22 Mayıs 2010 Cumartesi

Ölü Kadından Romeo'ya Mektup Var!


Kan sızıyordu parmak uçlarımdan bedenime,
Ölüm fermanımı imzalıyordu her bir hücrem.
Ölsem mesela, kimse gömmeyecekti.
Çok zaman geçti diyemem.
Bir gün, aniden.
Öldüm.
Kimse görmedi.
Kendi ellerimle gömdüm ceset kokan yerlerimi.
Duvarlardan kan fışkırdı üzerime,
Ben gözlerimi kapadım.
Korksam mesela tanrılardan,
Hemen ertesi gün vurulurdum.
Hayatın acımasızlığına karşı elimde kalan,
İçimde kalan,
Hiç.
Derdimi anlatamıyor cümleler,
Evet, aslında acılar hep karlarla düşer.
Düşsem,
Ölmezdim.
Ölü biri, daha ne kadar ölebilirdi ki zaten.
Şimdi duvarlar yıkılıyor üzerime.
Dudaklarımda bir parça ölüm kalmış,
Terkedilmiş bavullardan yol yaptım kendime.
Çoktan bitmiş bir cümleydi,noktası eksik.
Uzatmanın manası yok hiç.
Ama bir umut vardı hep, yaralarımı besleyen.
Savaş yok.
Artık savaşmak için güç yok.
Askerlerim yaralı,
Şehitlerimi topladım mendilimin içine.
Bundan fazla tükenilmez, eminim.
Her gülüşüm tam da sol yanından yara alırken,
Vakit çok geç her şey için…
Çığlıklarla yağmayı biliyorum toprağıma,
Bir baraj var ve ben sana birikiyorum.
Daha fazla tükenilmez diyorum.
Git-me!
Gelişinle doğacakken tüm çiçekler,
Sen lepiska saçlı kadınlara gitme!
Bir doğumla daha tükenecek mutluluk.
Ya bir daha hiç güvenemezsem?
Beni şimdi gömsen mesela denize sıfır bir ağacın dibine,
Yaşamam gerekse,
Toprak sancılanmaz, yeniden doğurmaz mı sence?
Sol anahtarına tutunup uçmak istemiştim ben,
Ah Romeo, gerçekten uğruna ölünecek kadar değerli misin?
Çok zor teninden geçmek.
Sizin o korktuğunuz yolu, tek başıma yürüdüm ben.
Ölecek kadar acımadığımı mı sanıyorsunuz?
Ah Romeo, bizi nasıl bize düşman ettiler?


Gitmeye niyetin varsa, hiç gelme.
Seni sensiz yaşamayı öğrendim ben ilk.
Okumayı öğrenmeden önce resim çizmeyi istemek gibi,
Ve bir tek seni çizdim ben.
Ah Romeo!.
Sokaklar ölümü andırıyor bu gece.
Nerede olduğunun önemi yok,
Bir mum yaksan yeter.
Hiç göremediğim halde inandıklarıma en iyi örneksin Tanrımdan sonra.
Sevmek birlikte olmak değil, ama ayrı olmakta.
Anlamını bilmediğim ve hatta hiç sorgulamadığım bu duygular,
Hepsi bana mı ait sence?
Gelme.
Vakit çok geç.
Mühürlü dudaklarım,
Yeminliyim, öpemem.
Baştan yenik başlamak akılsızlık.
Gideceğini bile bile sana gel diyemem.
Ama, yine de;
Bir kaşık suda boğulurum istersen
Ya da bir mum ışığında alevlenir arsız kalbim.
Korkmuyorum ki yalnız ölmekten,
Seni sensiz sevmekten,
Bu yolda tükenmekten…
Gideceğin varsa, hiç gelme.
Gel’me…


Doğrusu küçük bir not:

Romeo! Sana gelme diyemeyecek kadar acizim.
Kalbimi alsan,
Seni sensiz yaşamak istemiyorum artık.
Ya dağların alevine ruhum eğilecek,
Ya içim kopacak içimden, dünyayı eritecek.
Sen yine de aldırma sitemlerime.
Gelme diyebilmem için ruh değiştirmem gerekecek…

Sus Konçertosu


Kanlı vakıflardan yardım dilendim.
Gittikçe boşalıyorken içim,
Boğazımda kalmışken bütün kördüğümler,
Daha adını bile fısıldayamamışken kulağına...
Avuç açtım, aşk dilendim.
Farz et ki sen bendin.
Ya da kalsın. Farz etme!
Bu aşkın tüm farzları mekruhtur bize.
Kırk gün kokusu çıkmayan bir ayrılığın tek taraflı sahibiydim ben.
Öyle müstakil bir aşktı ki bu, acısı beter oldu.

