6 Ağustos 2009 Perşembe

Ölüm kurtuluş.. Kime ne!





Yağmur yağıyor,
Asfaltta her damlanın ayak izi.
Sen gibi,
Bir koku bir ayak izi.
Yağmura benziyordun sen,
Bu kadar benzerlik olabilirdi.
Melekler hediye ediyordu seni asfalta,
Sen çekip gidiyordun,
Bir ayak izin kalıyordu yaralı asfaltta,
Bir de hoş kokun.
Diyorum ki şu yağmur bana özel sel olsa,
Boğsa.
Arınmak isterken boğulmayı başaran zavallı!
Bak gazete manşetlerimde hazır.
Bir sözünü tutmayışın, bir gelmeyişin, bir de kaçışın
Sonrası
Ölümle başlayan aşkım.
Ben seni bir yalnızlık, bir sensizlik, bir de ölümle aldattım.
Yerime nefesiyle dolduğun binlerce hafif meşrep kadınlarına karşın,
Birkaç yabancıyla aldatılmışlık.
Bunlar mı senin derdin?
Peki düşünmüyor musun hiç?
Allah’ın cezası bir gün bile başını avuçlarının arasına alıp düşünmedin mi yani?
Öldür beni!
Sırtımdan hançerleme her seferinde,
Direkt sapla kalbime!
Bak bu soyut somut ilişkisine takılma,
Sen zaten soyut olarak 3 yıldır işkence ediyorsun ruhuma, benliğime,
Saplasan hançeri kalbime kime ne!
Gel de tut bir şu nabzımı
Adın geçiyor her teklemede,
Böyle ölmektense…
Off!!...

Ahh gök yüzümü gözümden silen adam,
Yarınlarıma acı tohumlarını hiç yılmadan eken adam,
En huysuz geceleri hediye eden adam,
Gitme dedim sana defalarca,
Üç maymunu alıp yanına, çektin gittin uzaklara,
Parçalandım.. çığlıklarımı duymadın!
Bileklerim yanıyor şimdi,
Kalbim acı tarlası.
Düşünüyorum da gerçekten hiç mi düşünmedin beni,
Bir kez bile,
Birkaç saniyelik de olsa,
Allah kahretsin!
Hadi sapla hançerini kalbime,
Öldür,
Kime ne!!...

30 Temmuz 2009 Perşembe

rengi mor'du...


Mor düş’tü… beklemek yorgun,, sabırsız, uykusuz…

Adın bile yetiyor nefesimi kesmeye.

Salıncaklar hep iki tane.

Her adımımda kırılıyor demirler,

Kırık salıncağa asılıyor adın.

Herkes sana akıyor,

Ben uzaktan izliyorum,

Bozuk dvd oynatıcı hayatım.

Avuçlarının coğrafyasına bayılıyor farklı tenler,

Ateş böcekleri dans ediyor kaldırımda.

Martılar yorgun batıyor sulara.

Lal kesiliyor sokaklar.

Deniz çıldırıyor soğuk teninde,

Nefesim kesiliyor seni böyle görünce,

Ama her seferinde salıncaklar hep iki tane….

Yine gidiyorsun birer birer,

Ateş böcekleri asılıyor kirpiklerime.

Deniz çığırından çıkıyor bedenimde,

Ve sen, döküyorsun en karanlık mürekkepleri üzerime.

Şeytanla iş birliği yapıyorsun, biliyorum.

Dudaklarımda birikiyor acılarım.

Onlarca bavul eskiyor yollarımda,

Sen şeytanla iş birliği yapıyorsun, biliyorum.

İnanır mısın saç tellerimden daha fazladır hayallerim,

Ama her yer çöplük.

Çünkü öyle bir kaynıyor ki içim,

Hayallerimin hepsi sönük.

Tonlarca kırılıyor yıldızlar,

En hüzünlü ölü merasimiyle toprak oluyor yarınlar,

Zincirlere mahkum kalıyor sokaklar,

Çığlıklara boğuluyor martılar,

Susuyorsun…

Zaten hep susardın,

Bir fark,,

Bu sefer gözlerin kapalı…

13 Temmuz 2009 Pazartesi

Hijyenik hayallerime gam tozu saçtı hayat..


Şarj aletine bağlı cümlelerim,

Basit bir elektrik akımına milyon anlam yükleyebilirim.

