28 Mayıs 2010 Cuma

AdliÖlümler


Kapıların kapalı.
Tabağında hangi kadının kalbi var?
Kan kokuyor sokağın
Yakalanması an meselesi denen,
Lakin bir türlü bulunamayan katilsin sen.
Adalet neden bu kadar çaresiz yanında?
Zaten sığamazsın da cezaevi hudutlarına
O kadar geniş(!) bir kişilik* ki sendeki
Sığamıyorsun bile dünyaya

Avukatlar istifa edecekler aynı anda
Kimsenin cesareti yok seni savunmaya

Mahkemene geleceğim
Sen müebbetten korktuğun için beni kovmaya çalışırken
Ben
Affedin onu, nolur,
Benim affedecek yerim kalmadı
Siz affedin
diyeceğim

Yıkılacak içinde bana karşı ördüğün duvar
Her şey için çok geç -olacak-

Keşke diyeceğim sonra
Keşke sen o hücreye atılsaydın
Bende herhangi bir suça karışsaydım
hücrene atılsaydım
(Hücrelerin dahi benden nefret ederken hem de)
Sen kurtulmak için delirirken
En azından karşımda olsaydın.

O kadar iyi biliyorsun ki şansı kendinden yana kullanmayı
(Şansla da mı yatıyorsun ne?!)
Eminim o hücrenin duvarlarını da eritir kaçardın.
(Her kadını bir bakışla eritebiliyorsan,
Duvarlarla da sevişerek eritebilirsin herhalde.)


O kadar bekledim ki seni
O kadar ki
Üzerime yağan ihanetler
Terkedişler
Yalnızlıklar
Suskunluklar
...
Hepsi, hepsi deldi geçti
Ama bak hiç bitmedim.
Sadece
Sen gittin.


Gidişinin suçu yok sevgilim
Senin suçun yok
Aşk beni hiç görmedi
Varlığımı önemsemedi.


| Duvarımdan kan yağıyor
Ölüm misafirliğe geliyor sevgilim
Öyle yüzsüz ki
Giderken beni de götürmek istiyor
-Ölüm senin eserin olup bana ait olan duvarımdan geliyor.-
Korkuyorum sevgilim
Yardım eder misin?|



Daha seni göremeden...
Ölmek için çok erken...

27 Mayıs 2010 Perşembe

Bir Duayı Düşürdüm






Olmayan denizi izledim,
Tenine karışan farklı kokulardan, kokunu çektim,
Usulca yasladım başımı, omzuna,
Hıçkırıklarla direndim.
Küçük bir balık edasıyla daldım gözlerine, yok olma korkusuyla.
Tüm dünyayı susturdum, dinledim sözlerini.
Elini tuttum, parmaklarım parçalandı, döküldü.
Nefesin ruhumun ilacı,
Uzandım yanında sonsuzluğa...


Yoktun.



Akli dengesini yitirmiş gibiydim,
Konuşsan ölecek gibiydim,
Gelsen,
Gelsen...

Tanrıyla aram açılacak gibiydim.


Gelmedin...

25 Mayıs 2010 Salı


Bir kalpte ölmek ne zormuş,
Bir kalpte cinayet...
Yaslanmak kanlı duvarlara,
Suçluluk duygusu...
Ama hala buradasın?
Bak tam da bu sayfadasın.
Dokun...
Elimi tutacaksın.
Tüm gücümle yaşatırken, "ah hayır, öldü" demek...
Ellerimi ve ayaklarımı zıt yöne giden iki ayrı arabaya bağlayıp çekmek,
Sırtıma taşlar dizmek...

Anlıyor musun???


Bir ses ver...

22 Mayıs 2010 Cumartesi

Fail - i Katil (* SuçüstüAşk *)


Öldürdüm sevgilim;
Sen gelmedin ve ben kanıma karışan şehvetli zehrini öl-dür-düm.
Kara vebalı kara kafileler göç etti bedenimden cehennemine.
Vebali kimin üzerine?
Faili meçhul cinayetlerinin ardından
Elsiz ayaksız piçlerin de oldu.
Ve sen; sonunda piçlerini bile aldattın!
Gelemeyecek kadar aciz ve korkakken...

"Kuş gibisin, korkuyorum sen titrerken.
Korkuyorum ısıtamam yeterince, ölürsen.
Korkarım sonra gözlerimden.
Bir kuşu hayata döndürmenin sevincine doyamamışken..."

Nefretim kuşlara tanrım.
Gül dikiyorum omuzlarıma.
Tuzaklar kuruyorum kuşlara.
Gece yarısı saat tam 03.12'de asıyorum hepsini boynumun darağacına.
Kasığımda kara bir leke gibi duruyorken ihanet
Bakamıyorum küçük kadınların suratına
Küsüm dudaklarıma.