Sırf yaz geldi diye üşür şimdi yokluğun,
Sırf sen gelmedin diye doldurmaya çalışırlar yerin/m/i.
Sen;
Daha aşkın denklemini kuramayan adam,
Nasıl A kadınından B kadınına saatte kaç km hızla gidilir'i hesaplamaya çalışıyorsun?
Biraz bekleseydin de yedisi çıksaydı bari aldatılmaktan ölen aşkın...

Astılar bizi,
Yalnızlığın en karanlık darağacına.
Sen bir şekilde kurtulup kaçtın,
Ben nefessiz kaldım.
İpten değil de kaçışından öldüm aslında.
Herkes boğulduğumu sandı.

Birileri geldi, bölücü faaliyetleriyle bizi aynı topraklar üzerinde yaşayan iki ayrı devlet haline getirdi.
Biz ise bu kadar mı acizdik? anlamadım.
Gözümü kapattım, açtığımda yalnızdım.

Tanrı dedi ki:
"Düzenimi bozdun ey kul.
Ben aşktan vazgeçmiştim.
Görünce aşkınızın acizliğini.
Sen düzenimi bozdun.
Havva'nın mı torunuydun?"

Aşırı dozda ihanet aldım
Şakağından vurdum Haziran'ı.
Sen ki çay bardağıyla bile aldatmaya çalışırken beni,
Ben seni bulmak için her kapıdan kovuldum.

Git diyordu aklım.
Söv ve git.
Yapma diyordu kalbim.
Gidersen neylerim?.

İntihar ediyorum ihanetlere.
Şeytan, dokunma bu aşka, ben kendim öldürmeliyim.
Bir meleğin rahminden ölüm düşecek bu gece,
Avuçlarımda kan var.
Ölemem...

Biliyor musun?
Yüreğim göz pınarında.
Tek damlanla düşebilirim gözünden.
Ağlama yalvarırım
Erkekler ağlamaz diye öğrendik büyüklerimizden.

Sonuç olarak sen bir başkasına gittin.
Ne olursa olsun, ne denirse densin
Bu aşkı bitirdin.
Şimdi kapat gözlerini,
Ben ölüm soyunuyorum...


||İçimdeki yangını söndürmek -göstermek- için
Tüm sokakları ateşe verebilirdim.
Herhangi birinden geçebileceğin ihtimali olmasaydı eğer.||


Tb

Hüzünlü Acılar A. Ş.


Kurduğumuz en ayyaş cumhuriyetin en dipteki başkentiydi bu aşk.
Bir gelinlik gibi sarmıştı pırıltılar dünyamızı ama içi boştu, içi karanlık.
Dokunsan yıkılacak bir karanlık vardı, yaklaşsan yutacak.
Damarlarımı kessen sen akacaktın, alkole ve başkasına aşık sen.
Boğulacağım sanki, karanlığa gömülecekmişim gibi.

Hayatındaki önemli şeyleri say dedim, ne olursa.
.Çıplak kadınlar, ağır makyajlar, bol alkol, uçuk kahkahalar...
Hüznü sevmem, bana kadın olsun yeter güzel çirkin farketmez..

Kendime Hüzünlü Acılar A. Ş.'den bir şeyler aldım.
Acı kokan parfüm, yalnızlıkla sarmalanmış külden uçurtma, boş sokaklar, derin uçurumlar falan işte.
Bilirsiniz depresif insanların aşinalarıdır bunlar
Bir de depresanlar...
Sermayem kendimden programlı aşk
Kahramanı kaçak.
Kendimden kaçmak için sığındım uğultulu bir sokağa
Küf kokan kapı önleri vardı, birine oturdum
Sığamadım. Sonra umursamadım.
Bir de baktım ki asfaltta kendi çatlaklarım.

İnsan kendisiyle yüzleşmeyi bilmeliymiş...

Koca koca adamlar ağladı, dağlar ağladı, annem ağladı
Sen sadece uyudun.
Hepsi bu kadar
Tek yaptığın bu.
Herkesi ağlattın ve uyudun, bu.

Ellerin nerde dedim, ellerini sevmeliyim.
Elleri ceplerindeydi, çıkardı, uzattı.
Ah ne göreyim?!,
İncecik beller, upuzun bacaklar, kanser kokan saçlar...
İşte başka kadınlar.
Sakla ellerini dedim sakla! Tükenmemeliyim.

Bir yıl sonra...

