsun. Terk edilmek de güzel." Böyle kendimi avutmuşluğumda olur bazen aslında. Salaklığım tutar yani. Ama MAL! Terk edilmenin neresi güzel lan. Gerizekalı. Giden kaybetti olum. Saf. Kimi terk ediyorsun sen. Önce bir aynaya bak. Sazan.



İnsanları hayvanlaştıkları zaman seviyorum. Mamafih insan olmaya çalıştıklarında içine sıçıyorlar. Bazende tanrısal özellikleri ilke edinip odun şekline bürünüyorlar. Örneğin; Yalnızlık. "Yalnızız dostlar, yalnızlık kader." Hani yalnızlık Allaha mahsustu lan. Sen kimsin? Bi bak. Annen var, baban var, ablan, abin, kız, erkek kardeşin arkadaşın vs. bi ton insan var. Neren yalnız. Poponun yanına popo mu arıyorsun?. Tek koltukta iki popo zor zanaat. Allahtan akıl fikir dilerken iki kere düşünüyorum artık. Bu yaştan sonra pek de beklemiyorum hani.



"İnsanları sevin. İnsanlığı kurtaracak tek şey sevgi." Bok. Sen sev, onun götü kalksın. Sonra gitsin bir orospuyla yatsın. Bir de utanmadan o bezelye beyniyle onu aşk sansın.

Erkeklerin beyinlerindeki fikirleri yansıtacak en iyi deyimler :

Milli olmak

Yatağa atmak

Daldan dala konmak

Kendini tatmin edip salmak

ve benzerleri. Çok örnek vermeye gerek yok, hepsi aynı noktaya varıyor. Hepsi aynı bu cinslerin. O koca kafaları bel altı düşüncelerle dolu. Sadece bazıları bunları saklamayı biraz daha iyi başarıyor. Kendini biraz daha kontrol edebiliyor. Bir de işte istisnalar var ama kaidemiz bozulmaz.



Asıl boktan noktayı söyleyeyim mi? Kalp krizi sebebi yani. Hiçbirimiz, evet hiçbirimiz o beyinsizler olmadan yaşayamıyoruz. Tanrı Havva'yı Adem'in göğüs boşluğundan yaratırken adını aşk koydu. Erkek kadınla ödüllendirildi, şereflendirildi.Kadın erkeğe verildi, erkek kadına değil. Ama sonra aşk şekil değiştirdi. Bir tatminlik objesi halini aldı. Ne kadar hoş.



Aşk bittiğinde geriye bir boşluk kalıyor biz bayanlarda. Yani aşktan öteye gitmiyor hisler. Tabi bunu yaratılışla da kanıtlayabiliriz. Vücut yapısıyla falan. Uzatmaya gerek yok. Gayet anlaşılır. Öyle yani.



Zor bir dönemden geçiyorum. Karşı cinslerimden nefret ediyormuş gibi görünüyorum belki de. İnsansı yapılarına saygı duyuyorum ama. Erkekliğin getirdiği bazı hislerine, huylarına falan da. O kadar. Hı aşık olmuyor muyum? O illet beni de buluyor sık sık. Aşksız yaşayamayan bir bünyeye sahibim. Ama hiçbir zaman hiçbir erkeği ölecek kadar çok sevmedim. Bedenime de, ruhuma da acı çektirdiğim oldu ama bunlar da hayatın içinden şeyler. Acıyı da çekmeyi biliriz evelallah :) Ruhen yaşadığımız her his gelip geçici. Hiçbiri kalıcı olmuyor. Gurur yapıyorum bazen mesela, sonra saçma geliyor. Ne ki gurur? Neye fayda sağlıyor? Aşkla olgunlaşıyoruz, bekleyerek büyüyoruz ne bileyim zamanla iyileşiyoruz falan tamam da gurur ne be? Gereksiz yani. Aşıksan söylersin. Ha baştan yenilgiyi kabul etmen gerek. Erkek sonuçta. Kıt biraz. Ama sen o erkekte barınması gereken duyguyu almışsın. Bir karış daha fazla uzamışsın. Sana yarar. Sen kazanırsın. Havalanmak, popo kalkması falan fasa fiso. Öğrenerek yaşamak, yaşamak gibi yaşamak, her şeyiyle, dört dörtlük.. Bütün mesele bu.