-

Annemin buluğ çağından geçtim.
Kan içinde kaldığımda silmek için bir paçavram bile yoktu.
Kanımda boy verdim
Kanımda boğuldum.
Küsüm dudaklarıma.

-

"Omzunda gül bahçeleri ve gözlerinde yağmur.
Gözlerine yağmuru indiren tanrı benim,
Sen rahmet mi sanıyorsun?
Aptal!
Güllerin... O kadar şeffaf ki güllerin gelirsem incinecek dünya.."

Kaç gecedir suskunluk yutuyorsun
Yatağın boş kısmıyla sevişiyorsun.
İçinden lavlar, içinden iniltiler boşalıyor içime.
Gözümden bir damlayı tutsan, ah tutsan
Sönecek tüm evrenimin yangını.
Biliyor musun?

-Ne dışa dönük yaralar
Ne çocukluğumun atlı karıncaları
Hepsi yalan!-

Gururum, kanımın yerde kalması,
Kim bilir kaç defa üstüne basıp geçtim.
Pis bir küfür gibi dudağındayım.
Yalvarırım sus beni, tanrım.

Sevgilim... Sana dokunamadığım günlerin hesabını yine sana mı sormalıyım?
Sadece bir kez kokunu hissedebilmek için evrendeki tüm kokulardan vazgeçebilirim,
Tüm hazlardan,
Ve daha fazlası.

Gitme!
Yalvarırım...


Çok özlüyorum seni...

İkinci Kadın Masalı


Lügatı intiharlı bir aşkı içtim.
Alfabesi morg.
Harflerle ölüm kustum.

Hayatında hep ikinci kadın oldum ben!
Ne zaman pes etsem, sıramı savmayı seçsem,
Bir şekilde yakaladın kirpiklerimden.
Kaçamadım hiç senden.


Zartut(tun)uştu.
Zariçimde.
Zartutun-du.
İçimyandıbugidişinle...

Lisanım uçukladı.
Bildiğim tüm harflere ve bilmediğim tüm dillere ihanet ettim.
Sırf senin için yalnız bıraktım beni.
Ama olmadı, hayatında hep ikinci kadın olarak kaldım sevgilim.

Dualarıma tam da tanrıya ulaşmak üzereyken ateş edildi.
Oysa öyle kanımla süslemiştim ki gelinliklerini,
Tamam vazgeçtim.
İğfal et ömrümü.
Seninim.

Gelmeye mecalim yok deseydin,
En cüretkar hayalimle gelirdim.
Bilirsin, sensin benim her şeyim.
Allah kahretsin!

Her gece pusuya yatmış onlarca ihaneti yuttum.
Sırf o bozuk lisanında uyumak için.
Uyandığımda yoktun.
Her yer ihanet kesikleri.

Aşkta cesur olmak varmış.
Tenin önemi yok.
Ben zaten ruhumu ona bırakmışım.
Tenimden geçse bir anlamı yok.

-Yani sevişmek somut bir şey olarak kalıyor tam da burada.-


Çok uzaklaştın!
Biraz içeri gel sevgilim.
Sensiz yarım kalmış bir küfür gibiyim.
Beyninde tutma beni.
Küfretmeyi sevmezsin, bilirim.
Ama bak, ben seninim.

| Sonra bir dağa yaslanıyorum, hatta bir denize.
Unutuyorum yüzme bilmediğimi.
Unutuyorum daha 18’i geçmediğimi.
Ve unutuyorum sevişmenin yasak olduğu bu kentleri.
Ben denizinde boğuluyorum sevgilim.
Yüzme bilmiyorum.
Kurtarman gerekirken, martı sanıyor simit atıyorsun tükenen nefeslerime.
Umudumu çalıyorsun.
Sahi, yüzün kızarmıyor mu hiç senin? |

Nadasa bıraktım beni.
Oysa iflah olmazdım artık.
Sen bana yasaklanan tek kelimeydin.
Köklerim senden başlıyordu benim.
Biz hep senle bendik.
İhanet olmasaydı kedimiz,
Belki biz olmayı başarabilirdik dedim.
Bekleme artık boşuna.
İflah olmaz tenim.
Nadasım ölümdür benim…

|| Keşke bu kadar yalnız bırakmasaydı(n)m beni… ||

Kan.ama


Suretin siliniyor gözlerimden.
Perdemdin,
Kalkıyorsun.

Aniden bir ölüm sızıyor ellerime.
Ellerim sen kokuyor.
Yok artık ellerim sen kanıyor.
Melekler hüzün kanıyor.
Cennetteki Zümrüt kuşu ağlıyor.
Kalkıyorsun perdemden.
Güneş odama yanıyor.
Papatyalarımın gözleri, kapıları yanıyor.

Hepsi
Hepsi senin yüzünden.

Tuhaf bir meleği öpmüşüm de
Sanki içim görünüyor.
Yok mudur bu hayatın tıkla sil gibi bir durumu
İçimden melek ağıtları dökülüyor.