Ellerin nerde dedim ellerini öpmeliyim.
Elleri yoktu, bilekleri bomboş.
Nadasa bıraktım dedi.
O hiç değişmemişti.
Ve öyle gitti.

Zor değil. Elbette bir bedenin altına sığınabilir morluklar, kesikler, yanıklar.
İçten vurur kör gözlü adamlar.
Kan içe akabilir elbet.
Zor olan seni beklerken uyuyabilmek...

Pazarlıklar başladı. Ben çoktan kaybetmişim.
Yok zamanı geri alma gibi umudum.
Ellerimde şarap lekeleri
Bir kumar masasında sadece kırık bir kalple kalmışım.
Ellerimi, ayaklarımı
Gözlerimi kulaklarımı
Saçlarımı almışlar.
Bedenim yok. Ruhum kanar.

"Nasıl aşıksın sen kırmızı rujlara, tütün yanıklarına, orospu kokularına, alkollü yataklara...
İsimler yalan, acılar yalan, aşklar yalan.
Gerçeklerin küfür, alkol, fuhuş üçlüsü.
Hayat alıp satmak önemli.
Elin gezindiğinde bir kadının göğsünde, sormuyorsun hiç yara bu göğsün neresinde?
Kanlar akar yataklara, tüm hayatlar palavra.

Artık biliyorum.
İçinde ölüm uykusuna yatırdığın bir çocuk var.
Biliyorum, o çocuğu uyandıracak olan benim, acımla.
Tamam korkma. Artık hissetmiyorum söndürdüğün sigaraları ruhumda...

Bir cumhuriyet yıkıldı, toprakları dağıtıldı, başkenti ağlatıldı ve
VE yok.
Aşk gelir
Aşk sevilir
Aşk sevinir
Aşk sevişir
Aşk itilir
Aşk dövülür
Aşk sövülür
Aşk öldürülür.
Aşk acının annesi görevinde
Acı aşkın rahminde..

Hakkı yaşanmışlıktır
Ve gayette açıktır...

Hayat palavradır...

Saçma Sapan Bir Aşkın En Yok Yeri


Tanrım !
İnancımı kaybettim.
Affet !

Daha çok erken biliyorum.
Ama sende biliyorsun ki ben güçsüzün tekiyim.
Zaten acizim, halsizim.
Bir beden geriden geldim.
İki yol vardı önümde;
Kendim ettim.
Sana geldim.
Biliyorsun.
Bereket tanrılarını öptüm alınlarından,
Ve yine biliyorsun,
Nereye gitsem,
Oraya kıtlık da gelecekti.
Nereye gitsem, orası tükenecekti...

Şimdi yalnızım,
Hiç bu kadar yalnız olmamıştım.
Öyle ki adım atacak yer yok.
İşte, kış şimdi başlıyor.
Olmayacak dualara içten aminlerle…

Çok özleyeceğim,
O hiç bilmediğim küfürleri öğrenecek dilim.
Kalbim sıkışacak,
Karnıma taşlar doluşacak,
Organlarımın hayatı son bulacak.
Saçmalıktan ibaret olacak.

Tüm bunların sebebi lanet bir ayrılık olacak…

Neden bilmiyorum,
Hala savaşıyorum,
Çünkü seviyorum.

Bitti…

Zaten bir düştü.
Düşlere dokunulmaz ki !

Tanrııımm!
Neler oluyor, anlamıyorum.
İçimde gariplikler diyarı.
Olmayacak acılarla besleniyorum.
Çok acıyor.

Çok ağlıyor.

Çok ne?

Felaketim olacak bu aşk.
Ölümüm olacak.
Yok, yok artık yok.

Tanrım !
Bir bebeğin sevinci,
Bir cesedin hüznü,
Bir acının aşkı,
Bir aşkın acısı…

Aklımı sıkı tut!

Şizofrenik bir ruhun en ücra hücresine hapisim.
İki kişilik bir bedeni tek yaşıyorum.
Biri yorgun, üzgün, huysuz, melankolik.
Biri Pollyanna.

Çok yorgunum.
Ne kadar zormuş terminalleri ateşe vermek.
Şeytanları meleklere en düşman yerinden idam etmek.
Ondan geçmek…

-Çok halsizim.
Sadece bakacağım arkandan.
Ateş alacak tenim.
Kül olmayacak,
Duman olmayacak,
Hiç olmayacak.
Zaten yoktu.
Hiç, hiç yoktu,
Ve
Yok…-

Tanrım!
En hayvani yerimdi bu aşk.
Neler oldu, geçti, gitti.
Şimdi diyorsun ki;
Bitti !
Ama artık çok geç.
Evcilleştiremem aşka aç yerlerimi…

Affetmelisin ! ...