Mantıklı düşününce şöööyle enine boyuna. Aşk bile saçma aslında. Ama sadece mantık yok yapımızda. Kalp de var. Yani Aşık olacağız. Kurtuluş yok. Kim olduğu önemli değil. Ne yaptığında. Önemli olan ne öğrendiğin. Kayıplar çok verirsin ama farklı bir şeyler kazandın mı? Bu önemli.



Sanırım öğrendiğim en değerli durum "Kalbimi terbiye edişim". Bunu başardım. Belki de en zoru.

Bir Ölünün Günlüğü

^^Doğumdan Ölüme Hayat; Üç Gün.^^





Kuşları izledim tüm gün



Önce aynı dala kondular



Mutlu sandığım tek yaratıktılar



Biz'dik sandım



Yanyanaydık. Başladık



Kuşun teki dal değiştirdi önce



Bir dal daha



Sonra gökyüzü değiştirdi yavaşça



Kış düştü umutlara



Ben'dim. Yapayalnız kaldığım dalda



Bakındım önce etrafa



Anlamsız geldi yarınlar



Bıraktım kendimi boşluğa



Oydum. Kuştum. Kıştan daha sertti uçuşun



Bir tuvale düşen iki renktik seninle



Siyahtın sen. Karanlıkların asil ruhu



Titrek bir pembe olabildim ben yalnızca



Karışamadık biz hiç seninle



Sen siyaha boyadın düşlerimi



Aklında hep kırmızı şehvetle



Ressam yaktı geceleri



Yaktı tüm resimleri



Aynı fırçadan akan iki renk olsak da



Aynı tuvalde yer bulsak da



Sen kırmızıya koştun



Ben kül oldum



Boş bir sinema salonuydun sen



Işık yoktu, ses yoktu, görüntü yoktu



Ne kadar salaktım tanrım



Boş sinema salonlarına aşık olunmuyormuş



Çok geç anladım



Herkes gibi yapmadım



Bir filmi izleyip yeni bir filmi izlemek için çıkmadım yani



O boşluğa vuruldum



Yetmedi. O boşlukta vuruldum



Ve komik ama hala yetmedi



O boşlukta kan kaybediyor, can çekişiyorum



Çıkış az ötede



Gidemiyorum...



Bana gelip; "Ben zoru severim,



Seversem tam severim,



Gerekirse ölüme giderim." deyişin



Sonra da çekip gidişin



Tek günlük sevgin...



Bir bak kendine



Bu kadar da basitsin!



Duruyorsun karşımda



Nefesim artıyor



Kalbim ayaklarıma baskı yapıyor



Koş diyor bir ses. Koş sarıl



Sahip çık aşkına



Bırak o sarılmasın



Sen kendin için sarıl ona



Olmuyor



Demirden halatlar var belimde



Huzursuz ve güçlü ve kıskanç eller



Beni geri çekiyor











Kaldır perdeleri



Yık engelleri



Ben seninim



Yaşayabilme ihtimalim senin kollarında



Sar benliğimi



Unuttur bana beni



-Duyuramıyorumsesimi-



Hani değerliydim



Hani seninle öğrenecektim



Hani sıkılmaz, hani gitmezdin



Lanet olsun! Hani öldürmezdin!



Ben bir bakışında koca dünyayı gördüm



Ben bir tek seninle öldüm...



Hani beni sen büyütecektin



Şimdi nerdesin? Kimlesin?



Ben hala uygun adım duruşundayım



Yürüyor gibiyim ama karşındayım



Daha ayrılığı tatmadan öldürdün aşkı



Katilsin diyorum, inatla susuyorsun



Vatan haini gibi yaktın içimi



Yaktın ülkemi. Yaktın yerini



Bir piç gibi kaldı ellerim



Paramparça tenim...



Kimi saracaksın şimdi?



Yokluğunla el eleyim.



Aç gözlerini



Evet. Gidişinle büyüttün beni



Yokluğunla öğrettin şerefsizliği



Gözlerin en içine bakarak nasıl yalan söylendiğini



Bir yangın bıraktın bana şimdi, biraz da soğuk kül



Yangınla erirken tenim



Külle sızlıyor içim



Diyor ki tüm yıldızlar, ay, güneş hatta evren



", unut onu!"



Belli



Ölerek unutacağım seni...





(Yıllar sonra yeniden doğma ihtimaliyle.)