Yıllarca değil, saniyelerde hayatım
Hiçbir şey yok gibi, sadece bir kaç düş kırıklığı.

Yaşadığım.ız her günü kaydeden birileri var
Bu yüzden yok sayılıyorum.
Gelsen varlığım kabullenecek bir şeye benziyorum
Gelsen sadece bir gün silineceğe benziyorum.

Kaydedici kızıyor.
Mumdan bir kız ağlıyor.
Önce musluklardan boşalıyor su
Sonra denizlerden.

Ben, oturmuş kitap okuyorum
Bir tren geçiyor tenimden.
Her çeşit cinayet ve intiharları tenimde hissediyorum.

Uzaklara daldığında korkardım.
Çünkü sen en çok uzaklara daldığında meleklerle yatardın.
Oysa yanımdaydın
Sen hep bu şekilde kaçardın.

Ben hiç senin gibisini görmedim.
Avucun çiviye batması gibi
Ayağın ayakkabıya vurması gibi
Gökyüzünün uçağa düşmesi gibi
Bak işte her şey biraz sen gibi
Ben ise hiç görmedim senin gibisini.

Geçen gün seni gördüm.
Gözlerinden yağmur yağıyordu.
Dudakların jilet gibiydi
Ve parmaklarından kanlar akıyordu.
Bana bakıyordun.
Bir şeyler fısıldıyordun
Sora silikleştin
Ardından silindi silüetin.
Hani hayal falan gördüm desem
Öyleyse dudaklarım niye kanıyordu en derin kesiğinden.

Seninle yürüdüğüm yolda en yalnızdım ben.
Şimdi geri dönüyorum.
Fark ediyorum da yollar yeniliklerle dolu.
Hiç görmemişim giderken.
Yeni bir ben'le geri dönüyorum.
Kanlarını akıtarak tüm acıların.

Öl hadi kahramanım.
Sensiz ve kalabalık geri dönüyorum.

Bir gece odama doldun, taştın.
Yatağıma uzandın, utandım.
Sarıldın sımsıkı, ses çıkartmadım.
O devasa yalnızlık bir damla azaldı.
Sonra kalktın, ne kadar yalnızlık varsa bana bıraktın.
Yine de ara sıra gel istedim.
Gel ki kimse yalnız kalmasın
Gel ki kimse yalnızlığı tatmasın.
Sadece baktın.
Cennetten kovulmuş bir yaratığa bakar gibi, kovar gibi baktın.
Utandım.
Sen yataktan kalktın
Ben kaldım.

Ve sonunda bir meleğin ayarsız iki kanadını
Söküp attım göğsümden.
Kan var,
Çok kan var.


Olsun geçer.

İçimden kalkan bir cenaze gibi
Karalarla, ağıtlarla, ağlayarak çeker gider.

Zaten elde kalan
Her zaman
Biraz toprak.

Kan var.
Çok değil.
Çeker gider...

Buz Kesiği


Birkaç adım uzağımdaydın sen,
Göremeyeceğim kadar uzakken.
Elimde buz kesti sıcaklığın,
Buz kesiği kanatmıyormuş ayrılıkları, giderken.

Bir rakı şişesinin kırgınlığından mı anlıyordum çocukluğumun acılı yanını?
Oysa babası için ağlarken çocuk dövülmüyor muydu hep?
Kördüm aslında ben. Annesinin omuzlarındaki dağları göremeyen.
Ve benim, aslında bir aşktan beklediğim verilmeyi unutulmuş baba şevkatinin kırıntılarıydı.

Üç adım ileri dönükken yüzüm, bir adım geride anardım eksikliklerimi.
Yürümeye çalıştığım ipimdi bu aşk, ayağım takıldı, celladım oldun, boğuldum.

Hani o yakınından bile geçmeye korktuğun kalbimin içinde etleri çürüyen çocukluğumun cesedi var.
Binbir gece asanlarım var.
İnsan aşık oldukça eksilen varlık,
İçten gelen bir gebelik zehirlenmesi misal.

Hayat mı veriyor sandın hayat kadınlarını, açarlarken bacak aralarını?
Hayat kadınlarının rahminden hayat yağsaydı tanrıya ne gerek vardı?
Uzaklaş sözünü yutan denizlerden...

Bir çerçeveye sığacak kadar anlık ve yakın olamadık ya yazık!
Düşsün bu aşkın tüm piç çocukları.
Ben, ben senden vazgeçiyorum.
Bilmesem de hangi böceğin neremi kemireceğini.
|Çokta önemli değil zaten toprak altına girmek,
Yeteri kadar kemirmediler mi etlerimi hem de yaşarken? |

Tanrım! Bu nüfus sayımında yok say beni.
Ben vazgeçiyorum...


(Daha gerçek olamazdı...)