Edebi silinmiş hayat oyununda,

Söyle kaç bel altı zihinli perde daha!

Başı boş düşlerimle integral hesaplar peşindeyken,

Hijyenik hayallerime gam tozu saçtı hayat…

Yediğin bir külah dondurmadaki kazık sayısı kadar sözün,

Ve illegal masallar peşinde düşündeki çocuk gülüşün.

Kalitesi en üst seviye, fiyatı etiketin yarısı bedeninle katılma davetlerime..

Benim ucuz şaraplarım seni zehirler, bilmezsin.

Teorisi hazır bu son düşümde gösterime hazır halde.

Ve en imkansız bekleniyor, gişe rekorları kırmam isteniyor.

% 50’si hayal ürünü olan kül kedisi hikayemde.

Sen kül ben kedisi, yok işte ötesi.

Basitleşmemi engelleyen meşhur hayat törpüsü,

Bir de kulağımda hüzünlü bir hayat türküsü.

Yine de;

Hijyenik hayallerime gam tozu saçtı hayat…

Temizleyemedim…



Tanrı seni neyden yarattı?!..

Sen tam da şu an en sert içkilerin kollarında eğlendirirken ruhunu,

Ben haziran’ın ortasında, haziran sıcağında, üşüyorum.

Isıtmayı vaat etmiştin oysa.

Söz vermiştin.

Şimdi tenin başka avuçlarda günü güne katmaktasın

Yalan mı?

Bunu bilerek aramaya kalkıyorum seni.

Sadece sesini duymak için.

Sonra diyorum boş ver

Böyle yaşaman gerek, buna katlanman gerek.

“vay be, ne sabır. İçine tüküreyim ben böyle sabrın!”

karamel tadında paslı bakışın hala gözümün önünde.

Öyle bir yer etmiş ki silemiyorum ne kadar ağlarsam ağlayayım.

Kızıl gök yüzü altında,

Ruhumu teslim etmek üzereyken tanrıya,

Adını fısıldadı yıldız.

Ruhumu alıp kaçtım sonra, aniden.

Tek dileğimdi pastamdaki mumları üflerken.

Tenine dokunabilmeyi dilemiştim, kokunu bilmeyi.

Sen değil miydin “senle olacak, evet olacak” diyen.

Neden aşık olduğun alkolün kollarındasın şimdi?

Hem de beni onlarca yalnızlık içinde bir başıma bırakarak.

Yanımda kuş gibi titreyen sen değil miydin?

Bakışlarını kaçırmak için türlü tavırlar takınan sen değil miydin?

Alkol etkisi yaratmadım sende biliyorum.

Ama izin vermedin ki.

Belki böyle olmazdı.

Belki yeniden canlanırdı çürümüş hücrelerin.

Ama izin vermedin ki..

Her giden geri döndü kilometrelerce uzaktan.

Hepsi geldi, gitti, geldi, gitti, geldi…

Bir sen, sen geri gelemedin lanet olası.

Bu senin farklılığını mı gösterir?

Evet farklısın hepsinden, korkaksın hepsinden!!!..

En aç şehri içimdeki patlamaya hazır volkan mısırlarıyla doyurmayı düşündüm.

Bir kibrite bakardı tokluk.

Seni özlediğim gecelerden birinde yine sabahı beklemekteyim bak!

Bu şehrin aşkları fırtına gibiydi.

Başladı mı öyle sert öyle hoyrat.

Bitti mi param-parça!

Şu an başka bir şehirde olsan da.

Başkalarının nefesleri dolsa da içinin de en içine.

Yine de döneceksin şehrime.

Döndüğünde birlikte ateşlesek kibriti,

Açlık istemiyorum ben!

Öyle birden dikiliyorum ay’ın karşısına.

Ruhsuz gibi, taştan gibi, anıt gibi, sen gibi.

Böyle görünmem gerektiğinin bilincindeydi beynim.

Aslında rüzgar üflese düşecektim.

Bilirdi rüzgarda halimi.

Dilediğim sendin ya benim.

“En imkansızı yaşa!” dedi hayat.

Karşı koymaya gücüm vardı, karşı koyacaktım, kararlıydım.

Niye seni seçti hayat?

Sen varsan nasıl karşı koyabilirim ki ben!

Lanet olsun, lanet olsun, lanet olsun!...