_





Sana yazdım bunları.



Affet.



Çok yordun beni.



Okuman yok biliyorum.



Bense konuşamıyorum.



Sana yazdım kırgınlıklarımı, yalnızlıklarımı, huzursuzluklarımı



Sana yazdım kendimi



Sana yazdım seni.





İyi ölmeler şehrim



Bende ölüyorum...

Korkak Kaçış

Gitme diyebilmeliydim.

Bilmeliydim gelişlerin hamile olduğunu.

Her seferinde 'gidiş' doğurduğunu.



"Devam etseydik, bir şekilde tökezleyecektik.

Ben senden dünyanı isteyecektim.

Oysa sen daha çocuktun.

Bana kalbini verecektin.

Benim dünyam bacak aralarında

Seninse kalbinde derin yaralarla...

Yapma küçüğüm. Kapat gözlerini çıplak yalanlara.

Kıyamam bir damla göz yaşına.

Engel olamam ama içimdeki şeytana.

Ölürsün yollarımda..."



Bir hata var.

Bir yalan.

Bin yalan.

Aklımdan geçen de kalbimde ağ ören de birdi benim.

Senin hayatın mı yalan?



-Çok sevmiştim karanlıklarını.-





Nasırlı ellerin mi yakmıştı tenimi?

Ah! Ne acı çekiyorum yokluğunda,

Bir açsan içimi.

Yanıyor sokaklar şimdi.

Deşiyorlar bıraktığın izleri.

Daha derin.

Daha derine.

Belimden akıyor kanlar.

Ayakkabılarını sil.

Kan kokar gözlerin.



"Senin sevgiye aç her yerin.

Benimse sevişerek çoğalır hücrelerim.

Geri git!

Sakın anma adımı.

Geri git! Öldürür sesim..."





Korktum sevgilim.

Küfretsem de gidişine

Gelemedim gecelerine.

Affet.

Titreyen ellerim, kanatlanacak kalbim,

Ve içimde dolaşan Yağmur vardı bir tek.

Sevebilirdim.

En fazla ölebilirdim.

Asabilirdim kendimi avuçlarının darağacına.

Dursaydın biraz daha.

Belki varabilirdim sana.

Yanabilirdim yangınlarında.

Yine ölürdüm sonra.



Bilirim sevgilim. İki ucu ölüm.

Bildim.

Ben sırf senin olmak için ölmeyi bile seçtim.

Söylesene. Peki sen niye gittin?





Daha çakıl taşı görmeden koca bir duvara çarptım.

Yapayalnız.

Manası yok artık.

Yitik bir sonla kaldım.



Artık susuyorum.

Konuşacak ne kaldı ki.

Nefret etsem; gizlidir sevgisi.

Sevsem; neyi, kimi?

Pansumanı yarım kalmış bir yara gibi.

Acımıyor ama kapanmıyor da....

2 Eylül 2010 Perşembe

Binbir Gece Ölümleri


Bir bitişi doğurdun sen bu gece omuzlarıma.

Obez miydi anlamadım?

Sen hangi organını büyütme derdindeydin bilmiyorum ama

Ben çok savaş verdim kalbini bulmak için.

Midendeki yolu da içkiyle tıkamıştın üstelik.

Çok çetrefilli yollar'ın'dan geçtim.



Sen görünürde uzun boylu,

İyi huylu bir ADAMken

Ben sana neremle baktım merak ediyorum.

Hiçbir değeri olmayan herhangi bir duvarı sevsem yeğdi inan.



Adın adımla o kadar uyumlu bir partnerdi ki,

Büyüsüne kapıldım.

Sana baktım.

Gözlerimin ardıyla.

Aradığım adamdın.

Hem gösterişli gövdesine, hem de o ahenkli düşlerine yaslanabileceğimdin.

Umutlandım.



Ah evet.

Fos çıktın.

Gövdeni gösterişe boğan içkinden ötesi değilmiş.

Anladım.



İstediğim...

Güven duygusuna boğulmaktı.

Nefesini duymaktı.

Avuçlarında yaramazlık yapmaktı.

Sana dokunmaktı.

İliklerime kadar teslim olmaktı.

Evet istediğim sen olmaktı kendi tenimde.

Seni yaşamaktı.

Nasıl bir kabussa bu.

Beni sana bağladı.