Fotokopik Yozlaşma


Aşkların da teknoloji ile yozlaştığını düşünüyorum artık. Herkes fotokopi makinesinden kaçmış gibi. Birbirinin aynısı. Önce “aşık” olunuyor ve hemen terk ediliyor. Terk edilmek acıtmıyor hiç. “zaten basit bir alışkanlıktı, unutmak kolay. Sevmiyordum. Hemen yenisini bulurum” rolüne giriliyor.
Aşkın yasını tutan kaç kalp var ki?
Mesela yas tutmaya kalksan kimse umursamıyor. Hatta “niye yas tutuyorsun ki?” gibi sorularla yüz yüze gelebiliyorsun. Robotuz aslında, tam anlamıyla robot. Neye programlanmışsak onu yaşıyoruz. Aşkı silmişler kimliğimizden. Yasak his. Aşık olsan, acı falan çeksen hor bile görülebiliyorsun. Kimse “biraz daha sabret, çabala, o geri gelecek.” demiyor. Herkes “giden gitti, boş ver, yeni aşklar senin, unut gitsin.” gibi cümlecikler kuruyor.
Ne kadar da basit!
Aşk hep tek taraflı bir histi. Hiçbir zaman iki aşık arasında eşit pay edilmedi. Hep bir taraf daha fazla sevdi. Eşit olsaydı zaten vuslatın önemi ne kadar anlaşılırdı ki? Eşit olsaydı aşk uğruna neden ölünür, şiirler neden yazılırdı ki?
Aşk acısı kavramı nasıl oluşurdu ki?
Aşkı basit yaşamak hayatı basitleştirmekle aynı. Basit insanlar basit aşklar yaşar. Aşk akıl, irade, merhamet, güç, yetenek, duygu ister. Yani her sevgili bulan aşkı da bulmuş olmaz. Her neyse. Zaten insanların çoğu aşkı bilmez. Bir makine var. Ayarlanıyor ve çoğaltılıyor. Makine bazen bozuluyor ve istisnaden bu ayarlanmış programlardan bağımsız fotokopiler çıkıyor.

---

Şimdi; içime bakıyorum da hala seni bekliyor. Temelden sorunlu bir nefes üzerindeyim. Dokunsan yıkılacak, eminim. Ama korkmuyorum. Beni öldürecek güç sen isen hadi durma. Ve biliyorum da aslında. Bir gün geleceksin. Tüm gösterişlerinden arınarak ama bir o kadar da şaşalı. Başım dönecek. Hatta nefesim kesilecek. Kucağımda bir avuç kül birikecek. Muhtemelen ayaklarım çıplak olacak ve toprak buz. Hatta lapa lapa kar yağacak acizliğime. Sırf sen geleceksin diye çürüyecek bir ceset bile bırakmayacağım yollarında. DNA’sı bile tutmayacak ayrılığımızın. Ellerimiz bile tutmayacak.

---

İçimde duaya çıkmış bir köy ve Tanrım sensin. Siyah, rahibe elbiseli bir kadın. Her cümlesinde adın. Derin bir sızı kokuyor kalbi. 18’inden kalma. Elini kalbine koydu. Bir balık tutmuştu ve avucunda çırpınıyordu. Çıkarıp attı. Köy yıkıldı, dualar yıkıldı. İçim yıkıldı.

---

__Gelmeyecektin oysa hiç…__


Bir iki istisnadan birisindir sandım. Fotokopi makinesinden kaçıp bana sığınırsın diye bekledim. Yıllar geçmesine rağmen hala şimdiki zamandayım. Yıllar önce de aynıydı.
Şimdi senin diğerlerinden farkın ne?
-Hiç!-
Evet, eminim ki aşklar da yozlaştı. Bu batı özentiliği ne hiçbir zaman anlamadım ve anlayamayacağım da sanırım.

Maria


Küçücüktüm yağmur yağdı,
Annem öldü sandım.
Hala mı çocuğum, anlamadım.
Bu bir düştü,
Henüz uyanamadım.


Uzaktan bir viyolonsel sesi geliyordu,
Kandım.
Koştum.
Aptalmışım.
Rüyamdaki sesi gerçek sanmışım.