Yüzlerce laneti savuruyorum havaya.

Yine de dinmiyor içimdeki savaş.

Herkes bizi bekliyor sev-gili’m!

Herkes yan yana gelmemizi bekliyor.

Mahşer yeri etraf.

Korkuyorsun,

Kaçıyorsun!.

Diyorum “tanrım yeter artık, yalvarırım yeter!”

Korkak bir adamın ardından sürgün edilmemeliydim ben cehennem gecelere.

Uçurum gözlü sev-gili’m.

Sana anlattım ben iki yüz yılımı, sana be adam sana!

Duvara anlatsam bu kadar duyarsız kalmazdı, eminim.

Tanrı seni neyden yarattı???

Ve hayat, beni de heykelleştirmek istedi,

Herkesin heykelleşmeye başladığı ve hatta heykelleştiği şu dönemde

İşim olmaz taştan işlerle!

Heyy! Terinde ölmeyi istediğim adam.

Sensizlikte öldüm bilir misin?

Aşkın dolup taştığı dönemlerde yeniden doğmayı isterim ben

Bilir misin?

Seni de yanıma almak isterim

Gelir misin?

Heeyy! Bir türlü öldüremediğim adam!

Tanrı’nın bana peygamber sabrını hediye ettiği şu günlerde.

Nerdesin sen?

Aptal adam! Öl desen, hemen!

Hadisene be adam, çaldır şu telefonu –bir kez- yalvarırım.

Özledim desem inanır mısın?

Hem de ne özlemek.

Sadece bir bakışına iki yüz yılımı verdiğim adam

Nerdesin?

Gel de al şu son nefesimi.

Güç yok,

Güç yok,

Güç… Yok!

Küçük insanlar küçük harflerle yaşar.

GERÇEK 2 : - veee tekrarlanır yine aynı sahne!... |sahte..|

Unuttum ki tüm masalları...

Hatırlamıyorum rüyaları.

Önemsemiyorum yarınları.

Unuttum işte tüm masalları.

Yasal olmayan binlerce düş kuruyorum.

Korsan yayın yasak deniyor.

Düşlerimi alıp kırıyor gerçekler.

Yine de düşmüyorum.

En soğuk soru işaretlerine göğüs geriyorum.

Üşümüyorum.

Simule edip tüm sözlerimi,

Lağvediyorum düşlerimi.

Aşk yaşamıyorum ben, aşkın adı yok.

Ölümü şaraba katıp içiyorum, şaraba aşk diyorum.

Ölümü tadıyorum.

Her şeyin bittiği kanaatine varırken,

Bir de uğramayan dostları seziyorum.

Konuşmaya gücüm tükeniyor,

Damarlarım tükenmişlik doluyor,

Damarlarımdan geçiş hissini alıyorum.

Büyük harflere meyil vermiyor,

Küçük harflerle küçülüyorum.

Küçük insanlar küçük harflerle yaşar, unutma bunu.

Unutmuyorum…

Yaşamıyorum.

Limanımdaki durgunluğun tadını almaya kalkıyorum,

Fırtına ortasında kalıveriyorum.

Her yiğide harç vermiyorum,

Yiğitleri önemsemiyorum.

Azrail’in pis gözlerle bana baktığını,

Hatta ensemdeki nefesini hissediyorum.

İçim ürperiyor ama ölmüyorum.

Değeri bulsan, değersin kalmazdın. Değil mi?

Değeri bulamıyorum.

Matematiği sevmiyorum.

Seni istiyorum.

Değersiz kalıyorum.

Yıldızlar kayıyor, tutamıyorum.

Sanki her şey yolunda gibi.

Değil mi?

Değil…

İçimdeki halk otobüsleri

Sen enkaz altında bıraktıklarınla rekora koşarken,

-ki rekora bak, “kaç kişiyi enkaz altında bırakabilirsin?”-

ben kaçıncıyım?

2. olduğumu sanırken aslında hiç olmadığımı fark etmek.

Görüp geçireceğim en büyük deprem.

Yeter artık! Öldür şu lanet dakikaları!!

Sıcaklığın sarsın bedenimin her yerini.

İçim alev alsın, yanayım.

Beynimde durduğum zaman dilimi yeniden başlasın.

Sonra sen en sevdiğim şarkıyı dinle, şarkı adımı ansın.