Öyle ayıp ki şimdi ağlamak SANA

Öyle mahrem ki görmek rüyada.



Öyle sahtesin ki aslında.



Olmuyor.



Yokluğuna yas tutuyor kandiller.



Sen istiyorsun ki uğruna ölsün cariyeler.



Olmamaya aşina tüm kuşlar acıma hürmetteler.



Ölüm...

Ölüm aşksızlığımdır benim.

Her gece faklı bir ölüm.

Ölüm gözlerimden gözlerine ulaşıp da hissedemediğin aşkımdır benim.





Ben;

O şeytan çarpan gözlerinden o kaskafana girmeyi,

Biraz turladıktan sonra kalbini öpmeyi istemiştim.



Aptallığın sınırını aşıp rekora koşan adam

Ben kendimi sende bulmayı istemiştim.



Belki yaralı bir kuş gibi çırpınan kalbimi farkedersin diye bakarken salak salak sana

Seni sevdiğimi gör, anla istemiştim.





Sen en kanlı yolları

En yangın kaçışları

En ahmak uzakları getirdin.

Sen bir bitişi doğurdun bu gece.

Omuzlarımda obez bir piçle

Ah! Ah nasıl uzanırım ellerine?!.



Soyunabilseydin kirlerinden

Aşkın üç harften ibaret olmadığını görebilirdin belki.

Çok özür dilerim affet.

Seninde sorunların var biliyorum.

Hem de yatağında.

İnsan öldürecek gel-gitler.

Eminim ki

Hiçliğin gibi

Yosmaların da afiyetteler.



Bir son düşmeliyse gözlerimden

TAHTına.

Söyleyebileceğim.



Sana aşık birinden alabileceğin tek şey "zevk"se,

Bırak insanlığın sıkıştığı yerde kalsın.

Aşksızlığın gibi



'Nokta'

4 Temmuz 2010 Pazar

Kırk Tilkiden Mektuplar II

Beyninden vurulmuş bir tanrıydı aşk. Geceleri altına kaçıran çocukları korkutan bir büyücü belki de. Yosun tutmuş duvarları yorgan yapıp serdiler üzerine. Kanayan duvar mıydı yoksa kırgın silahşörlerin yetim ağıtları mı? Seni gördüğümde yağmur yağıyor. Seni gördüğümde iç nehrim taşıyor. Hayır sımsıkı bağlasam da tüm damarlarımı bir anda çözülüveriyor bütün düşler. Küfrettikleri ben miyim? Anne rahminden düşen bir nefret miyim? Sokaklar tıklım tıklım, sokaklar boş. İşkence gibi bu aşk. Bir çölü tane tane yutmak gibi.

Tanrılarda ölür. Onlarınki sessiz ölümdür. Daha önce bir tanrıyı ölürken hiç görmedim. Belki de her tanrı öldüğünde bir afet oluyordur. Annem tanrılar yok dedi. Annem korktu. Annem "bu kızın din ayarlarıyla mı oynadık ki?" dedi. Telefonda adamın teki "ben şeytanım" dedi. Annem "Allah akıl fikir versin" dedi. En erken vahiy çiçeklere indi.

Ailem veya akrabalarımdan biri bunları okuduğunda "delirmiş bu" diyeceklerdir. Delirmek için aşık olmak yeterliymiş. Çok basitmiş yani. Bir de insanın delirmesi için böyle yakınları olması gerekmiş. (Şimdi nasıl yakın olduklarını söylemeyeceğim, insan bu tarz düşünceleri kendine saklamalıymış.) Bir gün biri okur da bu yazılar bana ait derse hiç şaşırmam. Beynimin bana ait olmadığını düşünüyorum. Kalbime göre çok mantıklı hareket ediyor. Kalbimse nasıl yaramaz anlatamam. Bir türlü söz dinlemiyor. Yasak aşkların peşinden koşan bir köpek gibi. Olur da bir gün bir yanlışlık nedeniyle ailemle aram açılır veya intihar falan edersem... Eee? Off sonunu bağlayamadım. Neyse. Kimsenin farkında dahi olmadığı bir muma, kimsenin bilmediği bir dilde şarkılar söyleyeceğim bu gece. Keyfim yerinde. Umurumda mı onun şerefsizliği, onun p.çliği ve saire. Saz çalacağım bu gece, tümağustos böcekleri oynasın diye.