Sağır bir bedenden dökülmüştü şarap.
Dudakları salkım sandım.
Kırıldı kemikleri kuklaların, tuz - buz.
Kirpikleri kesti sözlerimi tam bileklerinden.
Ah bu hayat!
Dudaklarından miras.
Bir avuç kül…


Ben senin uçsuz bucaksız parkında ucuz bir salıncaktım.
Bir varmış - bir yok
Korktu çocuklar.
Altını ıslattı rüyalar.
Ve karabasanlar.
Ben hiçbir zaman kullanılmamış eski salıncaktım.


Uzattı yüzünü,
Kırılacak sandım.
Gözlerini eğdi,
Kalbime dokunacak sandım.
Ah bu hayat!
Dudakların miras kaldı.


Sabah eve dönerken,
Ve terminaller ölmüşken,
Yaralı bir müziğe dokundum.
Parmaklarım koptu,
Müzik ağladı.
Buz - yok.


Ne yaparsan yap,
Şu lanet dünyada,
Ne yaparsan yap.
Alacağın bir avuç toprak.
Zorlamanın anlamı yok.


Hiç mi sevmedin beni çocuk?
Salıncağındım oysa.
Bak düşüyorum.
Çığlık atıyor biri.
Rahminde gökkuşağı.
Ağlanacak kadar değerli değil bu hayat.
Ah bu hayat!
Dudakların kül ve miras.



Bir gelinin çeyizinden döküldü bakireliği.
Sende dökülme mor düşlü bardağımdan.
Gitme Maria!
Bak ceplerimden dökülüyor adın.
Dudaklarım sen kokuyor hala.
Sende gitme!
Gidersen de git eyvallah.
Ne zaman durdurulmuş ki giden.
Aşksa,
Ve içinde gitmek varsa,
Durmam yolunda.
Ama,
Sende gitme,
Maria!






Bir varmış bir yok.
Hepsi bu…

AcıEbesi


Rüzgar her yere uzatmışken ellerini
"Hiçbir çocuk karanlıktan korkmayacak." dedi.
Başka birinin hayatını giymiş gibiyim.
İki büklüm kalmış sırtım.
Kanamalı bir Nisan ayındayken ellerim
"Hiçbir çocuk artık savaşta kalmayacak" dedi.

İlkbaharın fısıltılarını dinliyorum şimdi, gittiğinden beri.
Papatyalar yağıyor olmayışına.
İçim hala kış, bazen de kurak bir çöl ortası.

Toprağa ağlamalıydın dedi, yeşermeyi bilmeli insan.
Gözyaşından doğmalısın yeniden.

Kalmasın acıya dair hiçbir şey.
Bir şeyler hep geç kaldı,
Ya da geç kaldık biz.
Yoruldum yetişememekten,
Geç kaldığımı görüp daha da üzülmekten.
Ve ben yoruldum erken gelmekten.

Orta yolu yok mu şu kader denen şeyin?

Botokslu bir kalple yaşamaktayım -ki büyük ihtimalle çok da çirkin.
Gerginim.
Ellerim titriyor sık sık.
Nefesim kesiliyor.
Ben, bu kalple gerginim.
Ellerim titremesi fay hattından.
Nefesimse ekmek gibi, sürekli birilerinin açlığı bitiyor.
~
And içmişsin, her kabuk bağlayan yarayı kanatmak caizdir demişsin.
Unutma ki her acı mekruhtur çektirene.
Ve her acı bir sınavdır çekene.
Not güce bakar.
Güçlü olan acıya düşer mi?

Dilime batıyor suskunluk.
Ayaklarım sökülüyor yollarında.
Susma diyorsun ya, ağır kanamalı dilim.
Hani konuşsam döküleceğim.
Bakma gözlerimin ta içine ne olur.
Göremediğin yanardağlarım var, bir kirpik hareketinle patlar.
Gel-me, gör-me, konuş-ma.
Ve sakın dokunma, eririm.
Buz kütlesi gibiyim.

S e n .
Acılarımın ebesisin.
Doğuran sensin, doğurtan sensin.
Tüm küfürler sana.
Affet sevgilim.
Bu mesleği sana ben verdim.
Tutunmak için bu ağırlığından başka bir özelliği olmayan hayata.
Sürekli itilirken uçurumlara, dizlerimde nefes yok.
Affet sevgilim.
Ben uyuşuk insanın tekiyim.
~
Rüzgar perdelerle şevişiyor.
Aynı rüzgar saçlarımla sevişiyor .
Rüzgar gibisin sevgilim.
yokgibisintokgibisinhepkendingibisin.

İlkbaharı dinliyorum ben şimdi, sen gittiğinden beri.
Gözlerim gökte,
Ağlıyorlar yerime.
Islanıyorsun ya,
Her damlada hisset beni.

Her nefeste hissettiğim gibi seni...