Yerin dibine gir!

Ben ne ölümlerden döndüm, ne cesetler gömdüm.

En yüksekten en dibe düştüm, gömüldüm.

O yerin dibi acıdı halime…

Yeniden dirildim!

Şimdi sen,, sadece basit bir dibe çöküş.

Sonra yerin dibi utansın senden.

Hiç olmayan çıkışlar ara.

Tematik hayatımın en vurgun yerini yaşıyorum.

Sallamasyon masallarla avunup, kabuslara uyanıyorum.

Aklımdan tutabileceğim en büyük sayıyı tutuyorum,

Sonra onu çarpabileceğim kadar çok sayıyla çarpıyorum.

Çıkan sonucun milyon katı kadar özlüyorum.

Özlemek ağır geliyor, ölüyorum.

Bir kuru sözünü duyuyor, diriliyorum.

Kaç kez öldüğümü sorma, bende bilmiyorum.

Adını her andığımda camlar kırılıyor avuçlarıma.

Avuçlarım parçalanıyor, canım acıyor.

Ağlıyorum, göz yaşım düşüyor kırıklara.

Kırıklar artıyor daha da parçalanıyorum.

Yapraklar kapatıyor gözlerimi.

Önümü göremiyor, yolumu bulamıyorum.

Sokağına giriyorum, sokak yok oluyor.

Depremler oluyor, adımların göçük altında…

--sırf sen geçtin diye kullanıma kapattırıyorum yolu,

izlerini silemesin araba lastikleri diye hem de.

Asfalta baktığımda izlerini göreyim diye,

Belediye de onayladı.---

Bugün kazı çalışmaları yapılıyor caddelerimde.

Asfaltı değil beynimi deliyorlar çalışanlar aletleriyle.

Susuyorum, kaldırımlar konuşuyor yerime.

Elektrik direkleri dimdik değil, eskisi gibi.

Gökyüzüyle denizi birleştiremiyorum ufukta.

Balkon demirleri soğuk ve paslı.

Parçalanmış ellerimle tutunuyorum yarınlarıma.

Arabanın plakası geçiyor gözümün önünden.

İçimde kılcal damarlarımın intiharını izliyorum.

Kulağımda çatal kaşık sesleri.

Sanırım yine zehire bürünüyor düşlerim.

Dokunmayın içimdeki halk otobüslerine,

İzin verdim bugün benzinlerine…

eksantrik sol omzumdaki sensizlik..

Gözleri dolu cam kırığı..

Kırıklar temizlenir, kolay!

Sözlerinle çizdiğin resimleri yak!

Üzerime yağan hüzün gerçek değil!

Söz veriyorum bu gece yanında uyuyacağım..

Kalbini avuçlarıma alıp, ninnilerle uyutacağım.

Söz veriyorum bu gece burada kalacağım.

Ve

Söz veriyorum sözlerimi tutacağım,

Yeter ki öldür sessizliği…

Ben, bir avuç külde yokluğu buldum.

Gözlerim parçalanırken,

Dökülen sen oldun!

Ne ellerim sağlam kaldı, ne gözlerim.

Yine de söz veriyorum, seninle kalacağım.

Eksantrik yağmurlarla kaplı düşlerim.

Her gidişinle bir parça eksilirim.

Havası gitmiş, eski bir balon gibi…

Söner, uçar gider düşlerim.

En aşağılık yıldızdan aniden düşerim.

Dilimle dans eder sözlerim.

Her gidişinle bu son der eksilirim.

Sonu gelmez cehennemin.

Gazoz ağaçları dikilir parmak uçlarıma.

Uçsuz bahçeme sonsuz tohum ekerim.

Gökkuşağı gelir yükselir kaburgalarıma.

Lanet cehenneme bir yenisini eklerim.

Sözlerimi geri alma lüksümü kullanmam.

Darmadağın etsen de bedenimin her yerini,

Sözlerimi geri almam.

Eksantrik yağmurlarla kaplı düşlerim.

Her düşüşümle bir adım silinirim.

Zamansız uçan, silinen buhar gibi.

Kırılır dökülür hayallerim.

Ve ben yine de dönmem sözümden, düşerim.

Sensizlik ömür boyu sol omzumda kalacaksa da.

Sana söz kalacağım burada.

Sol omzumla…